Kapat (x)

Değerli Yazarlarımız ve Ziyaretçilerimiz,

Ocak 1998 yılından bu yana Türkiye' nin İLK Hakemli İnternet Dergisi olan Mevzuat Dergisi yıllardır sayısız akademik araştırmaya ve makaleye yer vererek Türkiye' de bilimin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Takipçilerinin de bildiği gibi Mevzuat Dergisi bir süredir gayrifaal duruma düşmüş olup son sayısını Haziran 2013 tarihinde çıkartmıştır. Başar Mevzuat olarak yol açmış olduğumuz elektronik yayıncılık günümüzde ülkemizde önemli noktalara gelmiş olup Mevzuat Dergisi bu yönden misyonunu tamamlamıştır.

Mevzuat Dergisi 31.10.2017 tarihine kadar sadece dergi yazarlarımızın yazdıkları makalelerine erişebilmesi ve gerekli yedeklerini alabilmesi amacıyla yayında kalacak olup bu tarihten sonra yayın hayatını sonlandıracaktır.

Bu gune kadar bize gostermis oldugunuz ilgi icin tesekkur ederiz.

Mevzuat Dergisi - Iletisim: info@mevzuatdergisi.com

 

 YIL: 10

SAYI: 113

MAYIS   2007

 

 

önceki

yazdır

 

 

  Yrd.Doç.Dr. Yusuf DEMİR

  Uzm. Mustafa İBİCİOĞLU

 

  

TÜRKİYE’DE TÜKETİCİ FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN EKONOMİK BÜYÜMEYİ ETKİLEME SÜRECİ


ÖZET

Tüketim ekonomik büyümenin en önemli dinamiklerinden birisi olarak görülmektedir. Tüketicilere ödeme kolaylığı sağlayarak ekonomik büyümeye katkı sağlamayı hedefleyen tüketici finansman şirketleri, finansal piyasaların önemli kurumlarından birisidir. 1990’lı yıllarla birlikte de gerekli yasal düzenlemeler yapılarak sektörün ve şirket kuruluşunun alt yapısı hazırlanmıştır. 1990’lı yılların ikinci yarısında da ilk şirketler kurulmaya başlanmıştır. Yaşanan gelişmeler yabancı sermayenin de dikkatini çekmiş ve bu sektöre önemli miktarda yatırım yapmışlardır. Bu çalışmada, Türkiye’de faaliyet gösteren tüketici finansman şirketlerinin milli gelir ya da milli gelirdeki artışın yüzde ifadesi olan ekonomik büyümeyi etkileme süreci, milli gelir denkliği üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Tüketici Finansman Şirketleri, Ekonomik Büyüme

ABSTRACT

Consumption has been considered as one of the most essential aspect of economic growth. Consumer credit companies are one of the prominent institutions of the financial markets and a major dynamic of economic growth as a key provider of credit comfort to consumers. New legal amendments created the needed infrastructure for creation of sector as well as establishment of the companies.  Early companies started to emerge in the second half of 1990’s. These developments have attracted the attention of foreign companies and they invested considerably to the sector. In this paper, using the national income identity, we investigate the process of impact of the consumer credit companies, which are active in Turkey, on national income or economic growth which also shows the percentage point increase in national income.

1.Giriş

1980’li yıllar Türkiye’de ekonomik ve sosyal alanda yapısal değişmelerin başladığı yıllardır. Bu dönemde başlayan finansal liberalleşme ile birlikte ekonomide yeni finansal kurum ve araçlar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu kurumlardan biri de tüketici finansman şirketleridir. Sahiplerine ekonomik kar sağlayan finansman şirketlerinin, ülke ekonomilerine ekonomik büyümenin finansmanı, mali piyasaların derinleşmesi ve ortaya çıkan finansal krizlerin etkilerinin azaltılması gibi konularda etkilerinin olduğu düşünülmektedir.

Mali sistemde faaliyet gösteren ve temel fonksiyonu aracılık olan finansman kurumları ekonomik büyüme açısından çok önemlidir. Gelişmiş ülkelerin finansal sistemleri incelendiğinde çok farklı yapıda ve çok fazla sayıda finansman sunan kurumlar olduğu gözlenmektedir. Bir ülkedeki finansman kurumlarının tür ve sayı anlamında fazlalığı gelişmiş ve derin bir finansal sistem için öncelikli şartlardan biridir. Finansal sistemin derinliği ve gelişmişliği ekonomideki atıl fonların üretime etkin bir şekilde kazandırılmasında ve finansman maliyetinin baskı altına alınmasında önemli role sahiptir. Üretime kanalize edilen bu kaynaklar yatırımları uyaracak, yatırımlarda ekonomik büyümeyi etkileyecektir. Dolayısıyla bir ülkede mali sistemin gelişmişliği, ekonomideki atıl fonları üretime etkin bir şekilde kazandırmak suretiyle büyüme üzerinde dolaylı bir etkiye sahip olmaktadır.

Türkiye’de finansman sağlayan kurum dendiğinde akla ilk gelen bankalardır. Bankalar temelde ekonomideki atıl fonları mevduat şeklinde toplar. Bilânçolarında yükümlülük kaydettikleri bu mevduatları bireysel ve kurumsal müşterilerine kredi şeklinde kullandırmak suretiyle aktifleştirirler. Kullanılan kredi ise ekonomik anlamda yatırım ya da tüketime dönüşmektedir. Türk mali sisteminde, finansman sunan kurumlar arasına özellikle 1980 sonrasında bankaların yanında başka kurumlarda yer almaya başlamıştır. Tüketici finansman şirketleri de bu kurumlardan biridir.

Bu çalışmada, Türkiye’de faaliyet gösteren tüketici finansman şirketlerinin milli gelir ya da milli gelirdeki artışın yüzde ifadesi olan ekonomik büyümeyi etkileme süreci, milli gelir denkliği üzerinden ortaya konmaya çalışılmaktadır. Bunun için tüketici finansman şirketlerinin içerisinde yer aldığı mali sistem hakkında kısa bilgi verildikten sonra tüketici finansman şirketleri anlatılmıştır. Bu ön bilgilerden sonra, Türkiye’de faaliyet gösteren tüketici finansman şirketleri tarafından kullandırılan toplam kredi hacmi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki test edilmiştir. Son kısımda ise sonuçlar ortaya konularak yorumlanmıştır.    

