YIL: 13

SAYI: 149

MAYIS 2010

 

 

önceki

yazdır

 

 

 Öğr.Gör. Bilal UÇAR

 

   

AB MÜKTESEBATI VE ÜLKELERİ İLE TÜRKİYE DERNEKLER MEVZUATININ KARŞILAŞTIRILMASI


ÖZET

 

Türkiye ile AB Müktesebatı ve Ülkeleri Dernekler Mevzuatının Karşılaştırılmasında Müktesebat, Mevzuat ve uygulamada genellikle dernekler; tüm Sivil Toplum Kuruluşlarını ilgilendirdiği gözlemlenmiştir. Çoğu ülke mevzuatı ve uygulamasında bazen Dernek-STK kavramları birbirinin yerine kullanıldığından makalemizde de kullanılmak mecburiyeti görülmüştür. Dernek-STK mevzuatı ve konusu çok geniş ve derin olduğundan sadece karşılaştırmayı ayrıntılarını da kapsayacak şekilde genel ve ana hatları ile bazı ülkelere ilişkin olarak özetle ele alma ihtiyacı duyulmuştur.

Avrupa birliği müktesebatı ile Avrupa Birliğine Üye Ülkelerde ve Türkiye’de dernekler, gönüllü sivil toplum kuruluşlarının içinde ve en başında yer almaktadır.  Uluslar arası ve AB Müktesebatı ile ulusal mevzuatta derneklere ilişkin hükümler; STK’ları da kapsayıp ilgilendirmekte ve STK’ ya ilişkin hükümler de dernekleri kapsayıp ilgilendirmektedir. Çoğu yerde Dernek-STK birbirinin yerine de kullanıldığından mevzuatı da birlikte mütalaa edilmektedir.

Tüm bu ülkelerin ve müktesebatın Dernekler mevzuatı Türkiye’ninki kadar tarihi derinlikte gelişmiş ve ayrıntılı değildir. Türkiye daha aday ülke olduğu halde müktesebata uyum yasaları ile ulaştığı ideal dernekler mevzuatı ve uygulaması düzeyi ile çoğu Avrupa Birliği ülkelerine de örnek ülke olabilecek durumda olduğu görülmektedir. Bu yüzden tanımayanlarca ve bilmeyenlerce Türkiye’ye yersiz haksızlık edildiği kanaati doğmaktadır. Makalemiz baştan sona okunup değerlendikten sonra tezimizin doğruluğuna hak verilecektir.  

Bilindiği gibi, dünyada çağdaş sosyal devlet anlayışının olmadığı dönemler de bile, kültür ve medeniyet tarihimizde atalarımızın cemiyet ve vakıflar vb STK’lar aracılığı ile toplumlara yaptığı tüm hizmetler, sosyal devletin yokluğunu o dönemde bile aratmamıştır. Günümüzde sosyal devletin görevi olarak kabul edilmekte olan hizmetleri; (batı toplumlarında bu konudaki eski açığı), STK’lar ile baştan beri kapatmış, bir bakıma sosyal adalet ve barışı sağlamıştır. Aynen Türk-İslam medeniyetindeki o hizmetler gibi, günümüzde bazı derneklerin amacı ile çalışma ve faaliyet konulan ve biçimi itibariyle topluma yaptıkları hizmetin sonucu, sanki sosyal nitelikteki bir kamu kuruluşu ve devlet dairesi hizmeti kadar topluma yararlı olmaktadır. Böyle dernekler ve vakıflar başta olmak üzere STK’lar, bazen birçok nedenle devletin resmi olarak bürokratik devletçilik anlayışı ile yapamadığı veya baş edemediği başarısız görev ve hizmetleri bile gönüllü olarak mükemmel şekilde topluma arz edebilmektedir. Ayrıca kamu kurumu tarafından çözülmesi mümkün olamayan bir takım sorun ve eksiklerin giderilmesinde aracılık ta eden kuruluşlar olarak görülmektedir.

Ülkemizin dernekler mevzuatını, idaresini ve uygulamasını incelemeden, ön yargı ile gözü kapalı eleştirip AB müktesebatı ve ülkelerindekini ideal gösterenler, büyük bir yanılgı ve haksız bir eleştiri içindedirler. Türkiye’nin dernekçilik ve mevzuatı konusunda artık önde ve ideal bir düzeyde olduğu gözlemlenmiştir.. Aksini iddia etme yarışında olanlar gerçeklerden habersiz, ön yargılı ve maksatlıdır. Çünkü bu konuda olur olmaz, bilir bilmez yanlış ve kasıtlı kıyaslamalar yapıldığı anlaşılmaktadır.

Oysa Türkiye’de sivil ve gönüllü inisiyatifle dernekçilik mazinin derinliklerinden beri gelişmiş ve varlığını sayı ve keyfiyet olarak en ileri düzeyde sürdürmektedir. Kapalı alanlarda sigara ve tütün kullanımının sınırlandırılması ve kapalı ve toplu yerlerde yasaklanması ve uygulamasında ülkemiz, Dünya ve Avrupa düzeyinde en başarılı 3-5 ülke arasına girmiştir. Bunun için ülkemiz, başbakanımız ve sağlık bakanımıza uluslar arası ödüller verilmiştir. Aynen bunun gibi T.C. de yürürlükteki dernekler mevzuatı, idaresi ve uygulaması; mazide olduğu gibi AB müktesebatı ve ülkelerindeki kabul gören hale göre, yine en gelişmiş, ayrıntılı, ileri ve ideal düzeydedir. Bu yarışta mazisinde olduğu gibi T.C. hali hazırda da emsallerini geride bırakmıştır. Bu konuda gerçekten ödüle layıktır.

 

Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, Dernek, STK: Sivil Toplum Kuruluşu, Türkiye, AB: Avrupa Birliği, Mevzuat

 

I- GİRİŞ

Türkiye Dernekler Mevzuatı ile AB Müktesebatı ve Ülkeleri Mevzuatının Karşılaştırılması araştırılması makalemizin konusunu oluşturmaktadır. Konu ile ilgili araştırmamız değerlendirmemiz ve varılan sonuç, makalemizin izleyen bölümlerinde belirtilmiştir.

Ancak ilgili ülkelerdeki mevzuat ve uygulamaları yerinde görmeden ve dilimize çevirmeden ve sadece bilgisayar ve internetten yararlanarak kısa sürede tam ve sağlıklı araştırma yapmak imkânı bulunmamaktadır. Buna rağmen özverili genel bir araştırma sonucunda, müktesebat ve bazı ülkelere ilişkin aşağıdaki bilgiler araştırılıp derlenerek geçici, genel ve özet bir sonuca ulaşılmıştır. Araştırmamız birçok maddi ve manevi imkânsızlıklara rağmen aşağıdaki gibi hazırlanıp baştan sona okunduktan sonra anlaşılabilecek genel ve özet kanaat ve sonuca varmak için sunulmuştur.

Herkesin bildiği ve bulabileceği ilgili mevzuat metinleri gereksiz tekrar görülerek makaleye alınmamıştır. Ayrıntılar, ilgisiz ve anlamsız konularla makaleyi dağıtmamak ve boğmamak için karşılaştırma ve bunun için zorunlu görülmeyen konu ve bilgiler makale dışında bırakılmıştır. Bilgi ve belgelerine ulaşılamayan ülkeler ile birliğe yeni katılan veya aday olan ve müktesebata uyumunu sağlayamamış bazı ülkeler kapsam dışı bırakılmıştır.

Mevzuatımızın öngördüğü resmi rapor hazırlama ve sunma usul ve yöntemlerine riayet edilerek, yılların birikimi tecrübe, onaylanmış akademik ve bilimsel tez yazma ilke ve yöntemlerine de riayet edilmiştir.[1] "Dernekler Koordinasyon Toplantıları sonucunda 2000’li yıllara kadar batı ülkelerindeki derneklerle ilgili yasal ve idari düzenlemelerden ülkemiz için yararlanılabilecek hususlara ilişkin İçişleri ve Dışişleri Bakanlığınca hazırlanıp sunulan Yurtdışı bilgileri ve verileri ile bilgi paylaşımı belgelerinden de yararlanılmıştır. Bu konudaki uluslar arası sözleşme, AB müktesebatı ve ulusal genel ve özel mevzuat hükümleri ile dayandığı ulusal ve uluslar arası değerler ile gelişim süreci de araştırılıp, taranıp, derlenmiş ve konunun anlaşılması ve maksadın hâsıl olması için gerekli temel ve genel konular makaleye alınmıştır. Müktesebat ve bazı ülkelerde Dernek ve STK bir birini kapsadığından raporumuzda da bir birinin yerine ifade edildiği yerler olmuştur. Müktesebat ve bazı ülkelere ilişkin aşağıdaki bilgiler araştırılıp derlenerek geçici, genel ve özet bir sonuca ulaşılmıştır. Raporumuz baştan sona okunup değerlendirildikten sonra konuyla ilgili ve gerekli her şeyi içerdiği ve yersiz ayrıntılara girilmediği görülecektir.

 

 

III- TÜRKİYE İLE AVRUPA BİRLİĞİ MÜKTESEBATI VE ÜLKELERİ DERNEKLER MEVZUATININ KARŞILAŞTIRILMASI ARAŞTIRMA,  AÇIKLAMA VE DEĞERLENDİRMELERİ

Türkiye ve Avrupa Birliğine üye bazı ülkelerde dernekler mevzuatı, Avrupa Birliği Müktesebatının öngördüğü en son yeniliklere uydurularak yeni dünya standartlarına uygun hale getirilmeye çalışılmaktadır. Mevzuat açısından bu ülkelerde derneklerin kurulması, yapılandırılması ve faaliyetlerine getirilen özgürlük ve sınırlamalar ile ülkemizde bu uygulamalardaki benzerlik ya da farklılıkların, ortaya konması konusunda araştırma yaparken, genel anlamda ilgili ülkelerin genel ve özel hükümleri ile dernekler kanunu ve ilgili mevzuat ile etkilendiği değerler üzerinde de durmak gerekmektedir. Bu konularda genel araştırma ve açıklama yaptıktan sonra bir sonuca ulaşmak daha sağlıklı olacaktır.[2]

Bazı kara Avrupa’sı ülkeleri çok önceden AB’ne kurucu ve üye olmuştur. Bazısında Anglo-Sakson ve İskandinav geleneği hâkim bulunmaktadır. Bazısı da Sovyetler Birliği Varşova Paktının (Doğu Bloğu- Demirperde Ülkeleri) dağılmasıyla bağımsızlığını yeni kazanıp AB Müktesebatına uyumunu dahi sağlamadan AB müktesebatına uyum, uygulama ve yasaları olmadığı halde özel nedenlerle acilen yeni üyeliğe kabul edildiğinden tüm AB ülkeleri arasında yeknesaklık ve müktesebata tam uyum yoktur.[3]

Türkiye daha aday ülke olduğu halde müktesebata uyum yasaları ile ulaştığı ideal dernekler mevzuatı ve uygulaması düzeyi ile çoğu Avrupa Birliği ülkelerine de örnek ülke olabilecek durumda olduğu görülmektedir. Bu yüzden tanımayanlarca ve bilmeyenlerce Türkiye’ye yersiz haksızlık edildiği kanaati doğmaktadır. Makalemiz baştan sona okunup değerlendikten sonra tezimizin doğruluğuna hak verilecektir.

 

A- ARAŞTIRMA,  AÇIKLAMA VE DEĞERLENDİRMELER

1- KAPSAM

Avrupa birliği müktesebatı ile Avrupa Birliğine Üye Ülkelerde ve Türkiye’de dernekler, gönüllü sivil toplum kuruluşlarının içinde ve en başında yer almaktadır.  Uluslar arası ve AB Müktesebatı ile ulusal mevzuatta derneklere ilişkin hükümler; STK’ları da kapsayıp ilgilendirmekte ve STK’ ya ilişkin hükümler de dernekleri kapsayıp ilgilendirmektedir. Çoğu yerde Dernek-STK birbirinin yerine de kullanıldığından mevzuatı da birlikte mütalaa edilmektedir.

Derneklerin içinde ve ön sırada olduğu Sivil toplum için ‘basit’ ve ‘ortak’ bir tanım yoktur. Bir takım unsurlara bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. Bunlar; çoğulculuk, özerklik, dayanışma, toplumsal bilinç, katılım, sorumluluk vs. En geniş anlamıyla; birey ve grupların devletten ayrı her türlü toplumsal faaliyetidir. Devlete karşı bir çıkış değil; devlet-iş dünyası-vatandaş arasında bir rol üstlenme çabasıdır.

Türkiye, AB ve gelişmiş Batı ülkelerinde de derneklerin ön sırada olduğu STK denilince; sivil alanda faal her tür yapı anlaşılmaktadır. Sosyal yapılar/birlikler (işçi-işveren örgütleri vs), Sosyal ve ekonomik diğer aktörlere ait örgütler (dernek, vakıf vs), Yerel düzeyde örgütlenmeler (gençlik veya aile dernekleri), Bireyin toplum hayatına katıştığı örgütler ve dini topluluklar (CBO’lar), Hükümet dışı kuruluşlar (NGO’lar) (çevre, insan hakları, tüketici örgütleri, yardım gönüllüleri, platform, kar amacı gütmeyen organizasyonlar vs) akla gelmektedir.

STK’ların Fonksiyonları: Dönüştürücü, Geleneği yaşatıcı, Koruyucu, Baskı oluşturucu, Kamuoyu oluşturucu, Kaynak transferi sağlayıcı, Yardımseverliği ve dayanışmayı sağlayıcı, Dengeleyici / Kaynaştırıcı, Hükümet politikalarına alternatif projeler üreterek sorumluluk üstlenici, Deneyim artırıcı / yetiştirici, Yönetişimde ara yüz oluşturucu, İtibar sağlayıcı vs fonksiyonları sayılabilir.[4]

Türkiye geleneği, AB müktesebatı ve uluslar arası hükümlerin öngördüğü çağdaş yönetişimde en önemli ayak, derneklerin ön sırada olduğu STK’lardır. İletişim kurarak yönetmek isteyen kamu yönetimi (ve yöneticileri), toplumun duyarlılıklarını ve her türden talebini artık doğrudan veya dernek vb temsilcilerinden dinlemek durumundadır.

 

2- AB MÜKTESEBATI VE ÜLKELERİ DERNEKLER VE MEVZUATININ GENEL ESASLARI 

Sivil Toplum Kuruluşlarıyla İlişkili AB Kurumları: Bugün bir ülkede sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmasına katılımı ve sivil toplum diyalogu; o ülkedeki demokrasi standartlarını belirler hale gelmiştir. Avrupa modeli katılımcı demokrasinin oluşturulması konusunda sivil toplum kuruluşlarına önemli bir rol düşmektedir.[5] Avrupa Birliği karar alma mekanizmasında, sivil toplum kuruluşlarına danışmakta ve onlardan görüş almaktadır. Birliğin bütünleşmesinde ve sosyal dokusunun oluşumunda sivil toplum kuruluşlarının oynadığı ve oynayacağı olumlu ve geliştirici bir rolü bulunmaktadır. O nedenle Avrupa Birliği’ndeki tüm çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklı sivil toplum kuruluşları ve düşünceler, politika oluşturulmasında anahtar role sahiptir.

Toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden sivil toplum kuruluşları, AB Komisyonu’ndan Avrupa Parlamentosu’na, Ekonomik ve Sosyal Komite’den, Bölgeler Komitesi ve Konsey’e kadar görüş bildirmektedir. Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu AB içindeki sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerine katılmaları için kararlar almıştır. Avrupa’da yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde örgütlenen sivil toplum kuruluşları, bir Avrupa kamuoyu yaratarak Avrupa Birliği bütünleşmesine katkıda bulunmaktadır.

Avrupa Birliği Konseyi: Konsey Topluluğun yasama organıdır; Toplulukla ilgili pek çok konuda yasama gücünü Avrupa Parlamentosu ile beraber kullanmaktadır. Ayrıca üye devletlerin genel ekonomik politikalarını koordine etmekte ve Topluluk adına bir veya birden çok ülke ile uluslararası kurumlar ile uluslararası anlaşmaları gerçekleştirmektedir. Avrupa Birliği Anlaşmasına göre, Konsey ortak güvenlik ve dış politikaların belirlenmesi ve uygulanmasına ilişkin kararlar alıp üye devletlerin faaliyetlerini koordine etmekte ve suç teşkil eden konularda Polis ve İçişleri ile eşgüdüm içinde çeşitli tedbirleri uygulamaya koyabilmektedir. STK’ların Avrupadaki hukuki statüleri hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi CM/Rec(2007) 14 sayılı İngilizce tavsiye kararı (Ek-1) de sunulmuştur.

Avrupa Parlamentosu: Avrupa Birliği STK ağının kullanılmasına ve sivil toplum kuruluşları ile karar alma sürecinde iyi yönetişim ilkelerine dayanan bir danışma sistemi çerçevesinde fikir alışverişinde bulunmaya büyük önem vermektedir. Avrupa Birliği kurumları özellikle Avrupa Parlamentosu içinde, sivil toplum kuruluşlarının rolü ve öneminin giderek artması ile bu kuruluşlar aracılığıyla Avrupa Birliği’nin geleceğinin, siyasetin ve devletin şeffaflığı ilkesiyle yönlendirilmesi amaçlanmaktadır.[6]

1987 yılında yürürlüğe giren ve iç pazarın gerçekleşmesi için gerekli olan düzenlemeleri sağlayan Tek Senet Antlaşması’ndan sonra karar alma sürecindeki etkinliğini giderek güçlendiren Avrupa Parlamentosu bugün özellikle, çevre, tüketici hakları ve sosyal haklar alanlarında sivil toplum kuruluşları ile eşgüdüm içinde çalışmaktadır.[7] Sivil toplum kuruluşlarının etkisiyle Avrupa Parlamentosu’nda, suiistimallerin önlenmesi amacıyla kayıt sistemi ve bağlayıcı bir iş ahlakı oluşturulması, Avrupa parlamenterlerinin maddi kaynaklarının denetimi gibi düzenlemeler getirilmiştir.[8]

AB Komisyonu: Avrupa Komisyonu güçlü sanayi lobilerinin çıkarlarına karşı bir denge unsurunu garantilemek için sivil toplum kuruluşlarının gelişimini desteklemektedir.

AB düzeyinde örgütlenmeleri cesaretlendiren AB Komisyonu sivil toplum kuruluşları ile ilişkilerinde “temsil gücü”ne önem vermektedir. Bu noktada Komisyon, sivil toplum kuruluşlarını kısıtlayıcı yasal düzenlemelerle denetlemeyi değil, karar alma mekanizmalarının şeffaflaştırılması ve danışma mekanizmalarının iyileştirilmesini hedeflemektedir.[9]  Komisyonun bir diğer hedefi de, oluşturduğu bütçe kalemi ile özellikle kamu yararına dernek ve vakıfların örgütlenmesi ve AB politikalarına katılımda etkinliğinin desteklenmesidir. Sivil toplum kuruluşlarının kendi aralarında bir iş ahlakı geliştirmelerini destekleyen Komisyon, kapsamlı bir bilgi bankası oluşturmak amacıyla STK rehberi de hazırlamıştır. Avrupa Birliği’nin amaçlarından birisi de bu noktada ortaya çıkmaktadır: Komisyon’un yönetim kültüründe gelişme sağlamak ve Komisyon’un temel muhataplarıyla ilişkilerinde daha şeffaf ve hesap verebilir bir yapıya kavuşması[10] amacı taşımaktadır.

AB her anlamda bütünleşmiş bir Avrupa olmak için üye ve aday ülkeler arasında sivil toplum ağını genişletmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla AB Komisyonu tarafından 2005 yılının Haziran ayında “AB ve Aday Ülkeler Arasında Sivil Toplum Diyalogu” başlıklı bir tebliğ yayınlanmıştır. Sivil toplumla daha yapılandırılmış ve şeffaf bir diyalog geliştirmeyi amaçlayan AB Komisyonunun yayınladığı bu tebliğ, Türkiye, Hırvatistan ve AB sivil toplumları arasındaki diyalogun güçlendirilesi yönünde atılan ilk adım olarak değerlendirilmektedir.[11]

AB Müktesebatında Sivil Toplumu ve Mevzuatını İlgilendiren ve Yönlendiren İlkeler: Avrupa Komisyonu’nun yeni alanlarda etkinliğinin artması sivil toplumun da faaliyet alanını genişletmesiyle paralel gerçekleşmiştir. Komisyon ve sivil toplum arasındaki ilişkilerin derinleşmesi hem AB kurumlarının hem de sivil toplum kuruluşlarının gelişmesiyle doğrudan ilgilidir.  

Komisyon’un gündeme getirdiği hizmet odaklı idari reform, kurumun yönetim kültüründe bir gelişmeyi ifade etmektedir. Bu anlayış çerçevesinde Komisyon’un temel muhataplarıyla ilişkilerinde daha şeffaf ve hesap verebilir bir yapıya kavuşmasına özen gösterilmektedir.  

Çeşitli toplumsal kesimlerin ve belirli konuların Avrupa kurumlarında temsil edilmeleri bu sürecin temel gereklerinden biridir. Sivil toplumun bu görevi sadece Komisyon bünyesinde değil Avrupa Parlamentosu, Ekonomik ve Sosyal Komite, Bölgeler Komitesi ve Konsey içerisinde de geçerlidir. Sivil toplum kuruluşlarının yerel, bölgesel, ulusal düzeydeki örgütlenmesinin yanı sıra Avrupa düzeyindeki faaliyetlere AB politikalarının oluşturulmasında uzman görüşü niteliğindeki verilerle katkıda bulunmaktadır. Ayrıca politikaların uygulanışıyla ilgili geri bildirimin sağlanmasında kendilerine önemli görev düşmektedir. Sivil toplum kuruluşları bir Avrupa kamuoyu yaratarak Avrupa bütünleşmesine katkıda bulunmaktadır.  

