Kapat (x)

Değerli Yazarlarımız ve Ziyaretçilerimiz,

Ocak 1998 yılından bu yana Türkiye' nin İLK Hakemli İnternet Dergisi olan Mevzuat Dergisi yıllardır sayısız akademik araştırmaya ve makaleye yer vererek Türkiye' de bilimin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Takipçilerinin de bildiği gibi Mevzuat Dergisi bir süredir gayrifaal duruma düşmüş olup son sayısını Haziran 2013 tarihinde çıkartmıştır. Başar Mevzuat olarak yol açmış olduğumuz elektronik yayıncılık günümüzde ülkemizde önemli noktalara gelmiş olup Mevzuat Dergisi bu yönden misyonunu tamamlamıştır.

Mevzuat Dergisi 31.10.2017 tarihine kadar sadece dergi yazarlarımızın yazdıkları makalelerine erişebilmesi ve gerekli yedeklerini alabilmesi amacıyla yayında kalacak olup bu tarihten sonra yayın hayatını sonlandıracaktır.

Bu gune kadar bize gostermis oldugunuz ilgi icin tesekkur ederiz.

Mevzuat Dergisi - Iletisim: info@mevzuatdergisi.com

   YIL: 3
SAYI: 35
KASIM 2000
 

önceki

yazdır

 
Kamil GÜNGÖR
 

AVRUPA BİRLİĞİ'NİN ÜÇÜNCÜ ÜLKELERE YÖNELİK MALİ YARDIMLARI VE TÜRKİYE


            GİRİŞ
            Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan sonra Batı yanlısı politikalar ağırlık kazanmaya başlamıştır. Cumhuriyetle birlikte bu tercih, daha da güçlenerek devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bütünleşme yoluna giden Avrupa'nın içerisinde yer almak isteyen Türkiye, daha ilk oluşum yıllarında AB ile ilişki kurmuştur. Aynı zamanda bir Avrupa ülkesi olan Türkiye, 1987 yılında AB'ye tam üye olmak için başvurmuştur. Ancak bu talebi kabul edilmemiş, fakat tamamen geri de çevrilmemiştir. 

            AT'yi kuran Roma Antlaşması (R.A) her Avrupalı ülkeye AB'ye üye olabilme imkanı da vermektedir. Bu hak, "Her Avrupa devleti AB'ye üye olmak için başvuruda bulunabilir" (R.A. 237/1) şeklinde ifade edilmiştir. Aynı fıkranın sonunda ise üyeliğin oybirliğiyle olabileceği belirtilmiştir.

            Bunun dışında uygulamada ekonomik ve siyasal şart da aranmaktadır. Ekonomik şart; üye devletlerin ulaştıkları ekonomik seviyenin, bir başka üyeye yük teşkil etmeyecek şekilde olmasıdır. Siyasal şart ise AB üyesi devletlerin insan haklarına dayalı, demokratik bir rejimi benimsemesidir (BOZER s. 4.).

            Türkiye üyelik için baş vurduğu yıllarda ihracatının yüzde 40 kadarını birliğe dahil ülkelere yapıyor ve ithalatının yüzde 30'unu da bu ülkelerden sağlıyordu. Bugün ise ticaretinin yüzde 50 civarındaki bir kısmını bu ülkelerle yapmaktadır. Ancak bunda AB'nin üye sayısındaki artışın da etkisi olmuştur. Bu oranlar Türkiye'nin gerek geçmişte gerekse günümüzde bu ülkelerle ne denli sıkı ticari ilişkisinin olduğunu gösterir(ÇİVİ, s. 20).

            Türkiye ile AB ortaklığının üç dönemden (hazırlık, geçiş ve nihai dönem) oluşacağı Ankara Anlaşması'nın (A.A) 2. maddesinde belirtilmiştir. Gümrük birliğine dayanacak olan son dönemde taraflar ekonomi politikalarında uyumlaştırma sağlayacaklardır. (A.A. md. 5) Son döneme geçiş otomatik olarak gerçekleşmeyecektir. Ankara Anlaşması'nın 28. maddesi "Anlaşma'nın işleyişi Topluluğu kuran Antlaşma'dan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından üstlenilebileceğini gösterdiğinde Taraflar Türkiye'nin AB'ye katılma imkanını inceler" şeklindedir. Türkiye yükümlülüklerini yerine getirdiğinde, Avrupa Birliği'nin kapısını aralamış olacaktır. Fakat tam üyelik konusunun tarafların iradeleriyle, daha doğrusu AB'ye üye devletlerin iradeleriyle, çözüleceği anlaşılmaktadır. Çünkü Türkiye'nin iradesi zaten AB'ye katılma yönündedir. Nitekim 1.1.1995'te biten süreye rağmen, Türkiye gümrük birliğine kabul edilmemiş, üyelik 1996 yılına ertelenmiştir.