2. Literatür

Ülkelerin finansal gelişmişlik düzeyleri ile ekonomik büyümeleri arasındaki ilişki özellikle son yıllarda araştırmacıların sıklıkla üzerinde durdukları bir konu olmuştur. Bununla birlikte, tüketici finansman şirketleri ile ekonomik büyüme arasında doğrudan ilişkinin test edildiği çalışmalara hem uluslar arası hem de ulusal literatürde sıkça rastlanılmamaktadır.

Bununla birlikte, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkilere yönelik ilk çalışmalar Bagehot (1912), Schumpeter (1912) ve Hicks (1969) tarafından yapılmıştır. Bagehot ve Hicks finansal gelişmelerin endüstrileşmede önemli katkılarının olduğunu vurgulamışlardır. Schumpeter ise finansal gelişmelerin teknolojik yenilikleri teşvik ettiğini bunun ise ekonomik büyümeye yardımcı olduğunu ifade etmiştir (Wagabace, 2004:3).

Finansal kesimdeki gelişmeler ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkileri açıklayan çalışmaların büyük bir bölümü bankacılık kesimindeki gelişmeler ile ekonomik büyüme arasandaki ilişkilere yönelik olmuştur. Finansal gelişmeler ekonomik büyümenin iyi bir göstergesi olarak gözükmesine rağmen araştırmacılar bu ilişkiye yönelik ortak sonuçlara ulaşamamışlardır. Daha da ötesi, farklı kurumsal özelliklerine ve piyasa büyüklüklerine bağlı olarak sonuçlar ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebilmektedir (Hondroyiannis vd. 2005:174). Örneğin Levine (1991), Levine ve Zervos (1995), Demirgüç-Kunt (1994), Demirgüç-kunt ve Levine (1996) hisse senedi payasalarındaki gelişmelerin gelişmekte olan ekonomilerde ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemişlerdir.

Makro iktisat teorisindeki son gelişmeler finansal aracıların bir ülkede sadece işgücü başına üretim düzeyini etkilemekle kalmayıp aynı zamanda uzun dönemli büyüme oranlarını da etkilediğini göstermektedir. Bunu yaparken tasarruf yapanlarla yatırımcıları bir araya getirme maliyetlerini çözerek finansal enstrümanların daha etkili şekilde yatırımlara tahsisine imkân tanımaktadır. Üstelik ampirik çalışmalar artan şekilde göstermektedir ki finansal gelişme ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir. Bu makro sonuçlar finansal aracıların nasıl ortaya çıktığını, hangi aracılık tiplerinin optimal olduğunu açıklamamakla birlikte bir ekonominin uzun dönemli büyümesi için finansal aracıların zorunlu olduğunu, açık şekilde göstermektedir (Gross, 2001: 29).

Finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasında çok yüksek bir korelasyon söz konusudur. Bununla birlikte bunlar arasındaki nedensellik bağı ancak son zamanlarda kurulmuştur. Gelişmiş bir finansal sektör fonları daha etkin yönlendirmekte, teknolojik yenilikleri teşvik etmekte, riskleri farklılaştırmakta, kurumsal yönetimi daha etkin uygulamakta ve sonuç olarak da daha kârlı ve daha az riskli yatırım projelerinde daha çok sermaye birikimi oluşmasını sağlamaktadır (Erkan, 2005:25). Modern büyüme teorileri finansal sektörün uzun dönemli büyümeyi iki özel yolla etkilediğini göstermektedir. Bunlar; sermaye birikiminin etkilenmesi ve teknolojik ilerleme hızının etkilenmesi şeklinde olmaktadır (Wagabaca, 2004).

King ve Levine (1993a) Schumpeteryan bir bakış açısı ile finans ve büyüme arasındaki geçiş yollarını bir başka yaklaşımla ele almaktadır. Onların modeli yenilikleri büyümenin motoru olarak tanımlamaktadır. Çünkü daha yüksek düzeydeki yenilik hızı daha yüksek verimlilik büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Finansal piyasalar potansiyel yenilikçi projeleri değerlendirmekte, daha fazla finanse etmekte ve yatırımların gerçekleştirilmesini takip etmektedir. Böylece finansal piyasalar, etkili kaynak tahsisi fonksiyonuna yardımcı olmakta ve ekonomiler daha yüksek verimlilik düzeylerine ulaşarak büyüme hızları artmaktadır.

Finansal kalkınma ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye ilişkin bir diğer perspektif finansal piyasalar, tasarruflar, yatırımlar ve ekonomik büyümeye ilişkindir. Bu argümanlara göre finansal piyasalar tasarrufları, yatırımları ve böylece büyüme hızını yükseltecektir. Çünkü hisse senedi piyasaları risk tercihi ve likidite ihtiyaçları yönüyle hane halklarının tasarruflarının yatırımlara aktarılmasında oldukça uygun bir araçtır. Gelişmiş bir sermaye piyasasında bireylerin hisse senedi sahibi olması yatırım projelerinde riskin paylaşılmasına aracılık etmektedir. Etkili bir fiyatlama süreci iyi yönetilen ve karlı olan firmaları ödüllendirecek ve hisselerini daha değerli kılacaktır. Bu mekanizma daha düşük sermaye maliyetiyle yeni yatırımlara yol açacak, toplamda ise ekonomik büyümeyi hızlandıracaktır (Leigh, 1997). Modern bir ekonomide ise bankalar ve hisse senedi piyasaları finansal sistemin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Aynı zamanda King ve Levine (1993b) hisse senedi piyasaları ve bankaların rollerinin birbirlerinden ayrılamayacağını vurgulamışlardır. Finansal piyasalar bireylere daha az riskli fakat verimli ve likit yatırımlar yapmalarını sağlamaktadır (Santomero,2002:104).

Finansal piyasalar bilgi kanalları yoluyla da ekonomik büyümeyi etkileyebilmektedir. Firmaların hisse senedi fiyatlarını yansıtan bir bilgi, firmanın daha verimli alanlarda yatırım kararları almasını teşvik etmekte, bu durum ise ekonomik büyümeyi hızlandırmaktadır. İçsel büyüme modelleri genellikle finansal gelişme ile uzun dönemli ekonomik büyüme arasındaki ilişkilere vurgu yaparken verimlilik artışlarını muhtemelen finansal gelişmeden ekonomik büyümeye geçişin bir aracı olarak görmektedir. Bunu yaparken bankacılık sistemi, hisse senedi piyasaları, sigorta şirketleri, bono piyasaları şeklinde finansal piyasaları birbirinden ayırıp, teker teker ekonomik büyüme ile olan ilişkilerini araştırmamaktadır (Dow ve Gorton, 1995).  Sonuçta kaynakların tahsisi fonksiyonu açısından hem hisse senedi piyasaları hem de bankaların yarattıkları enformasyon, kaynakların tahsisine yol göstermektedir.