Bu çerçevede, AB kurumları ile sivil toplum kuruluşları arasında gerçekleşecek danışma sürecinin hangi ilkeler üzerine inşa edilmesi gerektiğinin ortaya koyulması önem taşımaktadır. Bu konuda kesin olarak tespit edilmiş bir çerçeve bulunmamakla ve konuya ilişkin tartışmalar sürmekle birlikte, aşağıdaki süreç sivil toplumun Komisyon’la diyalogunun geliştirilmesinde yol gösterici niteliktedir.[12]

-Diyalog ya da danışma sürecinin niteliği ve alanı açık olarak tanımlanmalı ve süreç uygun şekilde duyurulmalıdır.-Gerekli bilgiler, sivil toplum kuruluşlarına, kendi üyelerinin de uygun şekilde başvurabilmeleri için zamanında verilmelidir.-Geri bildirim, ilgili Komisyon birimlerine en kısa sürede ulaştırılmalıdır.-Danışma süreciyle ilgili duyurunun geniş bir şekilde yapılabilmesi için uygun araçlar seçilmelidir.

Sürece katılacak sivil toplum kuruluşları titiz bir şekilde belirlenmelidir. Bu bakımdan Komisyon’un kendi ölçütlerini oluşturması önem kazanmaktadır. Bu ölçütler şöyle sıralanabilir: -Sivil toplum kuruluşlarının yapıları ve üyelik sistemleri, -Örgütlerinin ve çalışma düzeninin şeffaflığı, -Komite ve çalışma gruplarına daha önceki katılımları, -Belli bir konuda öneri getirebilecek deneyime sahip olmaları, -Komisyon ve vatandaşlar arasında bilgi akışında itici güç olabilecek kapasiteye sahip olmaları.

AB müktesebatında Sivil Toplumun Yönetişime katılması en önemli ilke olarak öngörülmektedir. 25 Temmuz 2001’de Avrupa Yönetişimi başlığıyla yayınlanan Beyaz Kitap’ta AB Komisyonu’nun açık yönetim ilkesini benimsediği belirtilmiştir. Bu nedenle politikalar şekillendirilmeden önce sivil topluma danışmak, oluşturulan politikanın etkinliğinin artırılması bakımından önem taşımaktadır. Bu sürecin karşılıklı yarar sağlayabilmesi için diyalog ve danışma mekanizmasının tüm katılımcılar tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Bu nedenle Komisyon, belirli ilkeler çerçevesinde sivil toplumla daha yapılandırılmış ve şeffaf bir diyalog geliştirme amacındadır. Bilindiği gibi, Avrupa Topluluğu Temmuz 1998’de “Arhus Konvansiyonu” olarak da tanınan “Bilgi Erişimi, Karar Almada Halkın Katılımı ve Çevre Konularında Adalete Erişim” adlı Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UN/ECE) Konvansiyonu’nu imzalamıştır. Bu Konvansiyonu imzalayarak Avrupa Topluluğu uluslararası düzeyde şeffaflık ve açıklık politikasında olduğu gibi AB çevre politikasının oluşumunda sivil topluma danışma garantisini vermiştir.  

Birlik ayrıca aday ülkelerde üyeliğe hazırlık sürecinin bir parçası olarak sivil toplumun gelişimini teşvik etmektedir. Bilindiği gibi sivil toplum kuruluşları küresel düzeyde de kalkınma politikalarının şekillendirilmesinde ve politik tartışmaların yönlendirilmesinde önemli rol oynamaktadırlar. Sivil toplumun bu sürece aktif katılımı kendisine belli bir sorumluluk yüklemektedir. Sivil toplum tıpkı AB kurumları gibi hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi “iyi yönetişim” ilkelerini benimsemelidir.[13]

 

3- DERNEKLER HUKUKU VE ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER[14]

a- BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İlgili Hüküm):

Madde 18.- Her şahsin fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır. Bu hak din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir.

Madde 19.- Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakka vardır. Bu hak, fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malumat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek ve yaymak hakkını gerektirir.

Madde 20.- 1) Her şahıs, silahsız ve saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestîsine maliktir.

2) Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.

3) Herkes, haklarını kullanmak ve hürriyetlerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak maksadıyla ve demokratik cemiyette ahlak, nizam ve genel refahın hakkı icaplarını karşılamak için tespit edilmiş kayıtlamalara tabidir.

b- İnsan Hakları Ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (İlgili Hüküm):

Madde 11. Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü

1- Herkesin barışçıl amaçlarla toplanma, başkalarıyla dernek kurma hakkı vardır. Bu hak, yine herkesin çıkarlarını korumak amacıyla sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını da içerir.

2 - Bu hakların kullanılmasına; demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ya da kamu güvenliğinin gerekleriyle ve kamu düzeninin korunması ya da suçun önlenmesi, genel sağlık, ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olan ve yasayla konulanlardan başka hiçbir kısıtlama uygulanmaz.

……………………………………………

Madde 18.- Bu sözleşmede anılan hak ve özgürlükler için verilen kısıtlamalar, belirlenmiş oldukları amaçtan başka bir amaçla uygulanmaz.

c- Paris Yasası (İlgili Hüküm):

İnsan Haklan, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü:

Ayrım gözetmeksizin herkesin düşünce, vicdan, din ya da inanç hürriyetine, ifade hürriyetine, örgütlenme ve toplantı düzenleme hürriyetine, seyahat etme hürriyetine sahip olduğunu, ……. Teyit ederiz.[15]

 

4- TÜRKİYE İLE AB VE ÜLKELERİ DERNEKLER VE MEVZUATININ TARİHSEL GELİŞİMİ

Çoğumuzun yanıldığının aksine, Avrupa birliği müktesebatı ve ülkelerine oranla Türkiye dernekler mevzuatı ve uygulaması ile gelişimi; birikim ve tarihi süreç itibariyle Avrupa Birliği müktesebatı ve Ülkelerindekinden daha kapsamlı, ayrıntılı ve ileri düzeyde olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye ile AB müktesebatı ve ülkeleri dernekler mevzuatının karşılaştırılmasında değerlerin birikimi, tarihsel derinliği ve gelişim farkı olduğu görülmüştür. Türk toplumu ve devleti dayandığı toplumsal ve kültürel mirası ve yapısı itibarı ile tarihi derinlikleri olan bir toplumdur. Bu bakımdan büyük farkını fark etmek için raporumuzda gelişim ve değerler farkı bahsedilmeye değer bulunmuştur. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Türk milletine ve devletine yersiz haksızlık edildiği raporun tam okunması sonunda anlaşılacağı düşünülmektedir. 

2.1- AB Müktesebatı Ve Ülkelerinde Dernekler Ve Mevzuatının Tarihsel Gelişimi; Avrupa geçmişi ve geleneğinde Türkiye gibi bir dernek ve sivil toplum ve mevzuatı gelişimine rastlanılamamıştır. Batı siyasal edebiyatında daha iyi bir toplumsal düzene ulaşmak için bireyin hak ve yükümlülüklerini düzenleyen siyasi kurumlar olarak sivil toplum ve devlet kavramları 18. yüzyılın ortalarına kadar aynı anlamda kullanılmıştır.[16]

Sivil toplumun tarihsel gelişimi dikkate alındığında sivil toplum kavramı Orta Çağda kültürel ve ekonomik anlamda burjuvazinin ortaya çıkması ve kentleşmenin bir sonucu olarak görülmektedir. Sivil toplum Batı’da insanların çıkarlarını devlet dışında elde etmek üzere, meşruluğu kabul edilen sınırlı örgütlenmeler biçiminde ortaya çıkmıştır.[17] Batı toplumunda yaşanan feodalite, kilise, kral-burjuvazi ilişkileri iktidarın müdahale alanı dışında bazı alanların varlığının kabulünü kolaylaştırmıştır.[18]

Avrupa’da tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanan sivil toplum kavramı, Aydınlanma Çağı’na kadar belli bir hukuk düzenine tâbi bir tür siyasi örgüt olarak anlaşılmıştır. Lütfi Sunar’a göre sivil olanla, siyasal olanın ayrımının henüz yapılmadığı bu anlayışta, sivil toplum ve devlet neredeyse eş anlamlıdır ve iyi vatandaşlıkla yakından ilişkili ahlaki bir değerdir.[19] İdris Küçükömer, sivil toplumu Batı kültürel birikiminin ürünü olarak görürken, Şerif Mardin sivil toplumu “medenilik anlayışıyla Batı Avrupa toplumsal tarihinde önemli bir sosyal aşama, tarih felsefesi alanında bir tartışma alanı ve devleti protesto etme geleneği” şeklinde tanımlamaktadır.

Sivil toplum kavramı Batı’da Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan yeni toplumsal ve siyasi arayışların sonunda oluşmuştur. 17. yüzyıldan itibaren siyasi değerler üzerine yoğun tartışmalar ve arayışlar ortaya çıkmış, bunun bir uzantısı olarak sivil toplum kavramına ilişkin değişik anlamlar gelişmiştir. Thomas Hobbes, John Locke ve Jean-Jacques Rousseau, sivil toplum kavramını siyasi otoriteyi ortaya çıkaran kamusal alan anlamında kullanmıştır.[20] Sivil toplumu devletten sistemli olarak ayıran ilk düşünür Hegel’dir. Hegel sivil toplumun yaşamının ulus devletinkinden farklı olduğunu belirtmiştir. Hegel’e göre sivil toplum, devletçi siyasi toplumun ötesindeki alandır, ancak devlet bu alanı düzenlemeli, egemenlik altına almalıdır.[21]

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası kurum ve kuruluşlar, devletlerin mutlak otorite olduğu anlayışını aşındırarak sivil gelişmeleri desteklemeye başlamıştır. AB ve müktesebatı STK mevzuatının ve uygulamasının yerleşmesine ve hızlanmasına yeni ivme kazandırmıştır. Avrupa’da sivil toplumun ve STK’nın günümüzdeki öneminde ve canlanmasında, Sovyetler ve Doğu Avrupa’daki merkezi, bürokratik devlet yapılarının başarısız olması ve çökmesi ile küresel gelişme ve değişmeler önemli rol oynamıştır. Devletçi yapıların başarısızlığı ve çökmesi ile özel girişim ve sivil inisiyatifin hızlı, verimli  ve etkin başarı sağlaması, bireyin ve sosyal aktivitelerinin önemini artırmış, çıkar temelli olmayan yeni tür sosyal hareketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının oluşmasını sağlamıştır. Böylece aktif ve katılımcı bir sivil toplum anlayışı da öne çıkmıştır.[22]

2.2- Türkiye’de Dernekler Ve Mevzuatının Tarihsel gelişimi; Türkiye geçmişten günümüze intikal etmiş olan birçok değerli ve önemli tecrübe, birikim ve kuruma sahiptir. Türklerde, ferdi veya cemaatle yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili inanç ve geleneklerin öteden beri var olduğu anlaşılmaktadır. Çok eski Hanif Türklerde bile, sivil dayanışma anlamında, Tanrı adına yoksullara yardım etme, çıplakları giydirme, açları doyurma inancına İslamiyet öncesi Hanif Türk geleneği kültür ve destanlarında da rastlanmaktadır. Tarihte bildiğimiz ilk cemiyet; Mekke’de Nübüvvetinden önce Hz. Muhammed’in de kurucusu ve üyeleri arasında olduğu Hanif Müslümanlarca kurulan Hilf ül-Füdul-“Erdemliler Cemiyeti”dir. Hz. Muhammed de cemaat, cemiyet, vakıf ve dernekçiliği önermiştir. İslam Medeniyetinin (özellikle Alevi İslam anlayışında daha bariz olmak üzere) başta cemaat, cemiyet, cem evi ve vakıf olmak üzere, STK’ları teşviki ile Türk-İslam âleminde bu alanda mevzuat, canlılık ve çağdaş uygulama örnekleri pek çok bulunmaktadır.[23]

Cumhuriyet Öncesi yazılı olan ve olmayan geleneksel STK hukuku ve uygulaması bile; dünyaca ibret ve örnek alınacak düzeydedir. Selçuklularda başlayan Ahilik (ve Bacılık) ve fütüvvet birlik ve kurumları ile Alevi-Bektaşi cem evi ve dergahları, da dünya’da ilklere örnektir. Çağdaş cemiyetlerimiz, Osmanlıda mevzuatla tüzel kişilik de kazanmaya başlamış Cumhuriyetle de en gelişmiş tecrübeyle yaşanmış bulunmaktadır. Selçuklularda başlayan Ahilik (ve Bacılık) ve fütüvvet birlik ve kurumları ile Alevi-Bektaşi cem evi ve dergahları da dünya’da ilklere örnektir. Türk tarihinde ilk kez Selçuklularda 12. yüzyılda vakıfların mülkiyetindeki tarımsal alanların merkezi otoritenin kontrolünden kurtulması ile bir STK türü olan vakıf ortaya çıkmıştır.[24] Başlangıçta devleti temsilen ellerine aldıkları bu yetkiler, zamanla vakıfları yöneten İslami seçkinlerin devlet dışında bir unsur olarak güç kazanmalarını sağlamıştır. Vakıflar, Osmanlı İmparatorluğunda da korunarak gelişimini sürdürmüştür. Özellikle Avrupa ve Arap ülkelerinde kazanılan yerlerde sayısız vakıfların kurulması ile eğitim, sağlık, dini hizmetler ve benzeri konularda geniş kitlelere yönelik olanaklar sağlanmıştır.[25] Anadolu’da Kütahya’daki tespit edilen sendikal faaliyet ve toplu iş sözleşmesi de Türk-İslam medeniyetinde tespit edilen dünyada ilk sendikal STK uygulamalarından bir başka türüdür.[26]

Osmanlı Devletinde, devlet - toplum ilişkisi üç dönemde incelenmektedir. Birinci dönem; 16. yüzyıl öncesini kapsamakta olup, ekonomik alanda ahilik, lonca gibi esnaf kuruluşları, kültürel alanda ise başta tarikatlar olmak üzere dini topluluklar önemli rol oynamışlardır. İkinci dönem ise 16. yüzyıl sonrasıdır. Bu dönemde merkezi otorite sivil toplumun gelişmesine engel teşkil etmiştir. Üçüncü dönem ise 19. yüzyıldır. Bu dönemde Osmanlı modernleşmesi başlamış, hukuk, idare, ekonomi ve eğitim alanlarındaki reformlarda sivil toplum alanında canlanma sağlamıştır.[27]

Osmanlı toplumunda sivil toplum potansiyeli taşıyan bazı unsurlardan da bahsedebiliriz: Birincisi, Osmanlının “ümmet-millet sistemi”ne dayalı bir toplumsal yapısının olması ve farklı milletlere sınırlı da olsa özerk bir alan tanımış olması sivil toplum görüntüsü çağrıştırabilir. İkinci sivil toplum unsuru olabilme özelliği taşıyan yapılanma ise “loncalar”dır. “Loncalar, bir taraftan İslami tasavvufi düşünceye, fütüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyelerde ki şeyh-mürit ilişkisine benzer işyerlerindeki usta-çırak ilişkisi oluşturulan ahilik teşkilatına dayanır. Zamanla şehirlerde merkezileşen ahilik-bacılık kurumları, esnaf birlikleri şekline dönüşerek loncalar şeklini almışlardır. Loncaların toplumsal işlevleri nedeniyle Osmanlı toplum yapısında bir sivil toplum unsuru olarak zikredilmesi son derece önemlidir. Üçüncüsü de kurumsallaşmış olan dini örgütlenmelerdir. Dini örgütlenmeler resmi düzeyde ve halk düzeyinde olmak üzere ikili bir yapılanma olarak görülür. Resmi kanat Şeyhülislamın temsil ettiği ulema grubu (Şeyhülislam, kadı, müderris vb.)dur. Dini örgütlenmelerin halk kanadında ise “tarikatların” olduğunu görüyoruz. İslam toplumlarının gerçek anlamda sivil dini örgütleri diyebileceğimiz tarikatlar en güçlü liderleri bile zaman zaman etkileyip yönlendirebildikleri halde[28], sürekli olarak devletin resmi bürokratik örgütlenmesi dışında kalmışlardır. Tarikatlar, Osmanlıda devlet ile toplum arasında, bugünkü şekliyle ve anlamıyla bulunmayan ikincil gruplardan (dernekler, baskı grupları, sendikalar vb.) doğan boşluğu doldurarak, devlet ile toplum arasında tampon görevi görmüş ve devlet ile toplum arasındaki iletişimi sağlayan kanallardan biri olmuştur.[29] Dördüncü sivil toplum örgütlenmesi ise vakıflardır. Kurumsal anlamda bir sivil toplum örgütlenmesi olarak tarihten tevarüs ettiğimiz vakıflar; dünyada henüz, “sosyal adalet”, “sosyal refah”, “dengeli gelir dağılımı” , “sosyal güvenlik” ve “sosyal hizmet” gibi kavramlar telaffuz edilmediği dönemlerde, Türk-İslam medeniyeti ve toplumlarında ve Osmanlıda devletin organizasyon şemasında yer almayan ama devletin ilgisi ve bilgisi dâhilinde bu kavramların içini doldurmaya yönelik sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bir faaliyet alanı ve örgütlü sivil dayanışma örneği olarak teşekkül etmişlerdir. Vakıflar diğer sivil toplum potansiyeli taşıyan unsurlara göre daha bağımsız olmalarının yanında diğer unsurlara destek olmaları açısından da ayrı bir öneme haizdirler.[30]

Tanzimat dönemi ve Tanzimat sonrası dönemde ise Osmanlı Devleti’nde modernleşme ve yenilikçi hareketlere rastlanmaktadır. Bu dönemde ortaya çıkan Sened-i İttifak, Gülhane Hatt-ı Hümayunu, Islahat Fermanı, I. ve II. Meşrutiyet gibi yenilikçi hareketler sivil toplumun gelişmesi adına yararlı olmuştur. Gerçekleştirilen hukuki reformlar, devletin varlık alanlarını daraltarak, sivil toplum inisiyatifini biraz daha genişletmiştir.[31]

Tanzimat, Türk Siyasal Tarihinde modernleşme yönünde bir tercihin açıkça belli olmasını temsil etmesi nedeni ile önem taşır. Osmanlı siyasal sisteminde Tanzimat'la birlikte ivme kazanan modernleşme girişimleri iki önemli gelişmesini de beraberinde getirmiştir. Bu gelişmelerden ilki: İdari ve askeri alanda girişilen reformlarla, zayıflayan merkezi otoritenin yeniden güçlendirilmesi yönündeki reformlardır. Böyle bir gelişme aynı zamanda sivil toplumu denetimi altına almayı kolaylaştırıcı rol oynar. İkincisi ise: Tanzimat Fermanı ile başlayan temel hak ve özgürlüklere, yazılı anayasal belgelerde yer verilmesi anlayışı, günümüzde Batı’dakine benzer sivil toplum öğelerinin tohumlarını da taşımaktadır. Çünkü çoğulcu toplumun belirleyici özelliği insan haklarının siyasal otorite karşısında belirli teminatlara kavuşması süreci Tanzimat fermanı ile birlikte başlamıştır.[32]

Osmanlı usulü medeni kanun olan Mecelle (1876), tüzel kişiliği açıkça tanımamakla birlikte bir araya gelmeye cemiyet oluşturmaya müsaade etmektedir. 1876 Anayasasında dernek kurma hakkından söz edilmemekle birlikte yasaklayıcı ve engelleyici bir hüküm bulunmamaktadır. Osmanlı Döneminde bugün anladığımız şekilde dernekler hukuku, 1908 tarihinde II. Meşrutiyetin ilanından sonra, 1909 tarihinde Cemiyetler Kanunu ile başlamıştır. Bu kanun 1901 tarihli Fransız Dernekler Kanunu model alınarak hazırlanmıştır.[33]

İlk sendikalar da 1909 da yürürlüğe giren dernekler yasası çerçevesinde kurulmuştur. Kooperatifçilik hareketi ise Osmanlı Devletinde 1860'larda zamanın Niş valisi Mithat Paşa'nın öncülüğünde, tabandan değil tavandan bir girişimle memleket sandıkları ile başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğunda ilk odalar 1879 yılında kurulmuştur. Bu kuruluşlara verilen temel işlev daha çok hükümete ve üyelerine danışmanlık yapma ile sınırlı tutulmuştur. 1910 yılında kabul edilen (Ticaret ve Sanayi Odaları Nizamnamesi) ile tüccar ve sanayiciler aynı çatı altında örgütlendirilmişlerdir. Osmanlı'da ilk zirai kuruluşlar 1876 ve 1881 yıllarında yapılan düzenlemeler sonucu ortaya çıkmıştır.[34]

Osmanlı’da, Kanun-i Esasi’nin ikinci kez uygulamaya konulmasından sonra toplumsal yaşamda pek çok değişiklik yaşanmıştır. Mecliste sivil toplumun gelişimi açısından önem taşıyan birçok yasa kabul edilmiştir. Bu yasalar arasında önemli olanları; toplantı, basın, grev ve dernekler yasalarıdır.[35]

Cumhuriyet Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından mirası üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti birey ile devlet arasında ve devlet ile üçüncü sektör arasında yeni bir toplumsal sözleşme yapılmasını sağlamıştır. Sivil-ordu bürokrasisine aydınların da katılmasını getiren bu toplumsal sözleşme ile birlikte Türkiye'de batı tarzı merkezi yönetim sistemi benimsenmiştir.[36] Cumhuriyet dönemine her ne kadar yeni bir devlet ve toplum projesi ile girilmiş olsa da, sivil toplum örgütlenmesi açısından Osmanlıdan gelen siyasal ve toplumsal miras ve kültürün büyük ölçüde devam ettiğini görmekteyiz. 1923 yılında, 1909 tarihli kanun değiştirilmiş ve dernekler büyük ölçüde yürütme organının denetimine tabi kılınmıştır. Bu durum 1926 yılına kadar devem etmiş, bu tarihte İsviçre Medeni Kanununun benimsenmesi ile Türkiye'ye liberal bir dernekler hukuku düzenlemesi gelmiştir. Cumhuriyet döneminde ayrı bir yeri olan tek partili dönemin, modernleştirici anlayışına ters düşen hiç bir cemiyete, örgütlenmeye geçit vermeyen yasakçı bir dönem olduğu bilinen bir gerçektir.