            Gümrük Birliği üyesi olmasına rağmen Türkiye hala üçüncü bir ülkedir. Fakat ortaklık anlaşması çerçevesinde AB ile özel ilişkilere sahip olan Türkiye açısından mali yardımlar önem taşımaktadır. 

            Türkiye'nin nihai amacı tam üyeliktir. Ancak bu konuda Türkiye'ye henüz yeşil ışık yanmış değildir. 16 Temmuz 1997'de Amsterdam'da yapılan Agenda 2000 For A Stranger and Wider Union (Daha Güçlü ve Daha Genişlemiş Bir Avrupa İçin Gündem 2000) toplantısında da Türkiye'ye aday ülke statüsü verilmezken, ilişkileri ancak 1990'lı yıllardan sonra (komünizmin çözülüşünden sonra) başlayan Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovenya gibi ülkeler aday ülke statüsünü kazanmışlardır. AB 21. yüzyıla kadar genişleme politikasını bu ülkelerle sınırlandırmıştır. Ayrıca diğer bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri (Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Letonya, Slovakya gibi) ile ilişkileri güçlendirme kararı almıştır.

            GENEL OLARAK MALİ YARDIMLAR
            AB'den yapılan mali yardımlar Birliğin ortak politikasını gerçekleştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Mali yardımlar esas olarak iki kaynaktan sağlanır: AB Ortak Bütçesi ve Diğer Kaynaklar. 

            Elbetteki bu kaynaklardan aslan payını ekonomisi nisbeten daha zayıf olan üye ülkeler almaktadır. Bunun amacı AB ülkelerini her alanda, (ekonomik, mali, sosyal...vs) bir birine daha uyumlu hale getirmektir.

            Bu çerçevede karşılıksız yardımların %95'i ve kredilerin %90'ı üye ülkelere verilmektedir. Karşılıksız yardımlardan geriye kalan % 5 ve kredilerden arta kalan % 10 üçüncü ülkelere (AB'ye tam üye olmayan ülkelere; mesela Türkiye gibi) verilir(BİLİCİ, s. 27).

            Avrupa Birliğinin genel bütçe dışında kalan mali araçları ile genel bütçe yardımları arasındaki en önemli fark karşılıksız olmayıp kredi şeklinde verilmesidir. Ancak bu krediler gerek faiz oranı açısından gerekse vade açısından uygun özellikler taşırlar. Kredi yardımlarının önemli kısmı Avrupa Yatırım Bankası (AYB) tarafından verilir.

            Avrupa Yatırım Bankası Roma Antlaşmasının 129 ve 130. maddeleri gereğince 1958 yılında kurulmuştur. Antlaşmaya ilave edilen bir Protokol ile Bankanın statüsü düzenlemiştir. Bağımsız bir tüzel kişiliği olup Merkezi Lüksemburg'tadır. Yönetimi AB'ye üye ülkeler tarafından yapılmakta olup; kredilerin verilmesinde söz sahibi olan Guvemorler Kurulu, üye ülkelerin maliye bakanlarından oluşmaktadır.

            Kredi verme işlemlerinin başladığı 1959 yılından 1995 yılı sonuna kadar AYB'nin kendi adına ve aracı rolünde verdiği kredilerin toplamı 190.434 milyon ECU'ye ulaşmıştır. Bu tutarın 173.607 milyon ECU'su AB içine verilmiştir (%91,2). Geriye kalan 16.826 milyon ECU ise AB dışına verilmiştir.(%8.8)

            Yardımlar bağış veya kredi şeklinde yapılabilmekte, çoğu zaman da bu iki tip yardım bir tek yardım paketinin içinde yer almaktadır. Örneğin, ülkemize verilmesi kararlaştırılan ancak henüz yürürlüğe girmeyen 4. Mali Protokol'un (600 milyon ECU) 225 milyon ECU'su AYB kaynaklarından kredi, 325 milyon ECU'sü genel bütçe kaynaklarından özel koşullu kredi, 50 milyon ECU'su ise yine genel bütçe kaynaklarından sağlanacak bağışlardan oluşmaktadır(BİLİCİ, s. 27).