Levine özetle finansal aracıların ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin şu yollarla olduğunu ifade etmektedir (Levine, 1997: 688-726).

- Tasarrufların mobilizasyonu

- Risk yönetimi

- Yatırım fırsatları hakkında bilginin sağlanması

- Ödünç verenlerle ödünç alanların sürekli gözlemlenebilmesi

- Mal ve hizmetlerin değişiminin kolaylaştırılması

Etkili finansal bir yapı aynı zamanda yabancı sermayenin doğrudan ya da dolaylı şekilde ülkeye girişini de kolaylaştırmaktadır. M. Obstfeld (1994) finansal piyasaların gelişimi ve uluslar arası finansal piyasalarla olan bağlantıların ekonomiler açısından yararlı olduğu kadar işletmeler için de yararlı olacağını ifade etmiştir. Çünkü işletmeler için gerekli olan fonlar yurtdışından kolaylıkla getirilebilecektir.

 

3. Finansal Sistem

Yatırım ve tasarruf kararlarının serbestçe alındığı serbest piyasa ekonomisinde, tasarrufların yatırımlara aktarılması mali sistem içerisinde gerçekleşmektedir. Mali sistemin temel işlevi, gelirleri harcamalarına göre daha az olan kesimlere fon transferini sağlamaktır. Fon fazlası olanlarla fon ihtiyacı olanlar arasındaki fon akımlarını düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araçlar ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan piyasalar (para ve sermaye piyasası) bütününe finansal sistem denir.

Mali sistemin unsurlarından olan mali piyasalar fonların vadelerine göre para ve sermaye piyasası şeklinde sınıflandırılabilir. Yine mali sistemin en önemli unsurlarından biri olan finansal kurumlar ise daha çok fon arz ve talep edenlere aracılık görevini yerine getiren bankalar, finansal kiralama ve tüketici finansman şirketleri sayılabilir. Sistem içindeki ağırlıkları ülkeden ülkeye değişmekle beraber Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bankalar mali sistem içinde bu görevi üstlenen en önemli kurumlar olarak ortaya çıkmaktadır. Ekonomideki fonların tasarruf sahiplerinden yatırımcılara aktarılması mali aracı kurumlar sayesinde olurken, ekonomideki para akışı bu kurumlar sayesinde kolaylaşıp hızlanmaktadır (Bain, 1992: 5).

Bir parasal ekonomide herhangi bir kesimde var olan fon fazlası, kaynak açığı olan bir başka kesimin kullanımına finansal işlemler yoluyla sunulur. Bu nedenle, finansal işlemler ve bu işlemlerin içinde gerçekleştiği mali sistem, ekonominin işleyebilmesi için hayati önem taşır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, mali sistemin milli geliri oluşturan faktörlere doğrudan etki yapmamasıdır. Mali kesimin varlığı, aracılık ettiği işlemler yoluyla milli gelir içinde yer alan tüketim ve yatırım gibi gelirleri etkilemektedir. Dolayısıyla mali sistemin gelişmişliği tasarrufların yatırıma dönüşmesi ve ülke kalkınması açısından çok önemlidir. Çok gelişmiş bir mali sistem tasarrufların etkin bir şekilde kullanımını sağlayarak ülke kalkınmasına katkıda bulunmaktadır (Parasız, 2000:85).

4. Tüketici Finansman Şirketleri

Son yıllarda dünyanın en gelişmiş ülkelerinde dahi bankacılık sektörü yalnız kendi içinde değil, banka dışı kurumlardan gelen çok ciddi bir rekabet ortamı  ile karşı karşıya kalmışlardır. Finansal süper marketler, aracı kurumlar, sigorta şirketleri, emekli sandıkları, süpermarket mağaza zincirleri, büyük otomobil ve diğer dayanıklı tüketim malları üreticileri, önceden yalnızca ticari bankalarca geniş tüketici kitlelerine sunulan hizmet sahalarına el atarak, mali hizmetler sektöründe bankalarla amansız bir rekabete girmişlerdir. Türkiye’de de, bugün benzer bir gelişme gözlenmektedir. Özellikle dayanıklı tüketim malları üreten ve pazarlayan bu büyük kuruluşlar, kurdukları finans şirketleri kanalıyla, tüketici kredilerinde, bankalara önemli bir rakip olabilecekleri sinyalini vermişlerdir (http://www.econturk.org/Turkiyeekonomisi/oguzbanka.doc 29/05/2007).

Mali sistem içerisinde fon fazlası veren kesimden fon ihtiyacı olan kesime fon aktaran kurumlardan biri de tüketici finansman şirketleridir. Tüketici finansman şirketleri söz konusu aktarım işinde aracılık fonksiyonunu yerine getiren kuruluşlardır.

Tüketici Finansman şirketleri bireysel ve kurumsal tüketicilere otomobilden, iş ekipmanlarına, tıbbi malzemelerden ev araç ve gereçlerine kadar çok geniş bir yelpazede kredi kullandıran kurumlardır. Kimi kurumlar sadece tüketici ve ticari kredide uzmanlaşmış iken, kimi kurumlar çok daha geniş bir faaliyet alanında hizmet vermektedirler. Bu hizmetler geleneksel araç kredilerinden kredi kartlarına, yatırım finansmanından finansal kiralamaya kadar uzanmaktadır. Bu tür şirketlerin mevduat toplama yetkisi olmadığından ihtiyaçları olan kaynakları bankalardan veya yatırımcılardan temin ederek gerçek veya tüzel kişilere plase etmektedirler. Batıda uzun bir geçmişe sahip olan bu şirketler, binlerce küçük kredi ofisi ile tüketicilere doğrudan ulaşarak kredi kullandırmaktadırlar (Rose, 1989:451-452).