Türkiye’de Osmanlı yönetiminden sonra Avrupa’dan tercümeyle ülkemize uyarlanarak 1926'da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 53 vd. maddeleri cemiyetleri düzenler. O günün şartlarına göre bir düzenleme getiren bu hükümler yetersiz kaldığından, daha sonra 1938' de 3512 s.lı Cemiyetler Kanunu çıkarılmış ve bu üç kez değişikliğe uğramıştır. Bu da gelişen toplum ve şartlar karşısında yetersiz kalınca, 1961 Anayasasına uygun olarak, 1972'de bu alanda 1630 s.lı Dernekler Kanunu çıkarılmıştır.

Türkiye’de sivil toplumun dönüm noktalarından birisi olarak, 1946’da çok partili hayata geçiş gösterilebilir. Çok partili hayata geçiş sivil toplumun gelişmesi açısından da önemli katkılar sağlamıştır. Bu dönemde, siyasal alanda yaşanan gelişmelerin yanında, sivil örgütlenmelerin yaygınlaştığı ve güç kazandığı görülmektedir. Bu dönemde muhalefet odaklarının sesleri yükselmeye başlamış ve çeşitli şekillerde (siyasal partiler, basın kuruluşları, dernekler ve sendikalar gibi) örgütlenmelere imkân sağlanmıştır.[37]

Türkiye II. Dünya Savaşından sonra, Dünyadaki ve Avrupa'daki yeni oluşumların içinde yer almıştır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyinin kurucu üyesi olmuştur. 1938'de kabul edilen Cemiyetler Kanunu 1945 sonrası daha toleranslı olarak uygulanmaya başlanmıştır.[38] 1946 yılında dernekler hukuku açısından önemli bir kanun olan 4919 Sayılı Kanun çıkarılmıştır. 4919 Sayılı Kanunla ilk kez Medeni Kanunun özgürlükçü serbest kuruluş sistemi ile Cemiyetler Kanunun düzenlemesi arasında paralellik kurulmuştur.[39]

1950 yılında başlayan çok partili dönemde sivil toplum kuruluşları bakımından yeni bir süreç başlamıştır. Bu dönemde dernekler, vakıflar, dini gruplar, işçi sendikaları, işveren kesimi, köylü kesimi ve farklılaşan medya gibi unsurlar tek partili dönemden sonra yeniden ortaya çıkmıştır. Ancak bu gruplar siyasal yaşamın aktörleri olamamıştır.[40]

1960 sonrasında yaşanan gelişmeler ile sivil toplum kuruluşları, sadece kamunun gücünün yetmediği alanları dolduran ikincil örgütlenmeler olmaktan çıkmış, baskı grupları olarak toplumsal ve siyasal gündemi oluşturmaya başlamıştır.[41]

1961 Anayasası, özgürlükçü demokratik düzen içerisinde dernek kurma hakkı ve bir araya gelme özgürlüğünü kişinin temel hakları ve özgürlükleri kapsamında düzenlemiştir. Böylece dernekler alanında önemli bir gelişme yaşanmıştır,[42] Anayasanın 28. ve 29. maddeleri dernek kurma ve toplantı yapma özgürlüğünü genişleterek bu sürecin yasal üst yapısını kurmuştur. Köyden kente göçün de katkısı ile şehirleşmenin hızlandığı 1960 sonrasında hemşerilik dernekleri, cami ve hayırlar yaptırma ve yaşatma dernekleri, eski köylü-yeni kentlinin uyum çabaları sonucunda doğmuştur.[43]

Ancak bazı derneklerin anarşi ve terörle ilişkileri nedeniyle 12 Mart 1971 muhtırasını izleyen hukuki düzenlemelerle, dernekler hukukunda önemli kısıtlamalara neden olmuştur. 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanunu, aslında bir "kısıtlamalar" düzenlemesidir. Cemiyet sözcüğü yerine “dernek” sözcüğü de ilk kez bu kanunda kullanılmıştır.[44]

Sivil toplum teriminin Türk siyasi söylemine girmesi, 1980'lere rastlamaktadır. 1980 sonrası dönem Türk sivil toplumu açısından bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. Bu dönemde sivil toplum oluşumu yönünde görülen gelişme, sivil toplum unsurlarının Türkiye'deki geleneksel merkeziyetçi devlet alanına karşı bir varlık alanı oluşturması yönünde olmuştur. Bunu sağlayan iki faktörden birincisi, Türk siyasetinde meydana gelen değişme, ikincisi ise resmi söylemin dışında, yeni ve farklı söylemlere sarılan otonom sosyal grupların ortaya çıkması olmuştur.[45]

1982 Anayasası çerçevesinde sivil toplumun temel taşları olarak tanımlanabilecek temsili kuruluşların siyaset yapması yasaklanmıştır. Sendikalar, odalar, meslek odaları, üniversiteler her türlü gönüllü kuruluşlar, siyaset yapması yasaklanan kuruluşlar arasındadır. Ayrıca bu dönemde siyasi partilerin de doğrudan kayıtlı üye kitlesi dışında, bir taban ile ilişki kurmasını sağlayabilecek yan kuruluşlar kapatılmıştır.[46]

Türkiye'de 1983 seçimleri ile sona eren askeri yönetimin ardından, sivil toplum örgütleri, bireyi devlet karşısında koruyacak mekanizmalar olarak değerlendirilmiştir.[47] 1982 Anayasasının kabulünden sonra, yeni Anayasanın tüm müesseselere getirdiği yenilik ve değişiklikler gibi; bu Anayasanın ruhuna uygun olarak derneklerde de bazı yenilik ve değişikliklere gidilmiştir. Bunun için 1983'de 2908 s.lı Dernekler Kanunu çıkarılıp yürürlüğe konmuştur. Özallı ANAP hükümetleri dönemi, dernek ve STK için geniş özgürlük dönemi başlatmış ve mevzuatını aşama aşama iyileştirerek uluslar arası mevzuat ve AB müktesebatı standartlarına uyumu başlatmıştır.

Bu Kanunların ve ilgili mevzuatın uygulama alanı sadece dernekler olmadığı gibi, dernekleri ilgilendiren yasalar da sadece bu yasalar değildir. Birçok yasada dernekleri ilgilendiren hükümler bulunmaktadır. Dernek ve STK mevzuatı birbiriyle ilgilidir. DK ve Türk Medeni Kanununda birbirine yollamalar yapılmıştır. Bu Kanunlarda bazı maddelerinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına da uygulanacağına dair hüküm ile sendikalarla alakalı hüküm vardır. ... vs. Siyasi Partiler Kanunu, Bu Kanuna yollamalar yapmaktadır. Bu Kanun'da ise siyasi partiler ile ilgili hükümler vardır. Özet olarak; işçi ve işveren sendikaları, siyasi partiler, kanunla kurulan meslek kuruluşları, vakıflar, spor kulüpleri ile diğer benzeri Kurum ve kuruluşlar, başka bir deyişle tüm STK’lar, bazı çalışmaları itibariyle, konu ve kendi kanunlarındaki atıflar gereği, Dernekler Kanununu ve ilgili mevzuatı ilgilendirmektedir.[48]

1985 sonrası sivil toplumun artık gündelik sorunlar dâhil olmak üzere tüm sorunların örgütlenme ile çözülebileceği anlayışının yaygınlaşması ile birlikte sivil toplum kuruluşlarında sayı ve çeşit yönünde artış görülmüştür. Çevre, kadın, tüketiciyi koruma gibi görece az işlenmiş alanlarda örgütlenmeler meydana gelmiştir.[49]

1990’lardan sonra giderek sivilleşen Türk hukuk sistemi hem bireysel özgürlüklerin gelişmesine hem de sivil toplumun gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmasına katkılar sağlamıştır. Fakat örgütlenme ve kendi sorunlarını devlet katkısına ihtiyaç duymadan çözme yeteneği birden bire elde edilecek bir durum değildir.

1992'de gerçekleştirilen Rio Konferansı sonrasında sivil toplum örgütlerinin katılımına açık uluslararası projelerin desteklenmesi eğilimi ortaya çıkmış, bunun sonuçları ülkemize de yansımıştır. Vancouver'de yapılan Dünya I.Habitat Konferansı sonrasında Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 100'ü aşkın ülke "ulusal komiteler" oluşturarak, Ulusal Gündem 21 hazırlığı sürecine girmişlerdir.

Globalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte uluslararası alanda ulus-aşırı özellikleriyle karşımıza çıkan bazı sivil toplum örgütlerinin, uluslararası kurumlarda 'danışman' statüsüne sahip (olduğu), özellikle 1993 Viyana İnsan Hakları Toplantısı'ndan sonra Birleşmiş Milletlerin sivil toplum kuruluşlarına daha geniş ve etkin roller vermeye başladığı görülür. Haziran 1996'da İstanbul’da yapılan Habitat II Konferansı sonrasında Yerel Gündem 21 çabalarının yoğunlaşması, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi yanında, sivil toplum kavramının kamusal tartışma gündemine girmesini sağlamıştır. Çünkü Habitat Gündeminin etkin olarak pratik yaşama geçirilmesi, öncelikle yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların etkin katılımını öngörüyordu.

Habitat Gündemi İstanbul Bildirgesi'nin 12. maddesi, hükümetlere, sivil toplum örgütlerini ve yerel yönetimleri ''yapabilir kılma" stratejisinin gerçekleştirilme yolları ile "katılım"ın sağlanması yollarını gösteriyor, onları bu konuda yükümlü tutuyordu.[50]

Sivil Toplum Kuruluşlarının toplumsal algıda tanınırlık bakımından zirveye çıktığı dönem, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasındaki süreçtir. Bu dönemde Sivil Toplum Kuruluşları, toplumsal dayanışma anlamında son derece nitelikli ve karşılıklı güvene dayalı bir ortam yaratmıştır. Bu dönemde kamuoyunun Sivil Toplum Kuruluşlarına bakışında önemli bir pozitif değişim yaşanmış ve Sivil Toplum Kuruluşları daha meşru bir kurum olarak algılanmıştır.[51] Marmara Depremi öncesinde Türkiye’de afetlere yönelik kurulan sivil toplum kuruluşlarının sayısı sınırlı iken depremler sonrasında bu yönde çalışma yapan 1200 sivil toplum kuruluşu kurulmuştur.[52]

Türkiye’de sivil toplum açısından önemli bir gelişme de sivil toplum kuruluşlarının Avrupa Birliği (AB) ile müzakere sürecinde önem kazanmasıdır. 1999 Helsinki AB Zirvesi ile tekrardan başlayan Türkiye’nin adaylık sürecinde sivil toplum kuruluşları politik konulardan farklı olarak eğitim, kültür ve çevre gibi toplumu ilgilendiren konularda toplumu bilgilendirme görevini üstlenmiştir.[53]

AB üyelik süreci temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunması için dernekler mevzuatını pozitif değiştirme fırsatları sunmaktadır. Türkiye’de birçok konuda olduğu gibi Dernekler Kanunu ve ilgili mevzuatı da baştan sona değiştirildi… Yürürlükteki 5253 sayılı Dernekler ve Türk Medeni kanunları Anayasa'dan soma, dernekler hukukunun çerçevesini çizmekte ve çalışmalarımızın ana konusunu teşkil etmektedir. AB ülkelerinde uygulamaya devam edildiği halde Derneklerin idari ve denetim örgütünü Emniyet -polis birimi olmaktan il önce çıkarıp sivil birim şeklinde örgütleme AB müktesebatına uyum mevzuatıyla başarılmıştır. İnsan haklarına dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti ideali olan toplum modeli oluşturmaya çalışılmıştır. Dernek vb STK’larını önemseyen, değer veren, düşünce ve ideolojik farklılıkları zenginlik olarak gören bir kamu yönetimi anlayışına zemin oluşturulmuştur.

Görmezden geldiği vatandaşlarının tümünü kanun önünde eşit gören ve onlara eşit davranmayı ilke edinen bir kamu yönetimi anlayışına ve her türden vatandaşını kamusal alanda var kılmak isteyen, hak ve özgürlüklerini koruyan bir yönetim modeline gidilmiştir. Türkiye’de sivil toplum örgütleri, özellikle son 15 yılda gerek etkinlik ve söylemleri, gerekse de siyasal otoriteyle mesafesi açısından sıkça gündeme gelmekte ve tartışılmaktadır. Yakın zamanda, büyük şehir ve anakentlerde gerçekleşen mitingler ve bu mitinglerin organizasyonunda sivil toplum örgütlerinin aktif rol oynaması medyada ve kamuoyunda bu örgütlere yönelik ilginin artışına neden olmuştur. Zira bu örgütler, yaşanan siyasal gelişmelerde taraf olma, kanaat geliştirme ve kamuoyu oluşturma noktasında söz sahibi olmaktadırlar.[54] Öyle ki darbe heveslileri bile STK’lardan yararlanma stratejisi kullanmışlardır.

Dernek vb STK’ları aracılığı ile AB fonlarından daha fazla katkı elde ederek kendi vatandaşının refah düzeyini, yaşam standartlarını daha yükseğe çıkartan bir bakış açısı topluma yayılmıştır. Artık Dernek vb STK’larından korkmayan ve korkmak için gerekçe üretmeyen hatta onları teşvik eden bir idari bakış hâkim kılınmıştır.

 

B- TÜRKİYE İLE AB MÜKTESEBATI VE ÜLKELERİ DERNEKLER VE MEVZUATININ GENEL DURUMU[55]

Avrupa’da derneklerin içinde olduğu STK’lar; Avrupa Komisyonu, geleneksel bürokratik yapıdan ayrılarak Avrupa Bütünleşmesi için derneklerin içinde olduğu STK’larla iyi ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. Çünkü üye devletlerin vatandaşlarının aktif katılımı ve sorumluluk üstlenmesi olmaksızın bütünleşme sağlanamaz. Ayrıca istihdamdan çevre sorunlarına, refah artışından sosyal adaletin tesisine, eğitimden sağlığa kadar her tür sorunun ulusal düzeyin ötesinde herkesin katılımıyla çözüm gerektirdiği görülür hale gelmiştir

Avrupa’da Derneklerin içinde olduğu STK’lar; Demokratik ve şeffaf yönetimlerin inşasına, Farklı menfaat gruplarının uzlaştırılmasına, Teknolojik gelişmeler ve küreselleşme olgusu karşısında yalnızlaşan bireyin değişime ayak uydurmasına, Devletin/idarenin yerine getiremediği işlevlerin üstlenilmesine, Dolaylı (hatta doğrudan) olarak rekabetin korunmasına ve ekonomik büyümeye katkı sağlamaktadır.  Örneğin; eğitim, sağlık ve sosyal hizmet konularında kamu hizmeti sunabilmekte; ya da engellilik, ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı gibi konularla mücadele edebilmektedir.

AB’de Derneklerin de içinde olduğu STK’lar için oldukça geniş ve özgür bir alan tanınmış, rekabet ve yarış içinde faaliyetlerini sürdürmeleri sağlanmıştır. Hem kendi aralarında birlik kurabilmekte ve faaliyetlerini güçlü bir şekilde sürdürebilmekte hem de idare organları ile işbirliği içine girerek etkin bir hizmet sunumu gerçekleştirebilmektedirler.

AB üyesi ülkelerde örgütlenen STK’ların en önemli farkı: (1) örgütlendikleri merkez ülke dışında da faaliyette bulunmaları veya ortak bularak çalışma alanını genişletmeleridir, (2) AB organlarında oluşturulacak olan resmi politikaları önceden yönlendirebilmekte (lobicilik yaparak), üretim ve karar sürecinde rol üstlenmektedirler, (3) oluşan yeni alanda AB’ye başvurarak maddi kaynak elde etmektedirler.[56]

Avrupa’da da tüm STK’ların yetersizlik, hukuk dışılığa çıkma, ırkçılık gibi olumsuz yönlere kayma gibi yanlışlıkları bulunmaktadır. Genel eğilim: hukuka uydukları sürece kendi çalışma alanlarında faaliyette bulunmalarına izin verilmesi yönündedir. Sadece denetimi ve özellikle mali konularda ağırlıklı denetimi yapılmakta ve öngörülmektedir.

Gelişen, değişen ve küreselleşen dünya şartları, küresel dünyadaki insan haklarına, barış ve güvenlik ilkelerine dayalı siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki gelişmeler olmuştur. Bütün bu gelişmelerin mahsulü olan ve öncelikle temel insan haklarını esas alan uluslararası antlaşmalar, insan hakları bildiri ve sözleşmeleri; özellikle Avrupa insan hakları sözleşmesi ve ek protokolleri ve AB müktesebatı ile tüm ülkeler de bağımlıdır. Ülkemiz, Anayasa ve tüm kanunlarını Avrupa Birliği Müktesebatı ile medeni milletlerce üzerinde ittifak edilen "Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine" uygun hale getirme anlayışı ile yeni bir hukuki düzenleme surecinden geçmiştir.[57]

Bilindiği gibi, dünyada çağdaş sosyal devlet anlayışının olmadığı dönemler de bile, kültür ve medeniyet tarihimizde atalarımızın cemiyet ve vakıflar vb STK’lar aracılığı ile toplumlara yaptığı tüm hizmetler, sosyal devletin yokluğunu o dönemde bile aratmamıştır. Günümüzde sosyal devletin görevi olarak kabul edilmekte olan hizmetleri; (batı toplumlarında bu konudaki eski açığı), STK’lar ile baştan beri kapatmış, bir bakıma sosyal adalet ve barışı sağlamıştır. Aynen Türk-İslam medeniyetindeki o hizmetler gibi, günümüzde bazı derneklerin amacı ile çalışma ve faaliyet konulan ve biçimi itibariyle topluma yaptıkları hizmetin sonucu, sanki sosyal nitelikteki bir kamu kuruluşu ve devlet dairesi hizmeti kadar topluma yararlı olmaktadır. Böyle dernekler ve vakıflar başta olmak üzere STK’lar, bazen birçok nedenle devletin resmi olarak bürokratik devletçilik anlayışı ile yapamadığı veya baş edemediği başarısız görev ve hizmetleri bile gönüllü olarak mükemmel şekilde topluma arz edebilmektedir. Ayrıca kamu kurumu tarafından çözülmesi mümkün olamayan bir takım sorun ve eksiklerin giderilmesinde aracılık ta eden kuruluşlar olarak görülmektedir. İşte bunun içindir ki; dernekleri denetlemek kadar korumak ve geliştirmek de gerekecektir.[58]

Dernekler vb STK’ların başlangıçtan beri varlığından; Türk-İslam medeniyetinin ilk önceden beri icadı ve ürünü olduğunu görmekteyiz. Çağdaş dünyanın ise bunları daha yeni keşfettiğini araştırmış ve gözlemlemiş bulunuyoruz. Konuya vukufiyeti olmayanların yanıldığı gibi biz de hiç olmayıp ta Avrupa Birliğinde icat edilmiş, ve müktesebatın ve uyum yasalarının sonucu, derneklerin de içinde olduğu STK mevzuatı düzenlemeleri ve uygulaması olarak yeni yapılmış değildir. Avrupa birliğinden ve ülkelerinden çok önce Türkiye’de ve içinde yer aldığı Türk-İslam medeniyetinde derneklerin içinde olduğu STK, mevzuatı ve uygulamasının en ideal düzeyde yaşanmakta olduğu denetçiliğimizce araştırılmış ve gözlenmiş bulunmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin geçmişinde ise Türk-İslam medeniyetindeki gibi ülkemizin ve milletimizin bu konudaki mazisinin çok eski derinliklerinden gelen birikim, tecrübe ve mevzuatı derinliği ve gelişme sürecine sahip olmadığı anlaşılmıştır. Derneklerin ve STK’ların önemli olduğu ancak Avrupa Birliği süreciyle ülkelerinde anlaşılmış ve mevzuatı ile uygulaması geliştirilmiştir.[59]

Devletçilikten çok özelleştirmenin gerekli ve zorunlu görüldüğü zamanımızda özelleştirilen birçok kamu hizmet ve görevinin bu ülkelerde de artık gönüllü kuruluşlardan olan dernekler ve STK’larca yerine getirildiğini ve teşvik edildiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Dernek ve STK’larca yapılan birçok kamu hizmeti ve görevinin artık özelleştirme kapsamında değerlendirilmesinde de yarar olacaktır. Örneğin eğitim, sağlık, çevre ve gençlik konusundaki dernek faaliyetleri bu görüşümüzün haklılığını teyit etmeye en büyük kanıttır. Gönüllü, özel girişim ve sivil üstünlük resmilerden daha etkin hızlı ve verimli sonuç ve kazançlara ulaşmaktadır.[60] Çağımızda, Devletin vatandaşa her sahada düzenli, hızlı, etkin ve verimli bir şekilde hizmet götürmesi, hızla gelişen ekonomik ve teknolojik değişmeleri takip ederek ihtiyaçları yeniden değerlendirip gerekli düzenlenmeyi yapmasıyla mümkündür. Üye ülkelerden farklı olarak Dernekler Kanunumuzun hazırlanması esnasında fevkalade şartların da zorlamasıyla 1980’li yıllarda düzenlemeler yapılmıştır. Genel kabul görmüş demokratik ilkelere, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve hukuk devleti ilkelerine bağlı kalınmamış olması da; bir kanun için fevkalade kısa bir zamanda uygulanabilirlik vasıfları önemli ölçüde kaybetmesine sebep olmuş, emsal Ülkelere oranla sınırlama ve yasakları sebebiyle köklü bir değişikliği zorunlu kılmıştır. Çünkü Eski Kanunun bazı maddeleri, emsal ülkelere oranla bu Kanunu geniş çapta dernek kurma hakkının kullanılmasını sınırlayan, kısan ve zorlaştıran antidemokratik bir kısıtlamalar manzumesi niteliğinde mütalaa edilmesine neden olmuştur.[61]

Avrupa Birliği adayı ve demokratik sosyal bir hukuk devleti ülkemizde de demokratik kitle örgütlerinden olan derneklerin serbestçe kurulması ve üye olunması, bunların faaliyetlerini serbestçe yürütmesi ve tüzel kişiliklerinin sona ermesi hususlarında de demokratik düzenlemelerin yapılması yoluna gidilmiştir. Yeni mevzuatın uygulanmasında karşılaşılan problem ve aksaklıkların süratle giderilmesi ülkemizin pozitif farkını göstermektedir.