1929 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) başlayıp dünyayı saran büyük ekonomik buhran sonrasında alım gücü düşen kitlelere alım gücü oluşturmak ve mal satış hacmini artırmak için talep oluşturmak amacıyla 1930’lu yıllarda ABD’de kurulan finansman şirketleri, Avrupa’da da aynı problemlere çözüm amacıyla ortaya çıkmıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde mali sistem içerisinde pek çok finansman şirketi bulunmaktadır. Değişik ülkelerde farklı isim ve türlerde mevcut olan finansman şirketlerine, Amerika’da finansman şirketi (finance company), İngiltere’de ise finans evi (finance house) ya da ikincil banka (secondary banks) denilmektedir (Karadağ, 1997:7). Yasal açıdan banka olmayan finansman şirketleri farklı isim ve türlerde de olsa hepsinin amacı aynıdır.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda önemli bir gelişme gösteren mali sektörün bir parçası olarak finansman şirketleri kavramı ortaya çıkmıştır. Gerekli yasal düzenlemelerle hem tüketici finansman şirketleri sektörünün hem de şirketlerin kurumsallaşmasına yönelik alt yapı hazırlanmıştır. 1990’lı yılların ikinci yarısında da, ilk şirketler kurulmaya başlanmıştır. Yaşanan gelişmeler yabancıların da sektöre dikkatini çekerek önemli derecede yatırım yapmalarına neden olmuştur.

Türkiye’de 1994 yılında, önce para piyasalarında başlayan kriz daha sonra üretim sektörüne sıçramıştır. O dönemin hükümeti tarafından 5 Nisan 1994 tarihinde alınan kararlardan sonra bankalar tüketici kredilerini sınırlandırmış ve reel sektör ürünlerini satamaz hale gelmiştir. Ekonomide yaşanan bu krizin aşılmasına yönelik olarak finansman şirketlerinin kurulması için gerekli yasal alt yapı hazırlanmıştır (Taş, 1998:142).

26.07.1994 tarih ve 22002 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 545 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 30.09.1983 tarih, 90 sayılı Ödünç Para Verme Hakkında KHK‘nin bazı maddelerinde yapılan değişiklik ile Türkiye’de ilk defa finansman şirketlerinin kuruluşu ve çalışmasına ilişkin yasal düzenlemeler oluşturulmuştur.

Söz konusu şirketlere ilişkin hukuki çerçeve, 90 sayılı KHK’nin bazı maddelerini değiştiren 545 sayılı KHK ile çizilmiştir. 27.07.1994 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 20.3.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle değiştirilen “Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” ile de kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin ayrıntılı düzenleme yapılmıştır.

Söz konusu şirketler kurulurken öncelikle Hazine Müsteşarlığından ön izin almak zorundaydı. Ancak diğer finansman kurumları gibi tüketici finansman şirketlerinin tüm kuruluş ve düzenleme yetkisi 1 Kasım 2005 tarihli Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe konulan 5411 Sayılı Bankalar Kanunu ile Hazine Müsteşarlığından BDDK’ya geçmiştir.

Ülkemizde finansman şirketi kurulmasına dönük olarak başlatılan ve çalışmaların sonucunda Koç grubu tarafından 30.03.1995 tarihinde Hazine Müsteşarlığından “Faaliyet İzin Belgesi” alarak faaliyete geçen Türkiye’nin ilk tüketici finansman şirketi olan Koç Tüketici Finansmanı Anonim Şirketi (AŞ) kurulmuştur.

Tüketici finansman şirketlerinin işleyişi Şekil1’de anlatılmaktadır. Tüketici finansman şirketleri, kredi verecekleri mal ve hizmetleri temin eden satıcılar ile önceden bir genel sözleşme yapmak zorundadır. Tüketici mal satın almak için satıcıya gittiğinde malı kredili almak istediğini satıcıya bildirdiğinde satıcı kredi için gerekli belgeleri tüketici adına doldurmakta ve kredi için finansman şirketine göndermektedir. Finansman şirketi tüketiciye ait bilgileri inceledikten sonra kredi verilmesine karar verir ve 1-2 gün içerisinde satıcıya bildirmektedir. Kredi, tüketici adına satıcıya ödenir ve tüketici malı satın aldıktan sonra finansman şirketi tarafından bildirilen ödeme planı çerçevesinde tüketici finansman şirketine ödemeleri yapar.

 

 Şekil1.Tüketici Finansman Şirketlerinin İşleyişi

 

Finansman şirketleri tarafından açılan krediler, genel sözleşmedeki esaslara göre tüketicinin nam ve hesabına olmak üzere mal ve hizmetin teslim ve temini ile birlikte, doğrudan satıcı veya üreticiye ödenmektedir. Ancak kredi geri ödemeleri, adına kredi açılanlar tarafından finansman şirketine ödenmektedir.

Tüketici finansman şirketlerinin kuruluş ve çalışma esaslarını belirleyen yönetmelikte finansman şirketleri, her türlü tüketim malı ve hizmet alımını kredilendirmek üzere, tüketiciye finansman sağlayan şirketler olarak tanımlanır. Türkiye’de tüketici finansman şirketleri pek çok ürün grubunda, tüketicilere satış noktasında finansman sağlamaktadır. Özellikle taşıt sektöründe sunmuş olduğu kredinin payı oldukça fazladır. Taşıt grubu içersinde çoğunlukla otomobil satışlarına kredi sunulmakla beraber, kamyon, tır gibi ağır taşıtlar ile traktör satışına da kredi sunmaktadırlar. Otomobil ve diğer taşıtlar yanında, dayanıklı tüketim ürünleri, beyaz eşya, cep telefonu, mobilya, dekorasyon, bilgisayar v.b Türkiye’de finansman sağlanan diğer ürünlerdir.

Tablo1. Türkiye’de Faaliyet Gösteren Tüketici Finansman Şirketleri

Kaynak: http://www.tbb.org.tr/turkce/duyurular/iktisat_kongresi/Ek%208%20TUFIDER.pdf ve ilgili firmaların internet sayfalarından derlenmiştir.

 

Tablo1’de, 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Türkiye’de faaliyet gösteren tüketici finansman şirketlerinin, satışı için finansman sağladığı ürün grubu, hissedarlar ile hisse oranları yer almaktadır.

Krediler konusunda yapılan bir araştırmaya göre “tüketici kredileri, otomotiv sektöründe satışları %88, dayanıklı tüketim ürünlerinde ise % 47 oranında artırdığı ortaya çıkmıştır.“ (Karan, 1994:57).

Türkiye’de tüketici finansman şirketlerinin geçmişi incelendiğinde 1999 krizine kadar tüketici finansmanı ve kart hizmetlerinin sayısı oldukça fazla olduğu görülmektedir. Ancak krizle beraber bir çok finansman şirketi de faaliyetine son vermiştir. 2005 yılında 7 tane olan finansman şirketi sayısı 2005 yıl sonunda 2 şirkete daha faaliyet yetki belgesinin verilmesiyle birlikte bu sayı 9’a yükselmiştir.