Bu cümleden olarak ülkemizde hukukun üstünlüğü, anayasaya dayalı, temel hak ve hürriyetleri içerde ve dışarıda barış ve güvenliğin temeli sayan hukuk devletinin gerçekleştirilmesi için çalışılmıştır. Münhasıran milletimizin bugünkü ulaştığı seviyede demokratik ve medeni ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlandığı zamanın fevkalade şartlarının mahsulü olan birçok antidemokratik hüküm ve ilkelerinin kaldırılması zorunluluğunun bir sonucu olarak, bir ülkenin insan haklarına dayalı ve demokratik olma özelliğini gösteren kanunlardan birisi olduğundan emsal hukuk anlayışına ve mazisindeki ideal uygulamalara yakınlaştırılması sağlanmıştır. Dernekler mevzuatı açısından AB üyesi ülkeler arasında en iyi yere gelinmiştir.[62]

Siyaset biliminde, aynı zamanda siyasal bir baskı gurubu ve aracı olarak kabul edilen dernekler, yasal çerçevede tüzel kişilikleri ile güçlü bir küçük toplum ve devlet örneği gibi çalışırlar. Topluma ve devlete etkide bulunur ve yön de verirler. Ayrıca dernekler, demokratik kuruluş yapısı sayesinde, yaptığı çalışmaların daha verimli ve gelir-gider durumunun sağlıklı ve güvenli bir çerçevede tutulması için denetim yollarına da açık olduğundan, gönüllüler için dernek çalışmalarına katılmak, artık günümüzde daha cazip hale gelmektedir.[63]

Zamanın şartları dikkate alınarak hazırlanan ve 06.10.1983 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 2908 s.lı mülga Dernekler Kanunu yerini emsal devletlerin mevzuatına uygun serbestlikten yana yeni bir düzenlemeyle 5253 s.lı Dernekler Kanunu ve değişikliklerine bırakmıştır. 5253 sayılı kanun ve ilgili mevzuat tüm yenilik ve değişiklikleri ile yürürlüğe konmuştur. Bu anlayışla yeni düzenleme; uluslararası bir ihtiyaç duyulduğu genel kabul gören bir kanaatle oluşmuştur. İşte bunun içindir ki; Türkiye’de dernekleri denetlemek kadar korumak ve geliştirmek için de düzenleme yapılmıştır. Derneklerde üye olmak ve çalışmak bir külfet olmaktan çıkarılmış ve teşvik edilmiştir.[64]

 

IV- AB MÜKTESEBATI ve ÜLKELERİ İLE TÜRKİYE’DE DERNEKLER; YAPILANDIRILMASI, KURULMASI, VE FAALİYETLERİ İLE UYGULAMALARI, KARŞILAŞTIRMASI VE FARKLILIKLARI (ÖZT)

BAZI AB ÜLKELERİNDEKİ GENEL DURUMUN ÖZETİ: AB Müktesebatında ve çoğu ülkelerinde, dernekler ve mevzuatı sivil gönüllü kuruluşlar arasında mütalaa edilmektedir. Müktesebattan başka her ülke ve eyaletin kendine özgü dernekler mevzuatı da bulunmaktadır. Müktesebata uyum yasaları ile dernekler mevzuatı da müktesebata uygun hale getirilmeye çalışılmaktadır. Tüm bu ülkelerin ve müktesebatın Dernekler mevzuatı, Türkiye’ninki kadar tarihi, gelişmiş ve ayrıntılı değildir.

Genel de yasaklar ve sınırlamalar asgari düzeydedir. Bu bağlamda derneklere sınırlama ve yasaklar sınırlı sayıda tutulmuştur. Özellikle uluslararası ve birlik ülkeleri arası faaliyet konusunda sınırlama azdır. Bu tip kuruluşları bazen devlet bile kurdurmakta ve kendisi de bazı kuruluşlara kurucu ve üye olarak katılmaktadır. Devlet bazı görevlerini bu derneklere yaptırmakta ve yetki vermekte bazı yetkilerini devretmektedir. Özelleştirilen devlet firma ve görevleri STK’lara da devredilmektedir. Devletin bazı fonksiyonlarını ve yapamadığı işlevlerini yerine getirdiği için çoğunlukla devletçe maddi ve manevi desteklenmektedir.

AB müktesebatı ve araştırabildiğimiz bazı ülkelerinde çağdaş ve medeni devlet anlayışı içerisinde bağımsız ve tarafsız denetim ve özellikle mali denetim yolu ön plana çıkmaktadır. Denetimleri genelde mali konularla sınırlı tutulmaktadır.[65]

 

BAZI AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DERNEKLER VE MEVZUATI[66]

ALMANYA’DA DERNEKLER VE MEVZUATI: Almanya Federal Cumhuriyeti'nde yürürlükte bulunan Dernekler Yasasının, Türkiye'deki ile karşılaştırmada yararlanılabilecek temel noktaları hakkındaki özet bilgi aşağıda sunulmuştur. “F.Alman Dernekler Kanunu üzerinde yapılan ön araştırma neticesinde mevcut Alman Der­nekler Kanununun demekler kanunumuza oranla temelde değişiklikler gösterdiği; bunlar arasında en önemlisinin, dernek açılması konusunda yerel yönetimlere "yetki” devrinin yapıldığı görülmüştür. Özellikle derneğin türüne göre farklı izleklerin söz konusu olduğu anlaşılmış, daha geniş kapsamlı ve milli dernekler mevzuatımızı, da içine alacak şekilde bir -araştırma, yapılması gerektiği anlaşılmış olup özellikle ilgili yerel yönetimlere bu konuda doküman temin etmeleri için; ricada" bulunulmuştur. (Bu kanunlar kitap evlerinde temin edilememektedir).

Almanya Anayasasının 9 uncu maddesine göre, tüm Almanların dernek kurma hakkı mevcuttur. Ancak, amaçları ve faaliyetleri ceza yasalarına, Anayasal Düzene veya hakların anlaşması düşüncesine aykırı düşen teşekküller yasaktır. Medeni Kanununda Tüzel Kişiler kapsamındaki düzenlemeleri dernekleri de kapsamaktadır. Konu daha ayrıntılı olarak Demekler Kanununda düzenlenmiştir. Bu kanunun kapsamına, anayasanın 21 inci maddesinde düzenlenen siyasi partiler, federal meclisin ve eyalet meclislerinin fırkaları ile dini cemaatler haricindeki her türlü teşekkül örgüt ve tüzel kişiler girmektedir.

Federal Almanya'da kayıtlı demekler ve kayıtlı olmayan dernekler şeklinde bir ayırım da bulunmaktadır. Aşağıda belirtildiği gibi Dernekler Kanunu 2. maddede de bahsedildiği gibi, dernek kurmak tamamen serbest olup, izne tabi olmadığı gibi, bir dernek kurulduğunda herhangi bir makama bildirim zorunluluğu da bulunmamaktadır. Örneğin bir grup insan belirli bir amaç çerçevesinde birleşerek bir dernek kurmayı sözlü veya yazılı amaçlarlar ve dernek kurulur. Bu dernek yetkili Alman makamlarına bildirilmediği ve kayda girmediği sürece tüzel kişiliği olmayan bir demek olarak varlığını sürdürmek zorundadır. Tüzel kişiliği olmadığından, üyeler yapılan bütün işlemlerden ayrı ayrı ve kendi malvarlıklarıyla sorumludurlar. Dernekler yetkili idari makamlara bildirilmekle tüzel kişilik kazanmaktadırlar. Buna bağlı olarak, yapılan hukuki işlemlerden sorumluluk Derneğin malvarlığı ile sınırlı kalmaktadır.[67]

Yerli-Yabancı Dernekler Ayrımı var: D. Kanununun 14 üncü maddesine göre üyeleri veya yöneticilerinin tamamı veya çoğunluğu yabancı olan ve Alman hukukuna tabi olarak Almanya'da kurulmuş bulunan derneklere "yabancı dernekler", yurt dışında yerleşik bulunan, ancak organizasyonu ve faaliyeti Federal Almanya'ya uzanan derneklere ise "yabancı uyruklu dernekler" adı verilmektedir.

Derneğin yasaklanması ve sınırlanması özetle: dernek mal varlığına el konulması, belli koşullarla mal varlığının müsaderesi, derneğe ait yerlerin aranması, dernek üyelerinin soruşturulması ve aranması, kapatılan derneğin devamı niteliğindeki demeklerin kurulması ve sembollerinin kullanılması yasaklanmıştır. Demeklerin, anayasanın 9 uncu maddesinde belirtilen genel yasaklama sebeplerinin yanı sıra, politik faaliyetlerinin federal Almanya Cumhuriyeti'nin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya sair önemli menfaatlerini tehlikeye düşürmesi sebepleriyle de yasaklanabilmektedir. Bu iki tür derneğin tamamen yasaklanması yerine, belli işlemler veya kişilerle sınırlı faaliyetler yasağı konulması da mümkündür.

Örgütlenme özgürlüğünün çok kesin diğer bir sınırı da, "suç örgütü kurma" suçunu cezalandıran Alman ceza kanunun 129 uncu maddesidir. Buna göre amacı ve faaliyeti suç işlemek olan bir örgütü kurmak, desteklemek, böyle bir örgüte üye olmak, “1 yıldan 5 yıla kadar" hapis cezasını gerektirmektedir.

Yetkili Makamlar Farklıdır: Demekler kanunu uyarınca, bir derneğin yasaklanması konusundaki yetki; yasaklanacak dernek federal düzeyde faaliyet gösteriyorsa federal içişleri bakanlığına, eyalet düzeyinde faaliyet gösteriyorsa eyalet makamlarına aittir.

Derneklerin cezalandırılması: Hakkında verilmiş herhangi bir yasak kararına aykırılık; dernekler kanununun 20 enci maddesi ve alman ceza kanununun 84-87 maddelerinde suç olarak düzenlenmiştir. Bu hükümlerle yasaklanmış dernekler, parti veya her türlü teşekkülü ve bunların devamı niteliğindeki oluşumların liderliğini yürütmek, örgütsel hedef ve amaçlarını sürdürmek, bu tür kuruluşlara üye olmak, desteklemek, bunların propaganda malzemelerini hazırlamak, yaymak, amacıyla elde bulundurmak, sembollerini kullanmak fiilleri cezalandırılmaktadır.[68]

Özet olarak "terörist örgüt” sayılana ceza var. Ceza kanununun 129 uncu maddesinde kurulması cezalandırılan örgüt, yasaklanması söz konusu olabilecek bir dernekten farklı olarak bireysel düşüncelerden bağımsızlaşarak suç işlemeye yönelmiş ve organize olmuş bir ortak iradeye dâhil olduğu düşüncesindeki en az 3 kişiden oluşmuş bir teşkilatlanmayı da ifade etmektedir. Kurulan suç örgütü adam öldürme, soykırım, adam kaçırma, rehin alma, kundaklama, nükleer patlamaya yol açma gibi suçları işlemeyi amaçlar veya faaliyet konusu yaparsa "terörist örgüt olarak nitelenmekte ve ceza kanununun 129/a maddesi kapsamına girmektedir. Bir derneğin yasaklanması için suç örgütü olarak nitelenmesi ön koşul değildir. Yasaklanmamış bir derneğin üyelerinin suç örgütü kurma suçundan yargılanmaları da mümkündür.[69]

F.Alman Dernekler Kanunu bazı ilgili maddeleri:

“Dernek Kurma Özgürlüğü (1. madde): Federal Almanya’da dernek kurulması serbesttir.  Diğer bir ifade ile "dernek kurma özgürlüğü" vardır. Bu özgürlüğü kötüye kullanan derneklere karşı, kamu düzeni ve güvenliğini korumak amacıyla Dernekler Yasası'nda öngörülen önlemlerin alınması mümkündür.

Derneğin Tanımı (2. madde): Dernek hiçbir yasal şekle tabi olmaksızın, gerçek veya tüzel kişilerden oluşan bir grubun uzun bir süre için ve ortak bir amaçla kendi özgür iradeleri ile bir araya gelmeleriyle oluşmaktadır.

Yasaklar (3. madde): Bir dernek, ancak yasaklamaya yetkili makamın, derneğin amaç veya  faaliyetinin ceza yasalarına aykırı veya anayasal düzene veya halkların beraberliği düşüncesine karşı olduğunu tespit etmesi durumunda yasaklanarak tasfiye edilmektedir. Yasaklamaya yetkili makamlar: a) Eyalet düzeyinde: Eyaletlerde derneklerin veya şubelerinin bağlı olduğu en üst makam. b) Federal düzeyde: Federal İçişleri Bakanı.”

Yukarıda sözü edilen mevzuat Federal düzeyde olup, Almanya Federal Cumhuriyeti'nde geçerli olan temel prensipleri içermektedir. Bunun yanı sıra her Eyaletin kendi Dernekler yasası mevcut olduğundan idari düzenlemeler Eyalete göre değişmektedir.

AVUSTURYA’DA DERNEKLER VE MEVZUATI[70]: Dernekler yasasının, ceza yasasının ve diğer ilgili yasaların genel hükümleri dışında sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini kısıtlayıcı özel yasal düzenlemeler mevcut değildir. Demekler Kanunu 1951 tarihinde ilan edilmiş 1954-1962-1987'de ek düzenlemeleri yapılmıştır. Sivil toplum örgütlerinin tamamı Demekler Kanunu'na tabi (Spor Kulüpleri, Sendikalar, Otomobil Kulüpleri, Vatandaş Teşebbüsleri vb.) Avusturya Dernekler Kanunu'nun bir örneği ilişikte sunulmuştur. (Ek-2) [71]

1951 tarihli Avusturya Dernekler Kanunu'na göre; Dernek olarak kabul edilmeyen cemiyet ve kuruluşlar şunlardır: -Gelir elde etmeyi amaç edinmiş olan kuruluşlar, - Bankacılık, kredi ve sigorta işleriyle iştigal eden kuruluşlar, Emekli kuruluşları, Tasarruf Sandıklan, Emniyet Sandıklan, -Dini Cemaatler, Dini Tarikatlar, Tarikat Birlikleri, -Kooperatifler.

Demek toplantılarının Resmi Makama önceden bildirilme zorunluluğu 1988 tarihinden sonra kaldırılıyor ve o zamana kadar Resmi Makama dernek toplantılarına gözlemci olarak bir memur gönderme yetkisi veren kanun hükmü iptal ediliyor.

- Derneğin İsmi, Amacı, Kurucu Üyesi veya Üyeleri: Derneğin amacı gelir elde etmeye yönelik olamaz. Başka bir derneğin ismini kullanamaz.-Bir demeği kurmak için bir veya birden fazla demek kurucusuna ihtiyaç vardır. Gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulabilir.- Avusturya vatandaşı olma zorunluluğu yoktur. Mültecilerin ve yabancıların demek kurmalarına izin verilmiş. Dernek, en az üç (3) kişiden oluşmaktadır. (Başkanlık, zabit kâtipliği ve muhasiplik görevleri) üstlenirler. Aynı isimde demek kurulamaz.

-Dernek Kurma Dilekçesi: -Demek kurmanın ilk adımını, demek kurma dilekçesinin ilgili Resmi Makama ibraz edilmesi oluşturmaktadır. Demeklerin kurulmasından sorumlu bulunan Resmi Makam, esas itibariyle demek merkezinin bulunduğu il veya ilçenin Emniyet Müdürlüğüdür.-Demek merkezinin bulunduğu il veya ilçe Emniyet Müdürlüğüne verilir.- Dilekçe ile birlikte, demek tüzüğünün 5 nüshası ilgili Emniyet Müdürlüğüne verilir.- Kuruluş dilekçesinde tüzüğünü Resmi Makama ibraz etmeksizin kurulan ve faaliyete geçen bir demek, hukuki statüye sahip olamaz. Bu demeğin faaliyetlerinin hukuki dayanağı olmaz ve bundan dolayı yasaklanabilir.-Demeğin Tüzüğü; 3 nüsha kuruluş dilekçesi arkasına iliştirilir.

Derneğin üyeleri ve Üyelik Biçimleri: Üyeler; muntazam üyeler, istisnai üyeler ve fahri üyeler olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Muntazam üyeler, derneğin bütün çalışmalarına iştirak eden üyelerdir. İstisnai üyeler, özellikle yüksek miktarda üyelik aidatı ödemek suretiyle demeğin faaliyetlerine katkıda bulunan kişilerdir. Fahri üyeler ise, demek adına özel hizmetlerde bulunmalarına binaen fahri üyeliğe layık görülmüş olan kişilerdir.

Üyeliğin Elde edilmesi: Bütün gerçek kişiler (yaş, cinsiyet, uyruk, meslek, haysiyet vb. itibariyle sınırlandırmalar yapılabilmektedir) ve tüzel kişiler demek üyesi olabilir. Muntazam üyeler ve istisnai üyelerin derneğe kabul edilmeleri hakkındaki kesin kararı Yönetim Kurulu verir. Bir kişinin üyelik başvurusu, gerekçe belirtilmeksizin reddedilebilir.

Bir kişinin derneğe fahri üye olarak kabul edilmesi, Yönetim Kurulunun önergesi üzerine, Genel Kurul tarafından yerine getirilir. Kurulmadan önce demeğe geçici olarak üye kabul etme işlemi, demeğin kurucu üyesi veya üyeleri tarafından yapılır. Bu- geçici üyelik, ancak demeğin kurulması ile gerçek üyeliğe dönüşür.

Medeni Kanunlarının ilgili madde hükümlerine göre 7 yaşın altındaki çocuklar ve tamamen mahcur olanlar kesinlikle bir demeğe üye olamazlar. Yine bu hükümlere göre, 7 yaşın üzerinde olup reşit olmayan çocuklar, bir derneğe üye olarak kabul edilmeden önce, o çocuğun velisinin muvafakati olmalıdır.

İlk ve orta öğrenim öğrencileri, demeklere üye olabilmekte ve bizzat demek kurma hakkına da sahip bulunmaktadırlar. Kamu tüzel kişiliğe haiz olan bir kişi, ancak ilgili kanun hükümleri buna izin veriyorsa, bir demeğe üye olabilir.

Yabancılar daimi ikamet aranmaksızın demeğe üye olabilmektedir. (Yabancılar veya suç işlemiş kişiler demek kurucusu olarak çıkabilirler, demek üyesi de olabilirler.)

Yönetim Kurulu en az üç (3) kişiden oluşmak zorundadır. Belirli bir kişi, ömür boyunca da demekte aktif görevli olarak tayin edilebilir, fakat yönetim kurulunun tamamının görev süresi sınırsız olamaz. (Yasaklama sebebi)

Denetçiler Genel Kurul tarafından belli bir görev süresi için seçilir. Tahkim Kurulu Genel Kurul tarafından belli bir görev süresi için seçilir.

Avusturya'da kurulması yasaklanmış dernekler; -Irkçı eğilimli dernekler, - Kartel dernekleri, - Hırvatlara ve Slovenyalılara düşmanlık güden dernekler, - Monarşist devlet yapısını yeniden kurmayı amaç edinmiş dernekler, Sürgün olarak yaşayan kişilerin kurduğu dernekler.[72]

Buna karşılık, Dernekler Kanunu'na göre, şu Cemiyetler ve Kuruluşlar kurulabilmektedir. Yardım etme amacı taşıyan dernekler; (Yukarda da belirtildiği gibi, bankacılık, kredi ve sigorta işleriyle iştigal eden kuruluşlar, dernek olarak kabul edilmemiştir). Yardım etme amacı taşıyan derneklerin tüzüklerinde, derneğin yapacağı yardımlar üzerinde hak iddia etmeyi hariç kılan bir hüküm yer almalıdır. Bu yardımlar, sadece, bir zaruret hâsıl olduğunda derneğin elindeki imkânlara göre, münferit hallerde ise, Yönetim Kurulunun takdirine göre tespit edilmektedir.

Tanınmış olan Dini Cemaatler, Kısmen dini amaçlara hizmet eden cemiyetler. Kültürel veya eğitim tesislerinin işletilmesine hizmet eden dernekler.

Bir derneğin iş ve işçi bulma faaliyetlerine, şayet bu faaliyetler, demeğin faaliyetlerinin küçük bir "bölümünü oluşturuyorsa ve bu dernek hayırsever bir dernek niteliğine haizse, izin verilebilir.

Tasarruf Dernekleri, 1933 tarihli Tasarruf Kanunu'nun hükümlerine ve 19.02.1935 tarihli Tasarruf Nizamnamesinin hükümlerine riayet etmek zorundadırlar.

Hukuk Danışmanlığı hizmetinde bulunmak amacıyla kurulacak olan derneklerin kurulmasına, bu hizmetin ücretsiz olarak verilmesi koşuluyla izin verilmektedir. Aynı şey, ekonomi alanında Danışmanlık Hizmeti vermek amacıyla kurulacak olan dernekler için de geçerlidir.

Kurulmuş olan bir derneğin yetkili Emniyet Müdürlüğü tarafından yasaklanması kararına karşı, derneğin kurucu üyesi veya üyeleri tarafından, itiraz başvurusunda bulunulabilmektedir. İtiraz gerekçelerinin belirtildiği ve üzerine 120 Şirinlik bir Federal Damga Pulunun yapıştırıldığı itiraz dilekçesi, yasaklama kararının yer aldığı Resmi Yazının alınmasından sonra, 2 hafta içerisinde, yetkili Emniyet Müdürlüğüne ibraz edilmelidir. Fakat bu itiraz dilekçesi hakkındaki kesin kararı, Federal İçişleri Bakanlığı verir.

Şayet Federal İçişleri Bakanlığı'da derneğin yasaklanması yönünde karar verirse, bu derneğin kurucu üyesine veya üyelerine bu kararı Anayasa Mahkemesi veya idari Mahkeme nezdinde temyiz etme hakkı doğar. Fakat bu temyiz başvurusu, kendisine vekâlet verilmiş olan bir avukat kararı ile yapılmış olmalıdır.

Şayet yasaklama kararı, sadece, derneğin yapısal olarak değişmesi neticesini doğuracaksa, yine aynı kanunî yollara başvurulabilir.

Bir dernek medeni haklardan istifade etme ehliyetini, derneklerden sorumlu Resmi Makamın bu derneğin kurulmasını tasdik etmesiyle kazanmaz, bilakis Genel Kurulun oluşturulmasıyla kazanır. (Genel Kurul en geç 12 ay içinde yapılmalı, yoksa derneğin ismi dernek kütüğünden silinir.) Bu sürenin uzaması için mücbir sebep varsa dilekçe ile başvurulur.

Dernek Yargıtay’ın benimsemiş olduğu görüşe göre de Genel Kurulun oluşturulduğu tarihe kadar, medeni haklardan sınırlı bir şekilde istifade edebilir.[73]

Özel Yetki Belgesi; Özel Yetki Belgesi ise, dernek görevlilerinin derneklerden sorumlu Resmi Makama ismen bildirilmesinden sonra, derneği temsil etme yetkisinin ve dernek adına imza atma yetkisinin kime ait olduğunu ispat eden bir resmi belgedir. Özel yetki belgesi, örneğin, bir bankada hesap açtırmak, bir kiralık kasa tahsis ettirmek ve bunun gibi şeyler için gereklidir. Özel yetki belgesi, derneğin talep etmesi halinde tanzim edilmektedir. Fakat menfaatini böyle bir belge ile ispat edebilen bütün kişilere de, tanzim edilmektedir. Örneğin, derneğin müşterisi olmak istediği Bankaya veya dernek aleyhine bir dava açmayı amaçlayan bir kişiye, özel yetki belgesi tanzim edilmektedir.

Yaşı reşit olmayanların cemiyet görevlerini üstlenebilip üstlenemeyecekleri sorusu hakkında Cemiyet Yasası bir kısıtlama ön görmemektedir. Burada da "Medeni Kanun" hükümleri geçerlidir. Ancak, sadece gençlik konularına eğilmiş cemiyet ve demekler (öğrenci dernekleri, taraftar kulüpleri) dışında, diğer cemiyet ve derneklerde reşit olmayanlara tam eylem yeteneğine sahip olmadıklarından ve yaşları itibari ile sahip oldukları haklara rağmen yükümlülük altına girmediklerinden işlevsel görevler verilmesi tavsiye edilmez. Yabancıların Yönetim Kuruluna seçilmelerinde bir sakınca görülmemektedir.

Üye Kimlikleri, Cemiyet Giysileri, Cemiyet İşaretleri; İşaretler Avusturya Cumhuriyetinin nişanlarına, cemiyet giysileri; Avusturya'da koruma altında olan üniformalara, yabancı üniformalara ve kabul görmüş dini cemiyetlerin giysilerine benzer olamazlar.

Çatı Birliği (Çatı Cemiyeti); Çatı birliği veya çatı cemiyeti, üyeleri diğer cemiyetlerden oluşan üst cemiyetlerdir. Bu üye cemiyetler yan cemiyetlerden farklı olarak yasal konumlan olduğu gibi tüzükleri ile ilgili olarak tamamen üye cemiyetlerden bağımsız teşekküllerdir. Yani bu cemiyetler çatı birliği tasfiye edilse dahi mevcudiyetlerini sürdürürler.[74]

Cemiyetlerin Vergi Yükümlülükleri; Diğer hükmi şahıslarda olduğu gibi cemiyetler de vergiye tabidirler. Burada özellikle hükmi şahıs vergisine işaret edilmesine rağmen muamele vergisi, sanayi vergisi, arazi ve servet vergisi gibi diğer vergilere de tabii olabilirler. Vergi Yasası cemiyetlere tüzükleri ve gerçek işletme gereği hedeflerinin sadece umumiyetin yararı, yardım veya kilise amaçlı teşviklerden oluşması halinde vergi kolaylığı hakları tanımaktadır.

Yerine getirilmesi ile umumiyetin teşvik edilmesini sağlayan faaliyetler umumi menfaatlere hadim amaçlıdır. Cemiyet faaliyetleri umumi menfaatlere fikri, kültürel, ahlaksal veya maddi alanda fayda sağlamalıdır. Cemiyet üyelerinin faaliyetleri kendilerine çıkar sağlama düşüncesinden uzak yürütülmelidir.

Yerine getirilmesi ile maddi zorluklar içinde olanlara veya bedensel veya zihinsel durumları itibari ile yardıma muhtaç kişilere yardım sağlanması hayırsever amaçlardır. Kilise amaçları yasal olarak tanınmış kilise ve dini birliklerin teşvikine yararlıdır. Bir cemiyetin hedeflerinin umumi menfaatlere hadim olması statülerinin hazırlanması esnasında teferruatlı olarak belirtilmiş olmasına dikkat edilmelidir.

İktisadi İşletme; Cemiyet tarafından yurt, dükkân, matbaa, sanat galerisi, müze, spor tesisi, eğitim müessesesi vs. gibi sürekli olarak yürütülen iktisadi faaliyetleri, iktisadi işletme olarak değerlendirilir. Bir defaya mahsus faaliyetler bir iktisadi işletme teşkil etmezler. Federal Vergi Düzeninin 31. Maddesinde konu hakkında şunlar yazılıdır:

Bir defaya mahsus faaliyetler bir iktisadi işletme teşkil etmezler. Esas itibariyle tekrarlama maksadı olmaksızın tatbik edilen ye süresi 24 saati geçmeyen (mesela bir defaya mahsus 6 saatlik bir bitpazarı, saat 20'de başlayıp ertesi gün saat 4'e kadar süren bir defaya mahsus bir şenlik) faaliyetler bir defaya mahsustur. Bir defaya mahsus faaliyetlerin hazırlık ve bitiş süreleri (şenlik çadırını kurmak, program hazırlamak, bir şans oyunu için reklam yapmak vs.) 24 saate dâhil edilmemelidir. Eğer faaliyetten kar değil, sadece masrafların karşılanması amaçlanmakta ise kar amacı mevcut değildir.

Cemiyet Vergisi: Cemiyet, Vergisi Yasasının 5. maddesi, 1Z6 fıkrasında "Tüzük, Vakıf senedi veya diğer yasalara ve gerçek işletme idarelerine göre doğrudan umumi menfaat, yardım severlik veya kilise amaçlarına hizmet eden cemaatler, şahıs birlikleri ve servet kütlelerinin vergi muafiyeti vardır. 194/1961 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Federal Vergi Düzeni 34-37 maddeleri hükümleri ölçüsünde cemiyet vergisinde muaf oldukları belirtilmektedir. Sadece umumi menfaat, hayırseverlik ve kilise amaçlarını takip eden cemiyetlere yapılacak hibeler vergiden muaftırlar.

Derneklerin Tasfiyesi: 1-Serbest iradeye dayanan cemiyet tasfiyesi. 2-Resmi Makamlar tarafından cemiyet tasfiyesi[75] yolu bulunmaktadır.

Örnek Tüzükten Alınan Not: -Demek tüzüğünde faaliyet alanı, şube açarlı olup olmadığı, amacı, bulunmak zorundadır. Dernek Organları; Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetçiler, Sekreter ve Tahkim Kuruludur.

Tüzük değişikliği ve feshine Genel Kurulda karar verilir. Derneğin belgeleri ve resmi bildirileri, özellikle derneği taahhüt altına sokan belgeler, Başkan ve Sekreter tarafından birlikte imzalanır. Derneğin son yönetim kurulu derneğin kendi isteği ile kendisini feshettiğini yazılı olarak bildirmek zorundadır ve bu feshi bir Resmi Gazete'de ilan etmekle yükümlüdür.

Tüzükteki değişiklikler Resmi Makamlara bildirilmelidir. (3 Nüsha iliştirilme, Genel Kurul tutanağının bir nüshası). Tüzük değişikliği en kısa zamanda bildirilmeli. Değişiklik Resmi Makamın bu değişikliği tasdik etmesiyle geçerlik kazanır.

Derneğin tescili Resmi Makamca 6 hafta içinde tasdik edilir veya edilmez. Kısmen tasdik etme şeklinde bir uygulamanın yapılması söz konusu olamaz, (eksiklik varsa Resmi Makam eksiklik için fırsat verebilir.) Resmi Makam tasdik hususunu yazılı bildirir ve ibraz edilmiş 3 tüzük örneğinden birisi iliştirilir.[76]

İTALYA’DA DERNEKLER VE MEVZUATI: İtalya'daki dernekler mevzuatı ile il­gili olarak yapılan araştırmalarda; Anayasasının 18 inci maddesi, dernek kurma hakkına dair düzenlemeyi getirmektedir. Medeni kanun 36. maddesi ise "Kabul edilmeyen birlik ve komiteler" hakkında bir kısıtlama getirmektedir. İtalya'da yürürlükteki mevzuata ve yasalara uygun, anayasa ve diğer yasalara ters düşmeyen her türlü dernek kurulabilmektedir. Dernek teşekkülünde, derneğin kurucularının listesi ile derneğin faaliyet alanları ve kuruluş amacının ilgili kamu güvenliği birimine bildirilmesi gerekmektedir. Dernek kuruluş amacında belirtilen faaliyetler dışında faaliyet gösterememektedir. Dernek içinde oluşturulan her türlü faaliyet kollarının da üyeleri ile bir­likte kamu güvenliği birimine bildirilmesi gerekmektedir. Herhangi bir yalan bildirim­de bulunulması halinde derneğin faaliyetlerinin 1 yıldan 5 yıla kadar durdurulabildiği ve ayrıca para cezasının da öngörüldüğü, yine derneğin bildirimde bulundu­ğu alan dışında faaliyet göstermesi halinde bu yaptırımların uygulandığı, yasal olarak kurulmamış bir derneğe üye olmanın da suç olduğu öğrenilmiştir.[77]

İSPANYA’DA DERNEKLER VE MEVZUATI: Ceza kanununda Suç olarak tanımlanmış faaliyetleri yürütmek üzere dernek kurmak yasaktır. Aynı şekilde gizli dernek ya da askeri veya yarı askeri dernek kurmak yasaktır. Dernek ve benzeri kuruluşlar faaliyetlerine devletin mali katkısı olmakta ve teşvik edilmektedir. Dernek ve benzeri kuruluşlar faaliyetlerine devletin mali katkısı bakımından ispanya Avrupa'nın önde gelen ülkeleri arasındadır.[78]

PORTEKİZ'DE DERNEKLER VE MEVZUATI: Anayasasının 46. maddesinde dernekler sivil toplum örgütleri içerisinde mütalaa edilerek düzenlenmiştir. Dernekler kamu yetkililerinin herhangi bir müdahalesi olmaksızın faaliyetlerini yürütürler. Dernekler devlet tarafından dağıtılamazlar. Vatandaşların özgürce ve bir izne gerek olmaksızın kurabilecekleri derneklerin şiddet yanlısı olmaması ve amacında ceza hukukunda suç teşkil eden unsurların bulunmaması gerekir. Yasa dışı faaliyette bulunmadıkları surece faaliyetleri askıya alınamaz. Hiç kimse, bir derneğe girmeye veya dernekte kalmaya veya ayrılmaya zorlanamaz. Faşist ideolojiyi taşıyan, askeri içerikli dernekler kurulamaz.[79]

YUNANİSTAN'DA DERNEKLER VE MEVZUATI: Derneklerin kuruluşlarına anayasanın 12. Maddesi esas teşkil etmektedir. Dernek kurma özgürlüğü ile ilgili bu maddede, yunanlıların, kanuna uygun olarak, gelir getirmeyen dernek ve sendika kurma haklarının bulunduğu belirtilmektedir. Aynı maddede bu hakkın kamu görevlileri, belediye görevlileri, yargı görevlileri ve kamu kurumları çalışanları açısından sınırlandırılabileceği kaydedilmektedir. Derneklerin kapatılması ancak mahkeme kararıyla mümkündür. Dernek kurmak için önceden izin almaya ihtiyaç yoktur. Derneklerin tescil işlemleri kuruluşlarını müteakip yapılmaktadır.[80]

İSVİÇRE'DE DERNEKLER VE MEVZUATI: İsviçre'de derneklerin kurulması herhangi bir izin ya da tescil işlemine tabi olmadığından, bu konuda bir idari düzenleme mevcut değildir. Dernekler için özel bir kanun bulunmamakla birlikte dernekler hakkında hükümler içeren İsviçre Medeni Kanununun ilgili maddeleri Türk Medeni Kanununa benzer hükümler içermektedir. Türkçesi Ekte takdim kılınmıştır.[81]

ÎSVEÇ'TE DERNEKLER VE MEVZUATI: İsveç'te dernek kurmak, anayasanın temel hak ve özgürlükler bölümünde güvence altına alınmıştır. Derneklerin uyması gereken yapısal gerekler, özel yasalarla değil, mahkemelerin içtihat kararlarıyla belirlenmiştir. Söz konusu zorunluluklar arasında yönetim kurulu, tüzük vb. sayılabilir.[82]

Göçmen dernekleri, dergi çıkartmak, düzenlemek gibi faaliyetlerde bulundukları etkinlikleri için devletin Göçmen Dairesi ve kurullarından parasal yardım alabilmektedir. Kültürel gösteriler yapıldığı takdirde, söz konusu belediyelerin göçmen derneklerine desteği olmaktadır.

Dernek üyeleri grup halinde suç teşkil edecek faaliyetlerde bulundukları takdirde, dernek bir kurum olarak yargılanamamakta, ancak suça katıldıkları tespit edilen dernek üyeleri hakkında teker teker ceza kanununun ilgili hükümleri uyarınca dava açılabilmektedir. Bu bakımdan, İsveç'te örneğin Beyaz Ari Irkın Direnişi adlı ırkçı bir dernek etkinliklerini sürdürebilmektedir.

NORVEÇ'TE DERNEKLER VE MEVZUATI: Norveç'te derneklerle ilgili herhangi bir yasa ve idari düzenleme bulunmamaktadır. Burada dernek kurmak için gerekli tek şart asgari 3-7 kişinin (bu sayı ilden ile değişebilmektedir) bir araya gelerek bulundukları ilin belediyesinde "Gönüllü Organizasyonlar" başlığı altında derneklerini kaydettirmeleridir. Ancak, bir derneğin kar amacı gütmesi durumunda, faaliyetleri şirketler kanunu çerçevesinde ele alınmaktadır.[83]

FİNLANDİYA'DA DERNEKLER VE MEVZUATI: Anayasalarında Sivil toplum örgütleri konusuna ilişkin özel bir madde bulunmamaktadır. Ancak Anayasa tabiatıyla herkesin dernek kurma, bir derneğe üye olma ve faaliyetlerine katılma özgürlüğü bulunduğu hükmünü genel hatlarıyla getirmektedir. Bunun yanında mevcut olan dernekler kanunu sivil toplum örgütleri ilgili ayrıntılı hükümleri amirdir. Sivil toplum örgütleri de bu mevzuata tabidir. Ayrıca bu konuda özel ve ayrıntılı bir kanun da yoktur. Finlandiya Dernekler Kanununda kısmen veya tamamen askeri amaçlar taşıyacağı değerlendirilen derneklerin kurulması yasaklanabilmektedir. Anayasanın Dernek Kurma özgürlüğü ile ilgili maddesinde sendikalaşma hakkına da yer verilmekte ve bu hakkın kanunla garanti altına alınacağı belirtilmektedir.[84]

DANİMARKA'DA DERNEKLER VE MEVZUATI: Dernekler hakkında Danimarka mevzuatında iki temel metin bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Danimarka Anayasasının 78. Maddesi, vatandaşlarının hiç bir merciinden izin almaksızın dernek kurma haklarını gü­vence altına almış ve bu derneklerin acilen kapatılması ile ilgili genel şartları koymuştur. Diğeri ise, Danimarka Ceza Yasası 132 a Maddesi ile kapatılan ya da çalışmaları durdurulan dernekler ve bunların üyeleri hakkında öngörülen cezaları vermiştir.

Bunlar dışında Danimarka mevzuatında dernekler ile ilgili özel bir kanun bulunmamaktadır. Derneklerle ilgili ayrı bir özel kanun yok. Sonuç olarak Danimarka mevzuatında konu ile ilgili; "Şiddeti amaç edin­memiş olmak" şartı dışında hiç bir sınırlama getirilmemiştir. Bu da vatandaşlarının belirli bir ortak menfaat ve fikir birliği, esnaf ve oda örgütlenmelerini kolaylaştırmaktadır. Danimarka'da derneklerin kurulmasına herhangi bir sınırlama getirilmemektedir. Öyle ki kurulu bulunan bir derneğin kapatılıp kapatılamayacağı bile tartışma ve sorun konusu olmuştur. Örneğin yakın zamanda gündeme gelen en büyük sorun olarak halen kurulu bulunan "Pedofili Derneği"nin hukuken kapatılıp kapatılamayacağı tartışma konusu olmuştur.

İsleyiş açısından tanınan bu serbesti; derneklerin mali konuları söz­ konusu olduğunda değişmekte, ülkenin refah düzeyinin en önemli kaynağı olan çok iyi işleyen ağır bir vergi rejiminin ve sıkı kontrollerinin bulunduğu Dani­marka'da, dernekler açısından da bu mekanizma islemektedir. Kendi tüzükleri içerisinde faaliyet gösteren derneklerin mali hareketleri, topladıkları aidatlar vs. ilgili vergi mercileri tarafından sıkı bir şekilde takip edilmektedir.

Derneklere devlet bütçesinden yapılan destek konusuna gelince; dernekle­rin kendi ürettikleri bir proje için bütçeden mali yardım talep etmeleri duru­munda devreye özerk bir komisyon girmektedir. Nihai kararı ilgili devlet mercii vermekle birlikte bu Komisyon'un görüşü çok önem arz etmektedir. Bu komisyon ise değişik alanlarda faaliyet gösteren ülkenin önde gelen saygın dernekleri­nin temsilcilerinden oluşmaktadır. Örneğin: kültürel alanda faaliyet gösteren bir dernek alanı ile ilgili geliştirdiği bir çalışma için bütçenin ilgili kale­minden destek istediğinde, projesi bu komisyona da gelmektedir. Komisyon bu pro­jenin devletçe demekler için ayrılan mali destek paketinden pay alabilecek nitelikte olup olmadığına dair görüşünü beyan etmektedir ve bu da nihai karar aşamasında önem arz etmektedir.[85]

Derneklerle İlgili Danimarka Yasaları:  1)  Danimarka Anayasası - Madde 78 Kısım 1. Vatandaşlar, herhangi bir müsaade almadan, yasal amaçlarla dernek kurma hakkına sahiptirler. Kısım 2. Şiddeti amaç edinen, amaçları için şiddete başvuran veya şiddet ve benzeri suç teşkil eden benzeri diğer yollara başvuran dernekler mahkeme kararı ile kapatılır. Kısım 3. Hükümet kararı ile hiçbir dernek kapatılamaz; bununla beraber söz konusu derneğin kapatılması için vakit geçirmeden dava açılması kaydı ile geçici olarak faaliyetleri yasaklanabilir. Kısım 4. Politik amaçlı derneklerin kapatılması ile ilgili davalar, herhangi bir özel müsaadeye gerek olmadan, krallığın yüksek mahkemesince başlatılabilir. Kısım 5.  Kapatma işlemi, kanunda belirtilen yollardan uygulamaya konulur. 2) Danimarka Ceza Kodu - Madde 132 a. Faaliyetleri geçici olarak durdurulan veyahut mahkeme kararı ile kapatılan derneklerin faaliyetlerini devam ettirenler, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.  Yasaklanan veya kapatılan derneklere üye olanlar, para veya hapis cezası ile cezalandırılırlar.[86]

HOLLANDA'DA DERNEKLER VE MEVZUATI:  Hollanda Dernekler mevzuatı hakkında derlenen özet bilgiler aşağıda sunulmuştur. Hollanda'da derneklerin kuruluş, İşleyiş ve kapatılması konusundaki düzenlemeler, büyük ölçüde, ülkemizdeki uygulamaya benzemektedir. Dernek kurma hakkı Anayasanın 8. maddesinde düzenlenmiş olup, maddede söz konusu hakkın, kamu düzeni ve sağlığı menfaati gerekçesiyle Parlamento tarafından akdedilen bir kanun ile sınırlanabileceği hükme bağlanmaktadır.  Hollanda Anayasasının 8. maddesine göre herkesin dernek kurmaya hakkı vardır. Yine aynı madde bu hakkın, herkesin kanunlar tarafından güvence altına alınmış haklarına halel getirilmeden kullanılması gerektiği hükmünü amirdir. Bu hak, kamu düzeninin korunması, kamu sağlığının korunması gibi gerekçelerle kısıtlanabilir.

Dernekler kar amacı gütmeyen kuruluşlardır. Derneklerin kurulmasına ilişkin iki yöntem vardır. (1) Sözlü irade beyanı veya özel bir anlaşmayla kurulan dernekler. (2) Noter huzurunda yapılan anlaşmayla kurulan dernekler. İkisi arasındaki en önemli fark, sözlü irade beyanıyla veya özel anlaşmayla kurulan derneklerin gayrimenkul sahibi ve mirasçı olamamalarıdır. Örneğin bir kişi öldüğünde, mallarını bu şekilde kurulan bir derneğe miras olarak bırakamamaktadır. Noter sözleşmesiyle kurulacak bir derneğin statüsü hazırlanırken, genellikle noterdeki bir uzmanla istişarelerde bulunulmaktadır. Bu husus, ileride derneğin statüsüyle ilgili hukuki sorunların çıkmasını da önleyebilmektedir. Noter akdiyle kurulan derneklerin, ilgili ticaret odasına kaydedilmesi zorunluluğu mevcuttur.