 

Tablo2. 2006 Yıl Sonu Finansman Kurumları Kredi Bilgileri

Kaynak: TCMB Haftalık Basın Bülteni

Tablo2’de seçilmiş bazı finansman kurumlarının 2006 yılsonu itibariyle kredi bilgileri yer almaktadır. Bu kurumların yanında kalkınma ve yatırım bankaları da kredi kullandırmasına rağmen tüketici kredilerinin toplam kredi hacmi içerisindeki payının çok küçük olmasından dolayı bu kurumlara ait değerlere yer verilmemiştir. Türk mali piyasalarında tüketici kredisi kullandıran kurumlar bunlardan ibarettir. Tablo2’den de görüleceği üzere tüketici finansman şirketlerinin kullandırmış olduğu kredi hacmi içerisinde en büyük pay taşıt kredilerine aittir. Hatta kredilerin tamamına yakın kısmının taşıt satışlarının finansmanı için sağlandığı görülmektedir. 34 adet mevduat bankasının varlığı düşünüldüğünde, 9 adet tüketici finansman şirketi tarafından kullandırılan taşıt kredisinin bankaların yarısı civarında olması hiçte ihmal edilemeyecek bir orandır.

5. Türkiye’de Tüketici Finansman Şirketlerinin Ekonomik Büyümeyi Etkileme Süreci

Ekonomik büyüme milli gelirdeki artışın yüzde ifadesi şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, bir ekonomide bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerinin bir önceki yıla göre yüzde artışı da diyebiliriz.

Gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH), bir ekonomide belli bir dönemde (üç ay ya da bir yıl) üretilen bütün nihai mal ve hizmetlerin değeridir. Diğer bir ifadeyle, bir yıl süresince sadece ülke sınırları içerisinde üretilen ve sunulan mal ve hizmetlerin o ülkenin para birimine göre değerlenmesi ile oluşan büyüklük GSYİH rakamını verir (http://www.ticaretokulu.com/Forums/viewtopic/p=586.html). Ekonomideki toplam çıktının değerini, çıktının üretildiği dönemde geçerli olan fiyatlar ile ölçülmesine nominal GSYİH denir. Herhangi bir dönemde üretilen toplam çıktıyı baz alınan temel bir yılın fiyatları ile ölçülmesiyle elde edilen değer ise reel GSYİH’yı vermektedir. Ekonominin büyüme oranı reel GSYİH’nın artış oranıdır. Ne zaman niteleyici bir sözcük kullanılmaksızın büyümeden ya da büyüme oranından bahsedilirse bu reel GSYİH’nın büyüme oranı anlamına gelmektedir. Reel GSYİH’deki değişmelerin ilk nedeni, ekonomide var olan kaynak miktarının değişmesidir. Kaynaklar emek, sermaye ve toprak şeklinde ayrılabilir. Reel GSYİH’daki artışın ikinci nedeni ise üretim faktörlerinin kullanımındaki etkinliğin değişmesidir. Bu tür etkinlik gelişmesi verimlilik artışı diye adlandırılır. Aynı üretim faktörleri, zamanla daha çok çıktı üretebilmektedirler. Üretim etkinliğindeki bu artışlar, yaparak öğrenme de dahil, bilgi düzeyindeki değişmelerin bir sonucudur. Reel GSYİH’deki değişmenin üçüncü kaynağı ise üretim için el altında hazır bulunan veri kaynakların kullanımındaki değişmedir. Çünkü ekonomide varolan sermaye ve emeğin tümü her zaman fiilen kullanılmamaktadır. (Dornbusch ve Fisher, 1998:9-10-11)

Açık ekonomilerde milli gelir denkliği şu şekilde ifade edilmektedir.

Y = C + I + G + (X-M)

Y: Milli gelir (Üretim)

C: Tüketim

G: Kamu Harcamaları

X: İhracat

M: İthalat

Tüketimin dolayısıyla da üretimin az olduğu durumlarda, ekonomiyi canlandırmak için vergi ve faiz oranlarında indirim yapılarak tüketim artırılmak istenmektedir. Bir ülkedeki ekonomi çok canlı olduğunda ve fiyatlar üzerinde enflasyonist baskı yaptığı durumlarda, politika belirleyen otoritenin tercihine göre ekonomiyi soğutmak için faizler ve/veya vergi oranlarında yukarı doğru bir hareket başlatılır. Faiz oranlarındaki bu harekete bağlı olarak tüketici finansman şirketleri gibi, finansman kurumlarının vereceği tepki ise faizleri artırmak olacaktır. Bu da bu kurumlar tarafından kullandırılan kredi hacmini daraltacaktır.

Durum böyle olmakla beraber, karını maksimize etmek isteyen kredi kurumları geri dönmeme riski en az olan kesimlere mümkün olduğu kadar çok para satmak istemektedirler. Bu durum söz konusu kurumlar arasında bir rekabete yol açar. Rekabet ise ürünün kalitesini artırırken malın yani paranın fiyatında (faiz) aşağı yönlü bir baskıya yol açar. Bir ekonomide mali sistemin gelişip derinleşmesi beraberinde rekabeti artıracak bu da tüketimi dolayısıyla üretim ve istihdamı yani büyümeyi olumlu yönde etkileyecektir. Bundan dolayı bu tür finansman kurumlarının mali sistemdeki yaygınlığı ülke ekonomileri açısından oldukça önemlidir.

Tüketicilere sağlanan krediler, kredi kullananların cari satın alma gücünü artırmaktadır. Tüketiciler sağlamış oldukları kredi sayesinde harcamalarını ertelemekten vazgeçip cari dönemde satın alırlar. Bu da ekonomide toplam tüketimi artıran bir unsur olmaktadır. Dolayısıyla bu durum üretim ve istihdamı uyarıcı etki yapmaktadır.

Bununla birlikte, arzı sürekli olan mallara verilen krediler ekonomik büyümeyi etkileyecektir. Aksi durumda, yani talebin arzı geçmesi durumunda piyasaya çıkan kredi parasal büyümeye neden olacak, bu da enflasyonist baskıya yol açacaktır.

Tüketici finansman şirketleri gibi finansman sağlayan kurumlar tarafından ekonomide kullandırılan tüketici kredisi milli gelir (Y) denkliğinde tüketimi (C) doğrudan etkileyecektir. Tüketimdeki artış ise milli geliri artıracaktır. Yani tüketici kredileri tüketimi artırmak yoluyla milli geliri doğrudan etkileyecektir. Öte yandan tüketim (C) talebindeki artış, yatırım (I) talebini uyaracaktır. Yatırımlardaki uyarılma ise istihdam ve/veya kapasite kullanım oranını etkileyecektir.