Bir derneğin terör eylemlerinde bulunması, şiddete başvurması veya şiddete başvurmaya yeltenmesi yasaktır. Böyle bir faaliyet belirlendiği takdirde Ceza kanununun hükümlerine göre dernek hakkında dava açılır. Hollanda ceza kanununun 140. maddesine göre dernek ve ilgililer hakkında dava açılır.

a) Suç işlemeğe yönelik bir dernekte faaliyet göstermenin (yer almanın) cezası 5 yıla kadar hapis cezası olup bunun yanı sıra para cezası da öngörülmektedir.

b) Mahkeme kararıyla kesin olarak kapatılan bir derneğin faaliyetlerine devam edilmesi faaliyette bulunanlar için 5 yıla kadar hapis cezasını öngörmektedir.

c) Kurucu ve yönetim kurulu üyeleri için bu cezalar 1/3 oranında artırılabilir,

-Derneklerin, statülerinde yasaklandığı cihetle, bir derneğin gelir getirici bir faaliyette bulunması da kanun dışı addedilmektedir.

-Genel anlamda dernekler kamu düzenini bozucu faaliyetlerde bulunamazlar veya bu amaçla kurulamazlar. Derneklerin yasadışı bir faaliyette bulunduğu tespit edilirse, derneğin kapatılması için hukuki süreç başlar ve savcılık tarafından dava açılarak konu mahkemeye intikal eder.

-Derneğin yönetim kurulu ve genel kurulu üye kabulünde karar merciidir. Genel kurulda her üye sadece kendi adına bir oy hakkına sahiptir.

-Derneğin genel kurulu, derneğin statüsünde bir değişiklik yapılması için tek yetkili organdır.

-Derneğin yönetim kurulu, kanun karşısında derneği temsil etmeye yetkilidir. Yönetim kurulu her mali yılın bitiminden önce derneğin faaliyetleriyle ilgili olarak bir rapor hazırlamak yükümlüğündedir.

-Genel kurul kendini temsil eden ve dernek üyelerinden oluşan bir" konsey de" kurabilir.  Konsey, Genel kurul adına faaliyet gösterir.

-Hollanda Anayasasının 9. maddesine göre, herkesin (bu arada derneklerin) toplantı ve gösteri yapmaya hakkı vardır. Yine aynı madde,  bu hakkın, herkesin kanunlar tarafından güvence altına alınmış haklarına halel getirilmeden kullanılması gerektiği hükmünü amirdir. Bu hak, kamu düzeninin korunması, kamu sağlığının korunması gibi gerekçelerle kısıtlanabilir.[87]

Yukarıda bahse konu Hollanda Ceza Kanununun 140. maddesinin İngilizce tercümesi aşağıda sunulmuştur:

"Article 140

1.-  Participation in an organization which has a criminal purpose, is punishable with a prison sentence of at the most five years or a fine of the fourth category (Fine of the fourth category-para cezasıdır).

2.- Participation in the continuation of the activities of a corporate body which has been banned by means of an irrevocable judicial  decision and which therefore has been disbanded is punishable with a prison sentence of at the most one year or a fine of third category.

3- With regard to the founders or board members (of the organization), corporate body or the the prison sentences  can be raised by one-third, and a fine of the next higher category can be imposed."

BELÇİKA'DA DERNEKLER VE MEVZUATI:[88] Anayasasında dernek kurma hak ve özgürlüğüne yer verilmiştir. Anayasanın 27 inci maddesinde sivil toplum örgütleri kurulması konusunda herhangi bir kısıtlayıcı tedbirin olamayacağına ilişkin bir hükme de yer verilmiştir. Söz konusu sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini düzenleyen ve denetleyici mahiyette addedilebilecek çeşitli kanunlar bulunmaktadır.

Belçika'da suç işlemek gayesiyle örgüt veya dernek oluşturulması ve ırkçılığı yücelten derneklere üye olunması Ceza Kanununa göre suç teşkil etmekte ve cezalandırılmaktadır. Diğer taraftan, bazı özel kamu hizmetleri haricinde, özel milis gücü oluşturulması da kanunen yasaklanmıştır. Dernek kurma hürriyetinin kapsamı dışında mütalaa edilen bu durumlar demokratik sosyal düzenin şiddet yoluyla yakılmasının amaçlandığı hususlar olarak görülmektedir. Dernek kurma hürriyeti, kamu kurumlarıyla işbirliği yapan özel teşekküllerin, resmi makamlar tarafından denetlenebilmelerine engel teşkil etmemektedir.

Dernek kurma hürriyeti' "Belçika Devleti"nin ilk kuruluş yılları olan 1830 yılından bu yana tanınan ve bu tarihten itibaren Belçika Anayasası 'nın kişi hak ve hürriyetleri bölümünde yer verilen bir haktır.

Dernek kurma hürriyetinin diğer mevzuat hükümlerinde yer alan kısıtlamalardan tam anlamıyla arındırılması 1921 yılında kabul edilen "Derneklere Tüzel Kişilik tanınmasına ilişkin Kanun" ile sağlanabilmiştir. Bu kanunla özellikle Ceza Kanununda derneklerle ilgili kısıtlamalar ilga edilmiştir.

Belçika Anayasasının 27.  maddesinde  "Belçikalıların dernek kurma hakkı olduğu ve bu hakkın hiç bir Önleyici tedbire tabi tutulmaksızın kullanılacağı belirtilmektedir. (Les Belges ont le droit de s'associer; ce droit ne peut tre soumis aucune mesure preventive). Buna göre; dernek kurmak hakkının kullanılması önceden izin alınması,  garanti verilmesi ya da bildirimde bulunulması"  gibi bir önleyici tedbire bağlı tutulmamaktadır. Resmi makamların derneğe kimlerin üye olabileceklerinin, derneğe üye olunmasının şartlarının ve hangi amaçlarla dernek kurulabileceğinin belirlenmesinde herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır.

Belçika'da suç işlemek gayesiyle teşekkül oluşturulması (associations des malfaiteurs) ve ırkçılığı yücelten derneklere üye olunması Ceza Kanununa göre suç teşkil etmekte ve cezalandırılmaktadır. Diğer taraftan, bazı özel koruma hizmetleri haricinde özel milis gücü oluşturulması da kanunen yasaklanmıştır. Dernek kurma hürriyetinin kapsamı dışında mütalaa edilen bu durumlar demokratik sosyal düzenin şiddet yoluyla yıkılmasının amaçlandığı durumlar olarak görülmektedir.

Derneklere i1işkin mevzuat hükümlerinde açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte, doktrinde Dernek kurma hürriyetinin Devlet için, dernek kuran vatandaşlara belirgin bir faaliyeti geliştirmelerine yönelik imkânları sağlama yükümlülüğü doğurmadığı genellikle kabul edilmektedir.

Dernek kurma hürriyeti, kamu kurumlarıyla işbirliği yapan özel teşekküllerin resmi makamlar tarafından denetlenebilmelerine engel teşkil etmemektedir.

Dernek kurma hürriyeti, üyeliğin zorunlu tutulduğu, birer kamu kurumu olarak nitelendirilen ve meslek kurallarına saygının denetlenmesi ile görevli "doktorlar birliği", "eczacılar birliği" gibi oluşumlara, bu mesleklere mensup olanlara kendi mesleki teşekküllerini kurma hakkı tanınması kaydıyla uygulanmamaktadır.

Resmi görevlilerin derneklere üye olup olamayacakları mevzuat hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Buna karşılık, Yüksek idare Mahkemesi bazı kararlarında güvenlik görevlileri gibi resmi görevlilerin siyasi partilere üye olmalarının ya da destek sağlamalarının, bu görevlilerin tarafsızlıklarını tehlikeye sokmadığı, görevlerini yapmalarını da engellemediği sonucuna varmıştır. Yüksek idare Mahkemesinin söz konusu kararlarında bu çerçevede yapılabilecek düzenlemelerin dernek kurma hürriyetinin özüne dokunduğu kabul edilmektedir.[89]

LÜKSEMBURG’DA DERNEKLER VE MEVZUATI: Dernek kurma kapsamında konu mütalaa edilmektedir. İlke olarak Anayasanın 26. Maddesinde Dernek ve STK’lar herhangi bir izin alınmaksızın yasalar çerçevesinde faaliyette bulunmak özgürlüğü içerisinde tanımlanmaktadır.[90]

İNGİLTERE’DE DERNEKLER VE MEVZUATI: İngiltere'de Derneklerle ilgili uygulama ve düzenlemeler özel bir yasaya tabi olmayıp, münhasıran bu konuyla ilgili olmayan pek çok kanun ve yönetmeliğin belirlediği esaslar çerçevesinde yapıldığı tespit edilmiştir. İngiltere’de sivil toplum örgütlerini düzenleyen özel bir kanun bulunmamaktadır. Öte yandan bazı kanunlarda çeşitli sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini düzenleyen genel hükümler bulunmaktadır. ABD’dekine daha çok benzerlik ve paralellik gösterir. Dernekler, sivil gönüllü kuruluşlar arasında mütalaa edilmektedir. Yasaklar ve sınırlamalar asgari düzeydedir. Özellikle, uluslararası faaliyet konusunda dernekler özendirilmiştir. Devlet organlarının teşvikiyle dernekler kurulabilmektedir. Devletin bazı görevleri derneklere devredilmektedir. İşlevini başarı ile yerine getiren derneklere devlet tarafından maddi ve manevi destek sağlanmaktadır. Derneklerin denetimi ise, genelde mali konularla sınırlı tutulmaktadır.[91]

 

TÜRKİYE’DE DERNEKLER VE MEVZUATI ÇOĞU AB ÜLKELERİNE KIYASEN MÜKTESEBATINA DAHA UYUMLU HALE GETİRİLİMİŞTİR.  

Türkiye’de Derneklere ilişkin Mevzuat başta Anayasa ile belirlenmiştir. Türk Medeni Kanunu ile genel hükümleri ve dernekler kanunun ile de özel hükümleri düzenlenmiştir. Bundan başka dernekleri ilgilendiren genel ve özel hükümler de bulunmaktadır. Ayrıca tüm bu yasaların öngördüğü tüzük yönetmelik genelge vb hükümlerle de oldukça gelişmiş dernekler mevzuatı bulunmaktadır.

AB müktesebatında ve devletlerinde yasak ve sınırlamaların yerini serbestliğe ve devletçi piyasa ekonomisinin serbest rekabet ve Pazar ekonomisine bırakılmak istendiği ve hür, demokrat ve hukukun üstünlüğü anlayışının egemen olduğu bilinmektedir. Bunların yanında yer alan ve bunlarla birlikte hareket eden devletimizin bunlarla kıyaslandığında dernekler mevzuatının örnek alındığı Kara Avrupa’sı ülkelerindeki emsallerine göre ve Anglo-Sakson ve İskandinav ülkeleri ile Sovyetler birliği ve Varşova paktından birliğe dâhil olan ülkelere göre en iyi, ayrıntılı ve ileri bir düzenleme olduğu kanaatine ulaşmak mümkündür.

Bununla birlikte AB Müktesebatı ile emsallerine uyumlu hale getirilmesi için kaçınılmaz ve doğal bir düzenleme gerektiren konularda uyum yasaları ile düzenlemeler yapılmıştır. Az da olsa yersiz yasak ve sınırlamalar da kaldırılmış bulunmaktadır. Çünkü her konuda muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak için resen hareket etmek ülküsü ve mecburiyeti olduğu gibi dernekler mevzuatındaki yersiz sınırlamaların kaldırılmasıyla da AB ile gelişen yenilik ve şartlara uyumlu hale getirilmesinde de gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

Yürürlükteki 5253 sayılı Dernekler ve Türk Medeni kanunları, Anayasa'dan sonra, dernekler hukukunun çerçevesini çizmektedir. Özet olarak; işçi ve işveren sendikaları, siyasi partiler, kanunla kurulan meslek kuruluşları, vakıflar, spor kulüpleri, Platform ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar ile diğer benzeri Kurum ve kuruluşlar, başka bir deyişle tüm STK’lar, bazı çalışmaları itibariyle, konu ve kendi kanunlarındaki atıflar gereği, Dernekler mevzuatını ilgilendirmektedir. DK ve Türk Medeni Kanununda birbirine yollamalar yapılmıştır. Bu Kanunlarda bazı maddelerinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına da uygulanacağına dair hüküm ile sendikalarla alakalı hüküm vardır vs. Siyasi Partiler Kanunu, Bu Kanuna yollamalar yapmaktadır. Bu Kanun'da ise siyasi partiler ile ilgili hükümler vardır.[92]

Araştırmamız sonucunda Türkiye Dernekler Mevzuatı ve uygulaması ile gelişimi, Avrupa Birliği müktesebatı ve Ülkelerindekinden daha kapsamlı, ayrıntılı ve ileri düzeyde olduğu görülmüştür. Türkiye’de Osmanlı yönetiminden sonra Avrupa’dan tercümeyle ülkemize uyarlanarak 1926'da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 53 vd. maddeleri cemiyetleri düzenlemekte idi. O günün şartlarına göre bir düzenleme getiren bu hükümler yetersiz kaldığından, daha sonra 1938' de 3512 s.lı Cemiyetler Kanunu çıkarılmış ve bu üç kez değişikliğe uğramıştır.

Bu da gelişen toplum ve şartlar karşısında yetersiz kalınca, 1961 Anayasasına uygun olarak, 1972'de bu alanda 1630 s.lı Dernekler Kanunu çıkarılmıştır. 1982 Anayasasının kabulünden sonra, yeni Anayasanın tüm müesseselere getirdiği yenilik ve değişiklikler gibi; bu Anayasanın ruhuna uygun olarak derneklerde de bazı yenilik ve değişikliklere gidilmiştir. Bunun için 1983'de 2908 s.lı Dernekler Kanunu çıkarılıp yürürlüğe konmuştur. Bundan önceki derneklerin, kendilerini bu yasa hükümlerine intibak ettirmeleri de öngörülmüştür.[93]

Görmezden geldiği vatandaşlarının tümünü kanun önünde eşit gören ve onlara eşit davranmayı ilke edinen bir kamu yönetimi anlayışına ve her türden vatandaşını kamusal alanda var kılmak isteyen, hak ve özgürlüklerini koruyan bir yönetim modeline gidilmiştir.

Bizim vatandaşlarımız ve kardeş Türk Devletlerindeki soydaşlarımız en demokratik haklarını sonuna kadar kullanmaya layık oldukları için kendiliğimizden ideal düzenlemeleri yapmamız gerekmiştir. Uluslararası teşekkül ve sözleşmelerin veya hür dünyanın baskısı ve dayatması ile değil, mazideki medeniyetimiz ve uygulamalarımız ile Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ve mazimizden aldığımız ilhamla ideal seviyeyi başta yurttaş ve soydaşlarımız olmak üzere tüm dost ülke ve insanlarına sunmak ülkemizin itibarını artırmıştır.

Dernek vb STK’ları aracılığı ile AB fonlarından daha fazla katkı elde ederek kendi vatandaşının refah düzeyini, yaşam standartlarını daha yükseğe çıkartan bir bakış açısı topluma yayılmıştır. Artık Dernek vb STK’larından korkmayan ve korkmak için gerekçe üretmeyen hatta onları teşvik eden bir idari bakış hâkim kılınmıştır.

İnsan haklarına dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti ideali olan toplum modeli oluşturmaya çalışılmıştır. Dernek vb STK’larını önemseyen, değer veren, düşünce ve ideolojik farklılıkları zenginlik olarak gören bir kamu yönetimi anlayışına zemin oluşturulmuştur.

Türkiye’de dernekler de kendi talebi veya devletin talebi üzerine bu konuda uzmanlaşmış bağımsız denetim elemanlarına da denetim yaptırma yoluna gidilmiştir. İdarenin denetiminden başka Derneklerin kendi iç bünyesinde denetim ve bağımsız denetim yolu da mevcuttur. Çağdaş ve medeni devlet anlayışı içerisinde bağımsız denetim yolu ön plana çıkmaktadır. Derneklerin idari iş ve işlemlerinde, takip ve denetiminde, bilgisayar teknolojisinden ve e-dernek projesinden yararlanılmaktadır.

Demek denetimlerinin daha etkin, verimli ve daha çok demokratik hale getirilmesinin yol ve yöntemleri konusunda emsallerine göre ileri bir düzeye gidilmiştir. Bu suretle demek denetimlerinin daha etkin, verimli ve daha çok demokratik hale getirilmesinin yol ve yöntemleri konusunda bir sonuca ulaşmak mümkün olmuştur.

Demek denetimlerinin daha verimli ve etkin hale getirilmesi ve daha çok demokratik hale getirilmesi için AB müktesebatında belirtilen tüm hususların dikkate alınması ve bağımsız, objektif ve sivil önceliğin denetim mekanizmalarına hâkim hale getirilmesi sağlanmıştır. Demekler sadece bir birimin denetimine bırakılmamıştır. Alabildiğince denetim hak ve yetkisi olan birimlerce ayrı ayrı denetimlerinin yapılması yolu açık bırakılmıştır. Böylece Dernekçiliğin güvenli hale gelmesi sağlanmıştır.[94]

 

V-  GENEL KARŞILAŞTIRMA[95]

Avrupa Birliği müktesebatı ve ülkelerinde 1950’li yıllardan sonra başlayan dernek ve STK’lara birlik ve devlet desteğinden sonra dernekçilik gelişmiştir. Uluslar arası ve AB Müktesebatı; yeknesak olmayan ulusal mevzuatı bazı ülkelerde uyumlaştırarak yeknesaklaştırmakla birlikte çoğu ülkelerde Dernek-STK mevzuatı genel hukuk hükümlerine tabi tutulmakta ve özel kanunlarla da düzenlemeleri bulunmamaktadır. Anayasa ve medeni hukuk düzenlemeleri Dernek-STK mevzuatını içermektedir.

Anglo-Sakson ve İskandinav ülkeleri özgürlükçü anlayışla Dernek-STK mevzuatını ayrıntılı ve özel düzenleme konusu yapmamışlardır. Kara Avrupa’sı ülkelerinde Dernek-STK mevzuatı genel hukuk hükümlerine tabi tutulmakla birlikte özel kanunlarla da düzenleme bulunmaktadır. Sovyetler Birliği ve Varşova paktından Avrupa birliğine hızla geçen ve kabul edilen ülkelerde ise genel ve özel mevzuatta Dernek-STK mevzuatı gelişmemiştir. Fakat uluslar arası mevzuat ile Avrupa birliği müktesebatındaki dernekler mevzuatına tabidirler. Ulusal mevzuatlarını hızla buna uyumlaştırma programları da bulunmaktadır.

Tespit edebildiğimiz mevzuat ve uygulamalara göre; Dernekler için Türkiye’nin merkezi ve mahalli bütçesinde ve idaresinde en çok para ayıran ve hizmet sunan ülke konumunu korumaktadır. AB Ülkelerinin hiçbirinde Türkiye kadar dernekçilik idari, mali ve yargı hizmeti bulunmamaktadır. 

Yeni Dünya düzeni ve yeni bağımsız Türk Cumhuriyetleri ile dostluk, kardeşlik ve işbirliğinin gelişmesine katkı sağlayacak derneklerin kurulması ve faaliyet göstermesi karşılıklı yarar sağlamaktadır. Bizim vatandaşlarımız ve kardeş Türk Devletlerindeki soydaşlarımız en demokratik haklarını sonuna kadar kullanmaya layık oldukları için kendiliğimizden bu düzenlemeleri yapmamız gerekmiştir. Uluslararası teşekkül ve sözleşmelerin veya hür dünyanın baskısı ve dayatması ile değil, mazideki medeniyetimiz ve uygulamalarımız ve bunların varisi Cumhuriyetimizin değerleri ile temel nitelikleri ve mazimizden aldığımız ilhamla ideal seviyeyi başta yurttaş ve soydaşlarımız olmak üzere tüm dost ülke ve insanlarına sunmak ülkemizin itibarını artırmıştır.

Daha Avrupa Birliği ülkelerinde olmayan düzenleme ve uygulamalar aday ülke Türkiye’den müktesebata uyum sürecinde ön şart olarak istenmektedir. Oysa dernekçilik vb birçok konuda Türkiye’den çok geri birçok ülke uyum sağlamadan üyeliğe acele ile kabul edilmiştir.

AB müktesebatına ve ülkelerine de uymayan Türkiye’deki Yardım Toplama Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik dernekler ve STK mevzuatında çok farklı ve aykırı bir durum arz etmektedir.

Bu Yönetmelik 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’na göre toplanacak her türlü yardımda uygulanacak esas ve usulleri belirlemektedir. Bu Yönetmelik kanuni dayanağı olmayan bazı hususlarda AB müktesebatına ve Cumhuriyetin laiklik ilkesine de aykırı düzenlemeler içermektedir. Tekel ve tröstlerin bulunmaması gereken serbest rekabet ve piyasa ekonomisi düzeninde özel bir dernek olan Türk Hava Kurumu derneğine, dini nitelikli ibadet olan yardımları toplama tekeli vermektedir. Bu ayrıcalık kanunlarla kaldırıldığı halde kanuni dayanağı ve ruhu kalmadığı halde 1999 yılında zorbalıkla hukuka ve kanuna aykırı 15-22 M. hükümleri yönetmeliğe konularak ve keyfi uygulamalar yapılmaktadır.[96]

Kanun, yardım isteğe bağlıdır demektedir. Vatandaş tekel ve tröst yapılan bir derneğe ister yardım yapar isterse yapmaz. Hele dinî niteliği olan yardımı devletin düzenlemesi ve hele hele bunun için tekel ve imtiyaz oluşturması tamamıyla yersiz olup AB Müktesebatı ve hukuka açıkça aykırıdır. Türk Hava Kurumunun Türk Hava Kuvvetleriyle bir ilgisi de bulunmamaktadır. Türk Hava Kurumu’nun topladığı gelirlerden hava kuvvetlerine aktardığı bir meblağ da bulunmamaktadır.

Dinî bir ibadet ve yükümlülük olarak kesilen kurbanların derilerinin, ve ibadet olan fitre ve zekâtların söz konusu Yönetmelik hükümleri gereğince devlet gücü ve ilköğretim öğrencilerinin de kullanılarak toplanması ve başka derneklerin ve STK’ların bu yardımlardan yararlanmasının engellenmesi AB müktesebatı ve uyum programına aykırılık ve fark teşkil etmektedir. Bu ibadetleri idare etmekle görevli Cumhuriyetin önemli ve ilk kurumlarından biri olarak Anayasal bir kuruluş ve görevli Diyanet İşleri Başkanlığı görev alanıdır.  Kurban ile derisi, fitre ve zekat devletçe düzenlenecek ise Diyanet görevlidir. Aksi Anayasa, yasa ve Cumhuriyetin temel niteliklerine ve uluslar arası hukuk ve AB müktesebatına açıkça aykırıdır. Bu uygulamaya ve ilgili yönetmelik hükmüne son verilmesi AB üyeliği için önerilebilir. Laik devlet yurttaşlarını dinî ve vicdanî ibadet ve yardım konusunda ne yapacakları konusunda tamamıyla serbest bırakmalıdır.[97] Sadece bir derneğin keyfi tekeline bırakmamalıdır. Karışacaksa da asıl görevli Diyanete işi bırakmalıdır.

AB müktesebatı ve ülkelerinde kabul edilen en önemli ortak kesişme noktası; derneklerin devletçe denetimidir. Türkiye’de idarenin denetiminden başka Demeklerin kendi bünyesinde denetim yolu da mevcuttur. Kanun zorunlu bir organ olarak denetleme kurulu oluşturulmasını zorunlu kılmıştır. Genelde demeklerin iç denetimi bu organlar aracılığı ile yapılmaktadır. Türkiye’de dernekler de kendi talebi veya devletin talebi üzerine bu konuda uzmanlaşmış bağımsız denetim elemanlarına da denetim yaptırma yoluna gidilmiştir.

Demek denetimlerinin daha verimli ve etkin hale getirilmesi ve daha çok demokratik hale getirilmesi için AB müktesebatında belirtilen tüm hususların dikkate alınması ve bağımsız, objektif ve sivil önceliğin denetim mekanizmalarına hâkim hale getirilmesi sağlanmıştır. Demekler sadece bir birimin denetimine bırakılmamıştır. Alabildiğince denetim hak ve yetkisi olan birimlerce ayrı ayrı denetimlerinin yapılması yolu açık bırakılmıştır. Böylece Dernekçiliğin güvenli hale gelmesi sağlanmıştır.

Her bir denetçinin tüm mesleki yetenek ve eğitim ve öğretim durumu ile sair vasıflarının iyice incelenmesi ve ona göre denetimlerde görevlendirilmesi konumuz açısından da önemlidir. Bütün denetçiler bir değildir. Bir olmaları da beklenmemelidir. Denetçiler de zamanla değişebilmekte etkinlik ve verimini yitirebilmektedir veya kendini geliştirip etkinlik ve verimini arttırabilmektedir. Denetçilerin de takip edilmesi ve denetçilik nitelik ve vasıfları ile etik değerlerini koruyup korumadıkları ve kendini yenilikler muvacehesinde geliştirip geliştirmediklerini izleme yolu da bulunmaktadır. Bu bağlamda kurumun denetçileri eğitim ve yetenek durumuna göre sürekli olarak hizmet içi eğitimden geçirmesi daha verimli ve etkin bir demek denetimi sağlayabilir.

İdarenin denetiminden başka Derneklerin kendi iç bünyesinde denetim ve bağımsız denetim yolu da mevcuttur. Çağdaş ve medeni devlet anlayışı içerisinde bağımsız denetim yolu ön plana çıkmaktadır. Derneklerin idari iş ve işlemlerinde, takip ve denetiminde, bilgisayar teknolojisinden ve e-dernek projesinden yararlanılmaktadır.[98]

 

VI- S O N U Ç

Konunun yukarıdaki araştırılması ve incelenmesi ve ilgili mevzuatlar çerçevesinde değerlendirilmesi üzerine aşağıdaki kanaat ve sonuca ulaşılmıştır:

Ülkemizin dernekler mevzuatını, idaresini ve uygulamasını incelemeden, ön yargı ile gözü kapalı eleştirip AB müktesebatı ve ülkelerindekini ideal gösterenler, büyük bir yanılgı ve haksız bir eleştiri içindedirler. Türkiye’nin dernekçilik ve mevzuatı konusunda artık önde ve ideal bir düzeyde olduğu gözlemlenmiştir.. Aksini iddia etme yarışında olanlar gerçeklerden habersiz, ön yargılı ve maksatlıdır. Çünkü bu konuda olur olmaz, bilir bilmez yanlış ve kasıtlı kıyaslamalar yapıldığı anlaşılmaktadır.

Oysa Türkiye’de sivil ve gönüllü inisiyatifle dernekçilik mazinin derinliklerinden beri gelişmiş ve varlığını sayı ve keyfiyet olarak en ileri düzeyde sürdürmektedir. Kapalı alanlarda sigara ve tütün kullanımının sınırlandırılması ve kapalı ve toplu yerlerde yasaklanması ve uygulamasında ülkemiz, Dünya ve Avrupa düzeyinde en başarılı 3-5 ülke arasına girmiştir. Bunun için ülkemiz, başbakanımız ve sağlık bakanımıza uluslar arası ödüller verilmiştir. Aynen bunun gibi T.C. de yürürlükteki dernekler mevzuatı, idaresi ve uygulaması mazide olduğu gibi AB müktesebatı ve ülkelerindeki kabul gören hale göre yine en gelişmiş, ayrıntılı, ileri ve ideal düzeydedir. Bu yarışta mazisinde olduğu gibi T.C. hali hazırda da emsallerini geride bırakmıştır. Bu konuda gerçekten ödüle layıktır.

STK’lar üstlendikleri olumlu fonksiyonlar sayesinde; İletişime açık bir alan oluşturmakta, Bireyleri örgütleyerek onların güçlerini çarpan etkisi ile artırmakta, Geleneği koruma duygumuz kadar, geleneksel bakış açılarına ters olan duygu ve düşünceleri de hoşgörü ile karşılama becerisi vermekte, Çatışarak değil konuşarak ve ikna ederek sonuç alınabileceğini göstermekte, Birlikte ama sabır gösterilerek çalışıldığında ve uygun yöntemler kullanıldığında sonuca çabuk ulaştırmaktadır. Özelleştirme ve KOBİ’ler gibi daha hızlı ve verimli kalkınmaya da katkı sağlamaktadır.

Dünyada çağdaş sosyal devlet anlayışının olmadığı dönemler de bile, kültür ve medeniyet tarihimizde atalarımızın cemiyet ve vakıflar vb STK aracılığı ile toplumlara yaptığı tüm hizmetler günümüzde sosyal devletin görevi olarak kabul edilmektedir.  Aynen bunun gibi, bazı derneklerin amacı ile çalışma ve faaliyet konuları ve biçimi itibariyle topluma yaptıkları hizmetin sonucu; sanki sosyal nitelikteki bir kamu kuruluşu ve devlet dairesi hizmeti kadar topluma yararlı olmaktadır. Böyle dernekler bazen devletin yapamadığı veya baş edemediği hizmetleri gönüllü olarak topluma arz edebilmektedir.

AB ve sair hür ve demokrat hukuk devletlerinde yasak ve sınırlamaların yerini serbestliğe ve devletçi piyasa ekonomisinin serbest rekabet ve Pazar ekonomisine bırakılmak istendiği, hür, demokrat ve hukuk devleti anlayışının egemen olduğu bilinmektedir. Bunların yanında yer alan ve bunlarla birlikte hareket eden devletimizin bunlarla kıyaslandığında dernekler mevzuatının emsallerine göre iyi ve ileri bir düzenleme olduğu kanaatine ulaşmak mümkündür. Bunun yanında devletimizin dernekler mevzuatın da emsallerine daha da uyumlu hale getirilmesi kaçınılmaz ve doğal bir düzenleme olacaktır.[99]

Yeni Dünya düzeni ve yeni bağımsız Türk Cumhuriyetleri ile dostluk, kardeşlik ve işbirliğinin gelişmesine katkı sağlayacak derneklerin kurulması ve faaliyet göstermesine devlet teşviki ve katkısı karşılıklı yarar sağlayacaktır. Bizim vatandaşlarımız ve dost, soydaş ve kardeş toplum ve Devletlerindeki dost ve soydaşlarımız en demokratik haklarını sonuna kadar kullanmaya layık oldukları için kendiliğimizden gerekli düzenlemeleri yapmamız gerekmektedir. Uluslararası teşekkül ve sözleşmelerin veya hür dünyanın baskısı ve dayatması ile değil, Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ve şanlı mazimizden aldığımız ilhamla ideal seviyeyi başta yurttaş ve soydaşlarımız olmak üzere tüm dost ülke ve insanlarına sunmak ülkemizin itibarını artırmıştır.

AB Müktesebatında ve AB’de dernekler ve mevzuatı sivil gönüllü kuruluşlar arasında mütalaa edilmektedir. Her ülke ve eyaletin kendine özgü dernekler mevzuatı bulunmaktadır. Yasaklar ve sınırlamalar asgari düzeydedir. Bu bağlamda derneklere sınırlama ve yasaklar sınırlı sayıda tutulmuştur. Özellikle uluslararası faaliyet konusunda sınırlama azdır. Bu tip kuruluşları bazen devlet bile kurdurmakta ve kendisi de bazı kuruluşlara kurucu ve üye olarak katılmaktadır. Devlet bazı görevlerini; bu derneklere yaptırmakta, yapmaya yetki vermekte ve bazı yetkilerini devretmektedir. Devletin bazı fonksiyonlarını ve yapamadığı işlevlerini yerine getirdiği için çoğunlukla devletçe maddi ve manevi desteklenmektedir. Denetimleri genelde mali konularla sınırlı tutulmaktadır.[100]

Çağımızda, Devletin vatandaşa her sahada düzenli, hızlı, etkin ve verimli bir şekilde hizmet götürmesi, hızla gelişen ekonomik ve teknolojik değişmeleri takip ederek ihtiyaçları yeniden değerlendirip gerekli düzenlenmeyi yapmasıyla mümkündür. Sivil toplum Avrupa Birliği Müktesebatı'nın da çok önemli bir unsurudur. Müktesebatın özellikle de sosyal politika ve istihdam başlığı, Avrupa Birliği hükümlerinin uygulanması için gerekli yapılar arasında, sosyal ortaklarla, sivil toplumu oluşturan ve sosyal güvenlik, kadın ve erkeklere eşit fırsatlar, yoksullukla mücadele ve ırkçılıkla savaş gibi konularda etkin bir biçimde sivil toplum kuruluşlarına ve aktörlere yer vermektedir. Avrupa Birliği, birlik sistemi içinde halkın karar alma sürecine katılımının sağlanması için vatandaşa yakın örgütlerin, derneklerin ve bunun benzeri demokratik kurumların kurulmasını ve güçlenmesini istemektedir. Bu doğrultuda Maastrich Antlaşması ile yapılan yeni düzenlemeler ile sivil toplum kuruluşlarının önemi artmıştır.

Avrupa Birliği Konseyinin Türkiye'ye adaylık statüsü verildiği günden bugüne Türkiye'nin sivil toplum kuruluşları konusunda gösterdiği ilerleme oldukça büyüktür. AB tam üyelik sürecinde Kopenhag ölçütlerine uyum hedefiyle gerçekleştirilen siyasi reformlar neticesinde hem Medeni Kanun hem de Dernekler ve Vakıflar Kanunlarında bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede; tüzel kişilere dernek kurucusu ve üyesi olma imkânı tanınmış, dernek kurma hakkına sürekli yasaklılık halleri geçici yasaklılığa dönüştürülmüş, üniversite öğrencilerinin dernek kurma hakkının çerçevesi genişletilmiş, uluslararası alanda işbirliği yapmak ve yurtdışında şube açmak ile yabancı derneklerin Türkiye’de şube açması kolaylaştırılmıştır. Yapılan bu değişiklikler sonucunda Türk sivil toplum kuruluşlarına çağdaş koşullara yönelik açılımlar getirilmiştir.

Dernek kurma özgürlüğü hususunda düzenlemeler getiren yeni Dernekler Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte 2004 yılında 4.738.414 dernek üyesi kişi sayısı, 2008 yılında 7.126.448’e yükselmiştir. Görüldüğü gibi Türkiye, AB'ye giriş sürecinde örgütlenme özgürlüğüne ilişkin mevzuatta değişiklikler yapılması ile sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesini sağlamış, gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Tüm bu ülkelerin ve müktesebatın Dernekler mevzuatı Türkiye’ninki kadar tarihi derinlikte gelişmiş ve ayrıntılı değildir. AB müktesebatı ve ülkelerinde çağdaş ve medeni devlet anlayışı içerisinde bağımsız ve tarafsız denetim ve özellikle mali denetim yolu ön plana çıkmaktadır.

AB her anlamda bütünleşmiş bir Avrupa olmak için üye ve aday ülkeler arasında sivil toplum ağını genişletmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla AB Komisyonu tarafından 2005 yılının Haziran ayında “AB ve Aday Ülkeler Arasında Sivil Toplum Diyalogu” başlıklı bir tebliğ yayınlanmıştır. Sivil toplumla daha yapılandırılmış ve şeffaf bir diyalog geliştirmeyi amaçlayan AB Komisyonunun yayınladığı bu tebliğ, Türkiye, Hırvatistan ve AB sivil toplumları arasındaki diyalogun güçlendirilmesi yönünde atılan ilk adım olarak değerlendirilmektedir.[101]

Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci, sivil toplum kuruluşlarının gelişmesini olumlu yönde etkilemiş ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri de AB ilişkilerinin gelişmesinde etkin olmuştur. Bu sürecin, sivil toplum kuruluşlarının kendilerini geliştirmesine, AB hibe programları ile sivil toplumu destekleyen yeni ve etkin projeler üretilmesine, sivil toplum kuruluşlarının üye sayılarının artmasına, hukuksal alanda yaşanan sorunlarının giderilmesine önemli katkısı olmuştur. Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecine sivil toplum kuruluşlarının daha fazla oranda dâhil olması ile bu karşılıklı etkileşim, yani sürecin sivil toplum kuruluşları üzerindeki etkileri ile sivil toplum kuruluşlarının bütünleşme sürecine olan katkıları daha da artacaktır[102]

Türkiye’deki 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’na aykırı Yardım Toplama Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmeliğin 15-22 Maddelerinin ve keyfi uygulamasının AB müktesebatına açıkça aykırılığı tespit edilmiştir.  Zorbalıkla THK derneğine tekel ve tröst hakkı da verirken diğer derneklerin ve STK’ların bu yardımlardan yararlanmasının yasaklanması ve engellemesi, AB müktesebatı ile ülkelerine ve Türkiye’nin uyumu programına aykırılık ve fark teşkil ettiğinden acilen düzeltilmesi gerektiği önerilmektedir. Bu ibadetleri idare etmekle görevli Cumhuriyetin önemli ve ilk kurumlarından biri olarak Anayasal bir kuruluş ve görevli Diyanet İşleri Başkanlığı görevlidir.  Kurban ile derisi, fitre ve zekat devletçe düzenlenecek ise Diyanet görevlidir. Sadece bir derneğin keyfi tekeline bırakmamalıdır. Karışacaksa da asıl görevli Diyanete işi bırakmalıdır.

Türkiye dernekçilik ve STK bakımından AB müktesebatına uyumda ön sıralardadır. Türkiye genelinde sayıları 84.000 civarında bulunan faal derneklerin iş ve işlemlerinin düzenli takibi ve denetimlerinin yapılabilmesi için, sadece bu işlerle uzmanlaşmış Genel Müdürlük düzeyinde bir merkezi ve mahalli örgütün oluşturulması başta AB olmak üzere dünya düzeyinde bile bulamadığımız bir dernekçilik düzeyidir. Çoğu AB ülkelerinde de buna benzer yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye’de ortalama 6 bin civarında vakıf için bile Vakıflar Genel Müdürlüğü merkezi ve taşra teşkilatı kurulmuştur. Avrupa Birliği vb. Demokratik Ülkeler de ülkemizden örnek alıp Dernekler vb STK için buna benzer teşkilat kurulmalıdır.

Türkiye’de Başbakanlığa bağlı Gönüllü kuruluşlar veya demokratik sivil kuruluşlar üst kurulu oluşturularak bu çatı altında dernekçilik ve STK faaliyeti yapılması ve STK-dernekler teşkilatı oluşturulması en ideal ve kapsayıcı hedef olacaktır.  Ankara, 25./02/2010. 

 


1-   Kaynakça:
ABAY A.Rıza, Sivil Toplum ve Demokrasi Bağlamında Sivil Dayanışma ve Sivil Toplum Örgütleri, http://iibf.ogu.edu.tr/kongre/bildiriler/06-04.pdf,  06.11.2009.

2-   “AB Üye Devletlerinde insan Hakları ve Demokrasi Alanlarındaki Bazı Uygulamalar” Dışişleri Bakanlığı Y.

3-   AB Komisyonu Bildirisi (2002).

4-   AKGÜNDÜZ Ahmet, “Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Kulliyatı”; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakfı Müessesesi, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Y. İstanbul.

5-   AKGÜNDÜZ Ahmet-CİN Halil, “Türk Hukuk Tarihi”, Selçuk Ünv. Y., Konya, 1989.

6-   AYDIN Vahdettin. “Sivil Toplum Kuruluşlarının Dönüştürücü Fonksiyonları Ve Örnek Uygulamalar” İçişleri Bakanlığı İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı Eğitim Semineri sunumu notları 04 Kasım 2009 Antalya.

7-   AZAKLI Sedat, “Devlet-Sivil Toplum ve Türkiye”, Yeni Türkiye, Yıl 3, Sayı 18, 1997 Ankara.

8-   BIÇAK Vahit, YAYLA Atilla vb, “T.C. Dernekler Mevzuatının AB Standartlarına Uyumu Raporu”, Liberal Düşünce Topluluğu Y. Ankara 2001.

9-   BOSTANCI Naci, “Devlet ve Sivil Toplum”.

10- Commission Report, (2002), IP/02/1865.

11- ÇAHA, Ömer, “Aşkın Devletten Sivil Topluma”, 2000, Gendaş Yayınları, İstanbul.; “Sivil Toplum Aydınlar ve Demokrasi”,1999, İz Yayıncılık, İstanbul.; Sivil Kadın,Türkiye'de Sivil Toplum Ve Kadın, Ankara, Vadi Y., 1996; 1980 Sonrası Türkiye’sinde Sivil Toplum Arayışları.

12- ÇEPEL Zühal Ünal, AB Sivil Toplum Diyalogu ve Türkiye:Demokratikleşme Bağlamında Sorunlar ve Beklentiler,http://www.sivilgazete.org/2007/08/09/ab-sivil-toplum-diyalogu-ve-turkiye-demokratiklesme -baglaminda-sorunlar-ve-beklentiler/, Erişim: 18.11.2009

13- ÇOPUR Hakan., Teoriden Pratiğe Sivil Toplum, www.ekopolitik.org/images/cust_files /070522142001.pdf

14- Dağı, İhsan, “İnsan Hakları Küresel Siyaset ve Türkiye”, 2001, Boyut Yayınevi, İstanbul.

15- “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi Y. Ankara, 2009.

16- DOĞAN İlyas, “Özgürlükçü ve Totaliter Düşünce Geleneğinde Sivil Toplum” Alfa Yayınevi, İstanbul, 2002; Tanzimat Sonrası Osmanlı Devlet Yönetiminde Toplumsal Örgütlenmeye Bakış http://www.akader.info/KHUKA/2001_eylul/ tanzimat_sonrasi.htm,

17- ERCAN H., "Türkiye'de Sivil Toplum Tartışmaları Üzerine" C.Ü Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:26, NO: 1 Mayıs, 2002.

18- ERDOĞAN Mustafa, “Liberal Toplum Liberal Siyaset”, 1998, Siyasal Kitabevi, Ankara.

19- BUCHHAMMER Erich “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, Perlen Y. Seri 804, Wien-München-Zürich,  Terc: Ersoy ÖZKALDI-Sevil ÖZÇELİK EGM Ankara, 1999

20- European Citizen Action Service, (2004)

21- European Committee On Legal Co-Operation “(… legal status of non-governmental organisation in Europa)” Strasbourg, 2009.

22- European Parliament 2004-2009, (2005), Committee on Industry, Research and Energy, http://www.europarl.eu.int/meetdocs/2004_2009/documents/pr/562/562260/562260en.pdf. 

23- GÖNEL Aydın., Araştırma Raporu, Önde Gelen STK'lar, İstanbul:Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, Ocak,1998.

24- Hak-İş Dergisi S.15, 1991. 

25- Hak-İş 6. Olagan Genel Kurul Faal. Rp. 1989.

26- Helsinki Citizens Assembly, Yurttaşların Örgütlenme Hakkı ve Gösteri Yapma Özgürlüğü: Nasıl bir Yasal Çerçeve”, 2001, İstanbul.

27- KENAE John; “Despotizm ve Demokrasi: Sivil Toplum ve Devlet, Avrupa’da Yeni Yaklaşımlar”, (Çev: Levent Köker), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1993.

28- Komisyon Sivil Toplum Diyaloğu Raporu, (2005)

29- RUFMAN Philippe, “Sivil Toplum Kuruluşları”, Çev. İsmail YERGUZ, İletişim Y. İstanbul, 2006.

30- RUTZEN Dougles-MOORE David-DURHAM Michael, “The Legal Framework Not-for-Profit Organizations in Central and Eastern Europe”, The International journal of Not-for-profit Law, V. 11, N:2, Washington, 2009. www.incl.org.

31- ÖNCÜ Ayşe,"Sivil Toplum ve Katılım",Sivil Toplum,Ed:Yurdakul Fincancı,İstanbul: TÜSES Yayınları,1991.

32- Öz Gıda-İş 6. Olağan Genel Kurul Çalışma Rp. Aralık 1989.

33- ÖZCAN Birol, “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi Y. Ankara, 2008.

34- ÖZHAN Zehra, “Türkiye’nin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşlarının Etkisi”, Dernekler Denetçi Yardımcılığı yeterlik tezi, T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı, Ankara, 2009.

35- ÖZSUNAY Ergun, “Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu-XIV, AB Uyum Süreci ve STK'lar”, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2003

36- SARIBAY A. Yaşar ., Türkiye'de Sivil Toplum ve Demokrasi, Global Yerel Eksende Türkiye, A.Y.Sarı bay, Fuat Keyman(der), İstanbul, 2000,

37- SAYGIN Didem, “Avrupa Birliği Müzakere Sürecine Sivil Toplum Kuruluşlarının Bakışı”, Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi S B. Enstitüsü, 2008.