Tüketici finansman şirketlerinin varlığı rekabet ortamı oluşturmasından ötürü de önemlidir. Kredi kurumlarındaki çeşitliliğin fazlalığı faizler üzerinde aşağı yönlü bir baskıya yol açacaktır. Bu durum faiz ile yatırım arasındaki ters yönlü ilişkiden dolayı milli geliri dolaylı bir şekilde etkileyecektir. Faizler aşağı yönlü hareket ettikçe yatırım talebi uyarılacak ve üretim artacaktır. Sonuç olarak tüketici kredisi tüketim yoluyla milli gelir (Y) ya da milli gelirdeki artışın yüzde ifadesi olan büyüme üzerinde direk etki gösterirken, yatırım ve faizler yoluyla da dolaylı şekilde etkileyecektir.

Teorik çerçevesi bu şekilde özetlenebilecek büyüme ile tüketici finansman şirketleri arasındaki ilişki Türkiye özelinde incelendiğinde tüketimi finanse edilen malların özelliğinden dolayı biraz faklı bir görünüm sergilemektedir. Çünkü Türkiye’de faaliyet gösteren tüketici finansman şirketleri büyük oranda ithal malları (taşıtlar) finanse etmesi ithalat (M) talebini artırmaktadır. İthalattaki artış milli gelir denkliğinde de açıkça görüleceğe üzere milli geliri negatif etkilemektedir. Türkiye’de tüketici finansman şirketleri tarafından finanse edilen mallar temel olarak şunlardır (http://www.bddk.org.tr/turkce/linkler/tuketicifinansman.html);

1.Taşıt ve Otomobiller: Wolsvagen, Audi, Mercedes, Chrysler, Hundai, Man, Scania, Fiat,

2.Beyaz Eşya: Arçelik, Beko,

3.Cep telefonu

Finanse edilen malların toplam krediler içerisindeki büyük bir bölümünü taşıt ve otomobiller oluşturmaktadır. Tüketici finansman şirketleri tarafından taşıt ve otomobiller için kullandırılan kredinin oranı 2006 yılsonu itibariyle %97 civarındadır[1]. Zaten bu malların satışını finanse eden kurumlar ise daha çok yabancı sermaye ile kurulan tüketici finansman şirketleri olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu malların üretimi de yurtdışında yapılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu kurumlar tarafından kullandırılan kredi yurtiçi talebi etkilese de bu talebin hepsi yurtiçi üretimi dolayısıyla yatırımı (I) etkilememektedir. Çünkü talebin bileşenleri içinde büyük pay ithal talebinden oluşmaktadır.

 

5. Yöntem ve Uygulama

Araştırmada Türkiye’de tüketici finansman şirketlerinin kredi hacmi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki test edilmeye çalışılmıştır. Burada ekonomik büyümenin göstergesi olarak GSYİH ele alınmıştır. Çalışmada tüketici finansman şirketlerinin kredi hacmi ve GSYİH değişkenleri zaman serileri oluşturularak modele dâhil edilmişlerdir.

    (1)

Çalışmada, GSYİHt Türkiye’nin aylık gayri safi yurt içi hâsılasını, FTKt aylık tükeci finansman şirketleri kredi hacmini göstermektedir.

Zaman serisi verileri ile analiz yapmadan önce bu serilerin durağan olup olmadığının da araştırılması gerekmektedir. Durağan olmayan zaman serileri kullanılarak oluşturulan modellerde bir takım problemler ortaya çıkmakta ve değişkenler arasında mevcut olmayan bir ilişki yanlış yorumlanarak sanki varmış gibi değerlendirilmektedir.

Bir serinin durağan olup olmadığının yani birim kök içerip içermediğinin araştırılmasında çeşitli parametrik ve parametrik olmayan testler geliştirilmiştir. Parametrik olan testler içerisinde en yaygın olarak kullanılan Augmented Dickey-Fuller (ADF) testi ve Phillips-Perron testidir. Bu modelde kullanılan zaman serilerinin birim kök taşıyıp taşımadıkları ADF testi kullanılarak araştırılmıştır.

Daha sonra eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Eş bütünleşme teorisi, değişkenler arasında uzun dönemli denge ilişkilerinin araştırılmasında yeni bir yöntem olarak Granger tarafından geliştirilmiştir. Daha sonra Engle-Granger’in yapmış olduğu ortak çalışma ile bu teori daha da geliştirilerek uzun dönem denge ilişkisi ile kısa dönemli dinamik ilişkiler aynı çerçevede analiz edilir olmuştur. Ayrıca modelde Johansen eş bütünleşme analizi yapılmıştır.

Çalışmada daha sonra nedensellik testi yapılmıştır. Nedensellik testi iki değişken arasında bir öncelik ardıllık ilişkisi varken nedenselliğin (neden-sonuç ilişkisinin) yönü istatistikî bakımdan bulunabilir mi sorusu ile ilgilenmektedir. İki değişken arasında nedensellik ilişkisinin araştırılması temel değişkenler arasındaki ilişkinin karşılıklı mı olduğunu yoksa ilişkinin tek yönlü mü olduğunu araştırmaya dayanmaktadır. Modelde Granger nedensellik testi yapılmıştır (3 ve 4 numaralı denklemler).

Çalışmada 2003:12–2007:4 ayları arasına ait aylık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) ve Tüketici Finansman Şirketleri Kredi Hacmi (FTK) verileri kullanılmıştır. Veriler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının internet sitesinden elde edilmiştir.

 

6. Ampirik Sonuçlar

Birim kök testi

ADF testinde kullandığımız yöntemi aşağıdaki şekilde ifade edebiliriz;

    (2)

Burada  durağan olup olmadığı analiz edilen değişkenin birinci farkı, t trend değişkeni,   gecikmeli fark terimleridir.

Aşağıdaki tablolarda gösterilen birim kök testi sonuçlarına göre çalışmada ele alınan bütün değişkenler durağan değildir. Kritik değerlerle karşılaştırıldığından bütün değişkenler birinci farkları alındıktan sonra durağan hale gelmektedir. Bunun sonucunda değişkenlerin durağan olmadıkları ve hepsinin birinci dereceden entegre oldukları yani birinci farkları alındıktan sonra durağan hale geldikleri söylenebilir.

 

Tablo3. ADF Birim Kök Testi Sonuçları

Değişkenler

Düzey, Kritik değer

Birinci Fark

GSYİH

-0.553703 (-3.699.871)

-5.029093* (-3.711457)

TFK

-0.497472 (-3.679322)

-6.325649* (-3.679322)

Not: Mc Kinnon kritik değerleri tabloda parantez içersinde gösterilmiştir.

* işareti %1 anlamlılık düzeyini göstermektedir.

 

Nedensellik Testi

Nedenselliğin yönünü belirlemek için aşağıdaki VAR modeli tahmin edilmiştir.

      (3)

      (4)

(3) numaralı denklemdeki  katsayılarının hepsi bir bütün olarak anlamsız ise buna karşılık (4) numaralı denklemdeki  katsayıları bir bütün olarak anlamlı ise Y’den X’e doğru tek yönlü nedensellik vardır. Y X’in Granger nedenselliğidir. Eğer nedensellik ilişkisi yukarıdaki gibi tek yönlü ise bu durum modeldeki değişkenlerden Y’nin dışsal X’in içsel bir değişken olduğu anlamı da verebilmektedir (Grene, 1997:714).

Aşağıdaki verilen tablodaki test sonuçlarına göre  %1 anlamlılık düzeyinde Türkiye’de tüketici finansman kredileri GSYİH’nin nedenidir. Ancak GSYİH tüketici finansman kredilerinin nedeni değildir. Yukarıda da açıklandığı gibi, bir ülkenin ekonomik kalkınmasında, kredilerin dolayısıyla tüketici kredilerinin önemi büyüktür. Tüketicilere sağlanan krediler, cari satın alma gücünü artırmaktadır. Tüketiciler sağlamış oldukları krediler ile harcamalarını ertelemekten vazgeçip cari dönemde satın alma eğilimi içerisine girmektedirler. Bu da toplam tüketimi artıran bir unsur olmaktadır. Dolayısıyla bu durum üretim ve istihdamı uyarıcı etki yapmaktadır.

 

Tablo4. Granger Nedensellik Testi Sonuçları

Nedensellik Yönü

F Test İstatistiği

P Değeri

Tük. Fin. Kre.

GSYİH

1.057947

0.0001

Gsyih

Tük.Fin.Kre

1.078.424

0.11846

 

Tahmin sonuçları aşağıdaki tablo 6’da verilmiştir. Birim kök testleri sonucu değişkenlerin I1 (birinci dereceden bütünleşmiş) olmasına rağmen modelde birinci farkları alınmadan orijinal gözlemler kullanılmıştır. Bunun sebebi ise değişkenlerin eşbütünleşmiş olmasıdır[2]. Burada modelin hata terimi, değişkenlerin doğrusal bir bileşeni olduğundan, tahmin edilen modelden hata terimleri hesaplanarak ADF testi uygulanmıştır. Buna göre hata terimi durağandır bir başka ifadeyle değişkenler arasında eşbütünleşme vardır. Durağan olmayan zaman serilerinin düzey değerleriyle çalışıp çalışamayacağını anlamak için eş bütünleşme analizinin yapılması gerekmektedir.

Analizin çıktısı aşağıdaki gibidir. %1 ve %5 anlamlılık düzeylerinde eş bütünleşen vektörün varlığını işaret etmektedir. Modele dâhil edilen değişkenler arasında eş bütünleşen vektörlerin bulunması söz konusu değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin bulunduğuna işaret etmektedir.


Tablo5. ADF Testi Sonuçları

 

T Değeri

Prob.

Augmented Dickey-Fuller test statistic

-5.527.551

 0.0001

     1% level

-3.724.070

 

     5% level

-2.986.225

 

     10% level

-2.632.604

 

 

Tahmin sonuçları ise aşağıdaki tabloda verilmiştir. Tablodan da görüldüğü gibi GSYİH ile tüketici finansmanı kredi hacmi arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. Değişkenlere ait t istatistiklerinden de görülebileceği gibi değişkenlere ait her bir parametre istatistiksel olarak her düzeyde anlamlıdır. %66 bulunmuştur bir başka ifade ile GSYİH’daki değişimin %66 lık kısmı modele dahil ettiğimiz tüketici finansmanı kredi hacmi tarafından açıklanmaktadır.

 

Tablo6. Tahmin Sonuçları

 

TFH

GSYİH

TFH(-1)

 0.896661

 0.349205

 

[ 1.00573]

[ 0.57147]

TFH(-2)

-1.739528

 

 

-1.513423

 

 

[-1.92217]

[-2.43997]

GSYİH(-1)

-0.094842

 0.341936

 

[-0.07511]

[ 0.39511]

GSYİH(-2)

2.085.946

 

1,879211*

 

[ 1.63166]

[ 2.14469]

C

-1.751.473

 

-6.229.826

 

 

[-0.47131]

[-0.24459]

 R-squared

 0.610707

 0.668591

 Adj. R-squared

 0.558802

 0.624403

 

 

7.Sonuç

Bir ülkede finansal sistemin gelişmişliği ekonomik büyüme açısından son derece önemlidir. Mali sistem, kaynakların verimli alanlara kanalize edilmesine yardımcı olmasından dolayı büyüme üzerinde dolaylı bir etkiye sahiptir. Ekonomide atıl durumdaki kaynakları üretime kazandıran ise finansal kurumlardır. Bu kurumlar ekonomide daha çok aracılık fonksiyonunu yerine getirirler. Tüketici finansman şirketleri de Türk ekonomisinde faaliyet gösteren bu kurumlardan biridir. Türkiye’de bu kurumlar tarafından finanse edilen mal gruplarının büyük çoğunluğunun ithal mallarından oluşması nedeniyle ortaya çıkan talep yurtdışı üretimi tetiklemektedir.

Bu çalışmada, Bu çalışmada, 2003:12–2007:4 ayları arasına ait aylık Gayrisafi Yurt İçi Hâsıla (GSYİH) ve verileri kullanılarak. Türkiye’de tüketici finansman şirketlerinin ekonomik büyümeyi etkileme süreci incelenmiştir. Çalışmada, GSYİH ekonomik büyümenin temel açıklayıcı değişkeni olarak alınmıştır. Tüketici Finansman Şirketleri Kredi Hacmi (FTK) ile birlikte GSYİH değişkenleri zaman serileri oluşturularak modele dâhil edilmişlerdir.

Çalışmada, birim kök testi sonuçlarına baktığımızda değişkenlerin durağan olmadıkları görülmüştür. Bununla birlikte, değişkenlerin birinci farkları alındığında durağan hale gelmişlerdir.

Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre GSYİH ile arasında pozitif yönlü bir ilişkinin varlığı ortaya konmuştur. %1 anlamlılık düzeyinde, Finansman Şirketleri Kredi Hacmi GSYİH’nın nedeni olarak görülürken; GSYİH Finansman Şirketleri Kredi Hacminin bir nedeni değildir. Modele dâhil edilen değişkenler arasında eş bütünleşen vektörlerin bulunması, söz konusu değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin bulunduğuna işaret etmektedir.