38- SUNAR Lütfi.;  Avrupalı Bir Kavram Olarak Sivil’in Oluşumu ve Avrupa Birliği’nin STK’larla İlişkileri, 2004, I. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Kongresi.

39- SOYKUT Refik, “Orta Yaş Ahilik”, T. Esnaf ve Sanat. K. Eğt. Y., Ankara 1971, s.: 87.

40- ŞAFAK Ali - BIÇAK Vahit, “Güvenlik Kuvvetleri ve Polis Mevzuatı”, 2000, Liberte Yayınları, Ankara.

41- T.C. Dışişleri Bakanlığı ilgili birimler ile İçişleri Bakanlığı EGM Güvenlik Dairesi Dernekler Şubesi (Dernekler Koordinasyon Kurulları Avrupa vb ülke dernekleri  Değerlendirme yazıları ve ekleri) Almanya, Avusturya, İtalya, İsviçre vb. Dernekler mevzuatı ve terc.

42- TEZCAH Ercüment, “AB Kurumlar Hukuku”, UA Stratejik Ar.Kur. Y. Ankara, 2005.

43- TOBB, Avrupa Birliği ile İlişkilerde Özel Sektör ve Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü Çalışma Grubu Raporu Sunuş Metni.

44- TOKSÖZ Fikret, Türkiye'nin Diğer Avrupa Ülkeleri ile Karşılaştırmalı Durumu", AB Uyum Süreci ve STK’lar, İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yay, Haziran, 2004.

45- TOSUN Gülgün, Demokratikleşme Sürecinde Devlet-Sivil Toplum İlişkisi ve Türkiye Örneği, s.225-226.

46- Türkiye Genç İşadamları Derneği, “2000'li Yıllara Doğru Türkiye'nin Önde Gelen Sorunlarına Yaklaşımlar, Sivil Toplum Örgütleri" İstanbul: Simge Ofset Matbaacılık, 1997, s.40.

47- TÜSEV, “Avrupa Birliğine Adaylık Sürecinde Dernekler ve Vakıflar”, 2001, İstanbul.

48- UÇAR Bilal, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Grubu 19.01.2001 tarih ve 10.01/2 sayılı “Ülkemizde Derneklerle ilgili Mevzuatın daha Demokratik hale getirilmesi için yapılması gereken düzenlemeler”, 10.01/3 sayılı “Dernek Denetimlerinin, daha Etkin, Verimli ve daha çok Demokratik hale getirilmesinin yol ve yöntemleri”, 10.01/4 sayılı “Avrupa Birliğine Üye Ülkeleri İle Sair Demokratik Ülkelerde Derneklerin Kurulması, Yapılandırılması Ve Faaliyetlerine Getirilen Sınırlamalar İle Ülkemizde bu Uygulamalardaki, Farklılıkları”  konularındaki resmi inceleme ve araştırma raporları.

49- UÇAR Bilal, “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”, 6. UA Türk Dünyası Kongresi, 2008 Celalabat Kırgızistan; (ANAP Hükümetlerinde) Çağ Atlarken, Master Tezi, Ankara,1998 Ocak.  ZY Güven Zülfikar Yayıncılık;

50- UÇAR, Bilal vb, “Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat”, Kartal Yayınevi, Ankara 2005; “Dernekler Hukuku”, Adalet Yayınevi, Ankara, 2005; “(TMK) Dernek-Vakıf Mevzuatı”, Adalet Yayınevi, Ankara, 2002; “Dernek-Kulüp-Vakıf (İle KOBİ vb İşletmesi) Maliye Muhasebe Vergisi”, Adalet Yayınevi. Ankara, 2006.

51- USTA Sefa, “Avrupa Birliği'ne Giriş Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları: Sivil Toplum, Demokrasi ve Güven”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bil. Enst., Yüksek L. Tezi, Konya 2006

52- Yayla Atilla, “Siyaset Teorisine Giriş”, 1998, Siyasal Kitabevi, Ankara.

53- YILDIZ Özkan, Sivil Toplum Örgütleri, ‘Özerklik’: Kavramsal Bir Açılım, http://www1.gantep.edu.tr/~ sosbil/journal/index.php/sbd/article/viewFile/3/2.

54- YILMAZ Aytekin, “Çağdaş Siyasal Akımlar, Modern Demokraside Yeni Arayışlar”, Vadi Yayınları, 2. Basım, 2003 – Ankara.

55- “Yürürlükteki Kanun, Tüzük, Yönetmelikler Külliyatı”, Başbakanlık.Y.

56- “Sivil Toplum İş Başında”, http://www.stgm.org.tr/docs/1123447144AB_ Komisyonu _STK_ arastrimasi.doc

57- STK Destek Ekibi, “Sivil Toplum Geliştirme Programı”, http://www.siviltoplum.com.tr/

58- “Türkiye İlerleme Raporu”, 2008, http://www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/ AdaylikSureci/ IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2008.pdf

59- http://www.dernekler.gov.tr/

60- www.ikv.org.tr

61- http://www.abgs.gov.tr

62- www.incl.org.



[1] Bkz. Uluslar arası hukuk bilim adamı AKGÜNDÜZ A.’nın, Raportör’ün akademik ve bilimsel tecrübe ve yeterliğini tezkiye eden karakteristik referansını, görülen zorunlu ihtiyaca binaen raporun sonuna eklenmiş bulunmaktayız.

[2] AKGÜNDÜZ A., “Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Kulliyatı”; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Y. İstanbul.

[3] RUTZEN D.-MOORE D.-DURHAM M., The Legal Framework Not-for-Profit Organizations in Central and Eastern Europe The International journal of Not-for-Profit Law, V. 11, N:2, P.28, Washington, 2009. www.incl.org.

[4] AYDIN V.. “Sivil Toplum Kuruluşlarının Dönüştürücü Fonksiyonları Ve Örnek Uygulamalar” İ. B. Dernekler Daire Başkanlığı Eğitim Semineri Kasım 2009 Antalya.

[5] TOBB, Avrupa Birliği ile İlişkilerde Özel Sektör ve Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü Çalışma Grubu Raporu Sunuş Metni, s.3

[6] Komisyon Sivil Toplum Diyaloğu Raporu.

[7] European Parliament 2004-2009, (2005), Committee on Industry, Research and Energy, http://www.europarl.eu.int/meetdocs/2004_2009/documents/pr/562/ 562260/562260en.pdf

[8] TOBB, Avrupa Birliği ile İlişkilerde Özel Sektör ve Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü Çalışma Grubu Raporu Sunuş Metni

[9] Commission Report, (2002), IP/02/1865

[10] European Citizen Action Service, (2004)

[11] Komisyon Sivil Toplum Diyaloğu Raporu, (2005)

[12] AB Komisyonu Bildirisi (2002)

[13] BIÇAK V., YAYLA A. vb, “T.C. Dernekler Mevzuatının AB Standartlarına Uyumu Raporu”, Liberal Düşünce Topluluğu Y. Ankara 2001. s. 2-3; ÖZHAN Z., “Türkiye’nin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşlarının Etkisi”, Dernekler Denetçi Yardımcılığı yeterlik tezi, T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı, Ankara, 2009,s. 49.

[14] Bkz. Orijinal ve tam metin için T.C. Başbakanlık İnsan Hakları Bşk. www.ihb.gov.tr; “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi Y. Ankara, 2009.

[15] ÖZCAN B., “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi Y. Ankara, 2008.

[16] KENAE John; “Despotizm ve Demokrasi: Sivil Toplum ve Devlet, Avrupa’da Yeni Yaklaşımlar”, (Çev: Levent Köker), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1993 s.35

[17]  AZAKLI S.; “Devlet-Sivil Toplum ve Türkiye”, s.224

[18] YILMAZ Aytekin, “Çağdaş Siyasal Akımlar, Modern Demokraside Yeni Arayışlar”, Vadi Yayınları, 2. Basım, 2003 – Ankara s.325.

[19] SUNAR L.;  Avrupalı Bir Kavram Olarak Sivil’in Oluşumu ve Avrupa Birliği’nin STK’larla İlişkileri, 2004, I. Ç. Onsekiz Mart Ünv., Ulusal Sivil Toplum K. Kongresi.

[20] ÇAHA Ö.; 1980 Sonrası Türkiye’sinde Sivil Toplum Arayışları, s.28

[21] BOSTANCI N.; “Devlet ve Sivil Toplum”, s.181

[22] YILMAZ, a.g.e., s.320; UÇAR B., “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”

[23] AKGÜNDÜZ A. -CİN H., “Türk Hukuk Tarihi”, Selçuk Ünv. Y., Konya, 1989.; UÇAR B., “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”, 6. UA Türk Dünyası Kongresi kitabı, Celalabat, 2008, s.: 249. 

[24] AKGÜNDÜZ A., “Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Kulliyatı”; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakfı Müessesesi, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Y. İstanbul; UÇAR B., (ANAP Hükümetlerinde) Çağ Atlarken, Mastar Tezi,  ZY Güven Zülfikar Yayıncılık, Ankara,1998.

[25] Türkiye Genç İşadamları D., “2000'li Yıllara Doğru Türkiye'nin Önde Gelen Sorunlarına Yaklaşımlar, Sivil Toplum Örgütleri" İstanbul Simge O.M., 1997, s.40

[26] AKGÜNDÜZ A. -CİN H.,  a.g.e.;  UÇAR B., (ANAP Hükümetlerinde) Çağ Atlarken, Mastar Tezi,  ZY Güven Zülfikar Yayıncılık, Ankara,1998 s.55; Hak-İş Dergisi S.15, 1991;  Öz Gıda-İş 6.olağan Genel Kurul Çalışma Rp. Aralık 1989, s. 30.

[27] ÇEPEL Z., AB Sivil Toplum Diyalogu ve Türkiye:Demokratikleşme Bağlamında Sorunlar ve Beklentiler, http://www.sivilgazete.org/2007.08.09/ab-sivil-toplum-diyalogu-ve-turkiye-demokratiklesme-baglaminda-sorunlar-ve-beklentiler/, Erişim: 18.11.2009 

[28] Emir sultan, Akşemsettin, A. M. Hüdai ve tarikatları onlarca padişahı ve devlet adamını ardınca yürütmesi sivil toplumun Osmanlıdaki ve Türk-İslam tarihindeki yerini anlatmaya en iyi örnektir.

[29] SOYKUT R., “Orta Yaş Ahilik”, Ankara 1971, s.: 87.; Hak-İş Dergisi S.15, 1991;  Öz Gıda-İş 6.olağan Genel Kurul Çalışma Rp. Aralık 1989, s. 29-30.; Hak-İş 6. olağan Genel Kurul Faal. Rp. 1989, S.486.

[30] ABAY A., Sivil Toplum ve Demokrasi Bağlamında Sivil Dayanışma ve Sivil Toplum Örgütleri, http://iibf.ogu.edu.tr/kongre/bildiriler/06-04.pdf,  06.11.2009; AKGÜNDÜZ A., “Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Kulliyatı”; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakfı Müessesesi, Osmanlı Arş. Vakfı Y. İstanbul

[31] USTA S., “Avrupa Birliği'ne Giriş Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları: Sivil Toplum, Demokrasi ve Güven”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, s.53, Konya 2006.

[32] DOĞAN İ., Tanzimat Sonrası Osmanlı Devlet Yönetiminde Toplumsal Örgütlenmeye Bakış http://www.akader.info/KHUKA/2001_eylul/ tanzimat_sonrasi.htm, s.1-4

[33] ÖZSUNAY E., Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu-XIV, AB Uyum Süreci ve STK'lar, İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, 2003, s. 12

[34] GÖNEL A., Araştırma Raporu, Önde Gelen STK'lar, İstanbul:Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, Ocak,1998, s. 6

[35] USTA , a.g.e.,  s.54 ,

[36] SARIBAY A., Türkiye'de Sivil Toplum ve Demokrasi,Global Yerel Eksende Türkiye, A.Y.Sarı bay, Fuat Keyman(der), İstanbul, 2000, s.105

[37] USTA , a.g.e., s.55

[38] TOKSÖZ F., Türkiye'nin Diğer Avrupa Ülkeleri ile Karşılaştırmalı Durumu", AB Uyum Süreci ve STK lar, İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yay,Haziran,2004, s.142

[39]  ÖZSUNAY E., “Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu-XIV, AB Uyum Süreci ve STK'lar”,  s.12, T. Ekonomik ve Toplumsal Tarih V. Y., İst., 2003.

[40] ÇEPEL, a.g.e., s.4

[41] GÖNEL, a.g.e., s.97

[42] ÖZSUNAY, a.g.e., s.13

[43] GÖNEL, a.g.e., s.4

[44] ÖZSUNAY, a.g.e,s.13

[45] ÇAHA Ö., Sivil Kadın,Türkiye'de Sivil Toplum Ve Kadın,Ankara:Vadi Yayınları,1996, s.136

[46] ÖNCÜ A.,"Sivil Toplum ve Katılım",Sivil Toplum,Ed:Yurdakul Fincancı,İstanbul: TÜSES Yayınları,1991, s. 42

[47] ERCAN H., "Türkiye'de Sivil Toplum Tartışmaları Üzerine" C.Ü Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:26,NO: 1 Mayıs, 2002, s.71

[48] UÇAR B., “(ANAP Hükümetlerinde) Çağ Atlarken,”; “Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat”, Kartal Yayınevi, Ankara 2005; “Dernekler Hukuku”, Adalet Y., Ankara, 2005; “(TMK) Dernek-Vakıf Mevzuatı”, Adalet Y., Ankara, 2002; “Dernek-Kulüp-Vakıf (İle KOBİ vb İşletmesi) Maliye Muhasebe Vergisi”, Adalet Y. Ankara, 2006.

[49] GÖNEL, a.g.e, s.97

[50] TOSUN G., Demokratikleşme Sürecinde Devlet-Sivil Toplum İlişkisi ve Türkiye Örneği, s.225-226

[51] ÇOPUR H., Teoriden Pratiğe Sivil Toplum, www.ekopolitik.org/images/cust_files/070522142001.pdf

[52] SAYGIN Didem, “Avrupa Birliği Müzakere Sürecine Sivil Toplum Kuruluşlarının Bakışı”, Yüksek Lisans Tezi, s.30, Çanakkale Onsekiz Mart Ünv., SBE, 2008

[53] SAYGIN, a.g.e., s.30             

[54] YILDIZ Ö., Sivil Toplum Örgütleri, ‘Özerklik’: Kavramsal Bir Açılım, http://www1.gantep.edu.tr/~sosbil/journal/index.php/sbd/article/viewFile/3/2

[55] “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi Y. Ankara, 2009.

[56] AYDIN V., a.g.e.

[57] BIÇAK V., YAYLA A. vb, a.g.e., s. 3-4.; UÇAR B., “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”, s.: 250.

[58] UÇAR, B. vb, “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”; “Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat”, Kartal Yayınevi, Ankara 2005; “Dernekler Hukuku”, Adalet Yayınevi, Ankara, 2005; “(TMK) Dernek-Vakıf Mevzuatı”, Adalet Yayınevi, Ankara, 2002; “Dernek-Kulüp-Vakıf (İle KOBİ vb İşletmesi) Maliye Muhasebe Vergisi”, Adalet Yayınevi. Ankara, 2006.

[59] AKGÜNDÜZ A., “Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Kulliyatı”; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakfı Müessesesi, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Y. İstanbul

[60] BIÇAK V., YAYLA A. vb, a.g.e., s. 1; UÇAR B., “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”, s.: 252.

[61] UÇAR, B. vb, “Sivil Ve Özel Girişimin Türk Dünyası Güncel Sorunlarının Çözümüne Katkısı”; “(ANAP Hükümetlerinde) Çağ Atlarken”.

[62] AKGÜNDÜZ A. -CİN H., “Türk Hukuk Tarihi”, Selçuk Ünv. Y., Konya, 1989.;

[63] UÇAR, B. vb, “Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat”; “Dernekler Hukuku”; “(TMK) Dernek-Vakıf Mevzuatı”; “Dernek-Kulüp-Vakıf (İle KOBİ vb İşletmesi) Maliye Muhasebe Vergisi”.; RUTZEN D. a.o., a.g.e. s. 28,

[64]  ÖZCAN B., “Dernekler Mevzuatı; “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi B.

[65] BIÇAK V., YAYLA A. vb, a.g.e., s. 3-4.; RUTZEN D. a.o., a.g e.

[66] T.C. Dışişleri Bakanlığı ilgili birimler ile İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Dernekler Şubesi (Dernekler Koordinasyon Kurulları Avrupa vb ülke dernekleri  Değerlendirme yazıları ve ekleri) Almanya, Avusturya, İtalya, İsviçre Dernekler mevzuatı ve tercümeleri; UÇAR B., İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Grubu 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 sayılı “Avrupa Birliğine Üye Ülkeleri İle Sair Demokratik Ülkelerde Derneklerin Kurulması, Yapılandırılması Ve Faaliyetlerine Getirilen Sınırlamalar İle Ülkemizde  bu Uygulamalardaki, Farklılıkları”  konulu resmi inceleme ve araştırma raporu.; RUTZEN D. a.o., a.g.e. s.28

[67] BIÇAK V., YAYLA A. vb, a.g.e., s. 4.

[68] T.C. Dışişleri Bakanlığı Yurtdışında Yaşayan Türkler Genel Müdür Yardımcılığı ve  İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü) Dernekler Koordinasyon Kom. Blg.; UÇAR B., İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Grubu 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp.

[69] Yaman Yaşar, Uzm. Müşv. Yrd.  Bonn. Büyükelçiliğimizden sağlanmıştır.

[70] BUCHHAMMER E. “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, Perlen Y. Seri 804, Wien-München-Zürich,  Terc: Ersoy ÖZKALDI-Sevil ÖZÇELİK EGM, (özet), Ankara, 1999.

[71] T.C. Dışişleri Bakanlığı Yurtdışında Yaşayan Türkler Genel Müdür Yardımcılığı ve  İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü) Dernekler Koordinasyon Kom. Blg..

[72] BUCHHAMMER E. “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, (özet),; UÇAR B., 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[73] BUCHHAMMER E. “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, (özet).; T.C. Dışişleri Bakanlığı Yurtdışında Yaşayan Türkler Genel Müdür Yardımcılığı ve  İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü) Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.

[74] BUCHHAMMER E. “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, (özet),; UÇAR B., 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[75] BUCHHAMMER E. “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, (özet).; T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI Yurtdışında Yaşayan Türkler Genel Müdür Yardımcılığı ve  İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü) Dernekler Koordinasyon Kom. Blg.

[76] BUCHHAMMER E. “(Avusturya) Dernekler Hukuku”, (özet).

[77] Akdeniz B. İtalya irtibat görevlisi, 1997.

[78] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[79] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[80] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[81] Altın GÜLŞEN, İsviçre Med. K. Terc., Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[82] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[83] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[84] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[85] CIMBAZ Behcet, Kopenhag Büyükelçiliği irtibat görevlisi, 1997.

[86] Söz konusu iki maddenin bir irtibat Görevlimiz Sn. Dr. Ömer GÜRULKAN’ın konu ile ilgili kendi özel ça­lışmaları sırasında yaptığı tercümelerinden yaralanılmıştır.

[87] Karadeniz Adnan uzm. müşv., Lahey Büyükelçiliği, 1997. 

[88] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR B., 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[89] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[90] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[91] T.C. Dışişleri ve  İçişleri Bakanlıkları  Dernekler Koordinasyon Komisyonu Belgeleri.; UÇAR Bilal, 19.01.2001 tarih ve 10.01/4 s. Rp. a.g.k.

[92] “Dernekler Mevzuatı”, İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi Y. Ankara, 2009.

[93] UÇAR, B. vb, “Dernekler Kanunu ve İlgili Mevzuat”; “Dernekler Hukuku”; “(TMK) Dernek-Vakıf Mevzuatı”; “Dernek-Kulüp-Vakıf (İle KOBİ vb İşletmesi) Maliye Muhasebe Vergisi”.

[94]  BIÇAK V.- YAYLA A. vb, “T.C. Dernekler Mevzuatının AB Standartlarına Uyumu Raporu”, s. 3-4.; UÇAR B., İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Grubu 19.01.2001 tarih ve 10.01/3 sayılı “Dernek Denetimlerinin, daha Etkin, Verimli ve daha çok Demokratik hale getirilmesinin yol ve yöntemleri”, konulu resmi inceleme ve araştırma raporu.

[95] RUTZEN D. a.o., a.g.e. s. 

[96] Yasa ve Yönetmelik için bkz. ÖZCAN B., “Dernekler Mevzuatı”.; İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi  “Dernekler Mevzuatı”.

[97] BIÇAK V.- YAYLA A. vb, “T.C. Dernekler Mevzuatının AB Standartlarına Uyumu Raporu”, s. 27-28.

[98] BIÇAK V,- YAYLA A. vb, “T.C. Dernekler Mevzuatının AB Standartlarına Uyumu Raporu”, s. 13; UÇAR B., İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Grubu 19.01.2001 tarih ve 10.01/3 sayılı “Dernek Denetimlerinin, daha Etkin, Verimli ve daha çok Demokratik hale getirilmesinin yol ve yöntemleri”, konulu resmi inceleme ve araştırma raporu.

[99] UÇAR B., İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Özel Denetleme Grubu 19.01.2001 tarih ve 10.01/2 sayılı “Ülkemizde Derneklerle ilgili Mevzuatın daha Demokratik hale getirilmesi için yapılması gereken düzenlemeler”, konulu resmi inceleme ve araştırma raporu.

[100] BIÇAK V.- YAYLA A. vb, “T.C. Dernekler Mevzuatının AB Standartlarına Uyumu Raporu”, s. 4

[101] Komisyon Sivil Toplum Diyaloğu Raporu, (2005)

[102] ÖZHAN Z., a.g.e.,s. 95.; RUTZEN D. a.o. a.g.e. s.28.