Analizde R2’nin %66 çıkması, GSYİH’daki değişimin %66’lık kısmı modele dahil ettiğimiz Finansman Şirketleri Kredi Hacmi tarafından açıklandığını ifade etmektedir.

 Bilindiği gibi ithalat ülke kaynaklarının yurtdışına aktarılması anlamına gelmektedir. Özellikle doğrudan tüketime yönelik olan mamul mal ithalatı ülke içinde üretime katkısının olmamasından dolayı milli geliri negatif etkilemektedir. Sonuç olarak, Türkiye’de büyümeyi finanse etmesi açısından yerli sermaye ile kurulan finansman şirketleri teşvik edilip kullandırılan kredi ile oluşturulan talep yurtiçi üretime yönlendirilmelidir. Son zamanlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen Mortgage Yasası ile birlikte tüketici finansman şirketlerine konut kredisi kullandırma yetkisinin de verilecek olması, ekonominin öncü sektörlerinden biri olan inşaat sektöründe dolayısıyla da GSYİH üzerinde pozitif bir etkiye sahip olacaktır.

 

KAYNAKÇA
BAIN, A.D. (1992),   The Economics Of The Financial System, (Second  Eddition), Great Britain: T.J. Press, 5.
DEMİRGÜÇ-KUNT A. (1994), “Developing Country Capital Structure and Emerging Stock Markets”, Policy Research Working Paper, WPS, No: 933.

DORNBUCH, R. ve FİSHER S. (1998),   Makroekonomi, Çev. Salih Ak, Mahir Fisunoğlu, Erhan Yıldırım, Refia Yıldırım,  Ankara: Akademi Kitapevi, (9-10-11)

DOW J., GORTON G. (1995), “Stock Market Efficiency and Economic Efficiency: Is There a Connection? NBEN Working Paper, No: 5233.

ERKAN N. (2005), Finansal Bütünleşme, Sermaye Piyasası Kurulu Araştırma Raporu.

GRENE W.H. (1997), Econometric Analiysis, New Jersey, Pirentice hill inc.

GROSS M. D. (2001), “Financial Intermediation: a Contrubuting Factor to Economic Growth and Employment”, ilo.org/public/eng.

HONDROYİANNİS G., LOLOS S., PAPAPETROU E. (2005), “Financial Markets and Economic Growth in Greece”, 1986-1999”, Int. Fin. Markets, Inst. And Money, V: 15, 173-188.

KARADAĞ N. (1997), Tüketici Finansman Şirketlerinin Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı. Ankara: SPK, Yayın No:84, 7.

KARAN M.B. (1994), “1989-1993 Döneminde Türkiye’de Tüketici Kredilerinin Otomobil ve Ev Tipi Üretim İşletmelerine ve Satışlarına Etkisi” Uzman Gözüyle Bankacılık Dergisi, Sayı:8. Yıl:2. Aralık 1994,57.

KİNG R. G., LEVİNE R. (1993a), “Finance and Growth: Schumpeter Might be Right”, Quarterly Journal of Economics, 108, 717-738.

KİNG R. G., LEVİNE R. (1993b), “Finance, Enterprenaurship and Growth: Theory and Evidence”, Journal of Monetary Economics, 32, 513-542.

LEİGH L. (1997), “Stock Market Equilibrium and Macroeconomic Fundementals” IMF Working Paper, WP/79/15.

LEVİNE R. (1991), “ Stock Markets, Growth and Tax Policy”, Journal of Finance, V: 46, 1445-1465.

LEVİNE R. (1997), “Financial Development and Economic Growth: Views and Agenda”, Journal of Economic Literature, Vol. 35,688-726.

LEVİNE R., ZERVOS S. (1995), “Stock Market Development and Long-Run Growth”, World Bank Economic Review, Vol. 182, No: 4, 942-963.

LEVİNE R., ZERVOS S. (1996), “Stock Market Development and Long-Run Growth”, World Bank Economic Review, 10(2), May, 323-339.

OBSTFELD M. (1994), “Risk, Diversification, and Growth”, The American Economic Review, Vol. 84, No. 5, (December), 1310-1329.

PARASIZ İ. (2000), Para Banka ve Finansal Piyasalar, Bursa, Ezgi Kitapevi.

ROSE P.S. (1989), Money and Capital Market: The Financial system In An Increasingly Global Economy. USA

SANTOMERO A.M. (2002), “Bankacılık Düzenlemeleri Banka Müşterilerine Nasıl Yansır?” Bankacılar Dergisi, Sayı:43, 101–109

TAŞ, C. (1998), Dünya ve Türkiye’de Tüketici Finansman Şirketleri ve Uygulama Örnekler, Marmara Üniversitesi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul.

TCMB Haftalık Basın Bülteni ,

TCMB, Haftalık Basın Bülteni, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 22 Şubat 2007, Sayı 2007-8.

WAGABACE C. (2004), “Financial Development and Economic Growth in Fiji”, Economics Department Reserve Bank of Fiji, WP 2004/03.

http://www.ticaretokulu.com/Forums/viewtopic/p=586.html Erişim: 15.03.2007

http://www.bddk.org.tr/turkce/linkler/tuketicifinansman.htm Erişim: 15.03.2007

http://www.daimlerchryslerservices.com.tr/index.aspx Erişim: 25 Haziran 2006

http://www.tbb.org.tr/turkce/duyurular/iktisat_kongresi/Ek%208%20TUFIDER.pdf Erişim: 15.03.2007

http://www.ticaretokulu.com/Forums/viewtopic/p=586.html Erişim:15.03.2007

http://www.kocfinans.com.tr/index.php Erişim: 25 Haziran 2006 

http://www.uzelfinans.com.tr/Erişim: 30.06.2006

http://www.econturk.org/Turkiyeekonomisi/oguzbanka.doc Erişim: 29/05/2007

 



[1] Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayınlanan 22 Şubat 2007 tarihli Basın Bülteni’nde “Tüketici Finansman Şirketleri Kredi Hacmi” verilerinden hesaplanabilir.

[2] Tahmin edilen modeldeki hata teriminin durağanlığına bakılmıştır. ADF test sonucu -5,52 dir. Bu değer %1 anlamlılık düzeyinde (-3,72) den büyük olduğu için değişkenlerin eşbütünleşmiş olduğu sonucuna uluşılmıştır.