            ÜYE OLMAYAN ÜLKELERE YÖNELİK MALİ YARDIMLAR
            AB, menfaat ilişkisinin olduğu bazı ülkelere veya ülke gruplarına mali yardımlar yapmaktadır. Yardım yapılan ülkeler arasında Akdeniz ve Doğu Avrupa Ülkeleri yanında Afrika'dan Latin Amerika'ya çok sayıda ülke bulunmaktadır.

            Genel Bütçeden yapılan bağışlar ve yardımlar, para veya gıda yardımı şeklinde olabilmektedir. Bunlar çeşitli ülkelere normal yardım programlan çerçevesinde veya tabi afetler büyük kazalar veya kötü hasat dönemleri gibi olaylar neticesinde verilmektedir. Bu yardımlara örnek olarak Bangladeş'teki sel basmalarında zarar görenlere yapılan 60 milyon ECU para ile buğday ve yağ yardımını verebiliriz. İkinci bir örnek de Kuzey Iraklılar için yapılan 105 milyon ECU tutarındaki para yardımıdır.

            Bir de acil yardımlar vardır. Bu yardımlar ise beklenmeyen durumların ortaya çıkması halinde yapılır. Örneğin Körfez krizinden ekonomileri olumsuz etkilenen Türkiye, Mısır, Ürdün'e kısmen bağış kısmen kredi şeklinde 500 milyon ECU yardım yapılmıştır.

            I) Akdeniz Ülkelerine Yönelik Yardımlar
            AB'nin üçüncü ülkelerle ilişkileri çerçevesinde Akdeniz ülkeleriyle 1960'lara dayanan bir ilişkisi vardır. Bu ilişkinin ticari, siyasi ve mali yönü vardır. Kısaca AB kendi yakın bölgesinde olan fakat AB ile organik bağı olmayan ülkelerle ilişkilerine özel önem vermektedir. Bu çerçevede başlayan ilişkiler 1970'li yılların ikinci yarısında Global bir Akdeniz politikasını benimseyen AB, 1990'ların başlarında bu politikalarını yeniden gözden geçirmiş, ve "Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası"nı benimsemiştir. 

            Yenilenmiş Akdeniz politikası 1992-1996 arasında 4.405 milyon ECU'lük bir mali paketi içermektedir. Bu paketin 2.030 milyon ECU'lük bölümü Akdeniz ülkeleri içerisinde yatay işbirliğini içermektedir. Bu yardım daha çok proje kredisi nitelindedir. Bir kısmı da hibedir(İTO, s.8-9).

            Yardım edilen Akdeniz Ülkeleri Türkiye, Fas, Cezayir, Tunus, Malta, Mısır, Ürdün, İsrail, Lübnan, Suriye, Eski Yugoslavya ve Güney Kıbrıs olmak üzere 12 ülke bulunur. Günümüzde Eski Yugoslavya yardım alan ülkeler arasından çıkarılmış, buna karşılık listeye Filistin Yönetimi dahil edilmiştir. Yardımlar önemli bölümü kredi, kısmen de bağış şeklinde yapılmakta olup kredilerin vadesi genellikle 15 yıldır.

            AB bu ülkeler arasında Türkiye, Malta ve Kıbrıs'la ortaklık anlaşmaları imzalamıştır. İsrail ile serbest ticaret anlaşması imzalayan AB, Akdeniz ülkesi olan Libya ve Arnavutluğu, Akdeniz Ülkeleri olmalarına rağmen, bu yardımın kapsamı dışında tutmuştur.

            AB'nin bu ülkelerle olan ilişkileri ikili anlaşmalara dayanmaktadır. Buna göre AB'nin Akdeniz ülkeleriyle mali ilişkileri kısaca aşağıdaki gibidir. 

          Cezayir: 1976'da başlayan, ilişkiler son olarak yapılan ve 350 milyon ECU milyon ECU tutarındaki mali yardımı kapsayan 20 Haziran 1991 tarihli anlaşmadır. AB ile Cezayir arasında 1978-1991 yılları arasında imzalanan dört mali protokol 1554 milyon ECU'lük yardımı kapsamaktadır (İTO, 13).

          Fas: AB'nin bu ülkeyle olan mali ilişkisi 1978 yılında başlamış ve yine bu bu ülkeyle olan ilişkilerde 1991'e kadar devam etmiş olan dört mali protokol toplam 1.091, milyon ECU'lük mali yardımı kapsamaktadır. 

          İsrail: Bu ülkeyle bir serbest ticaret anlaşması imzalayan AB, sıkı ticari ilişkilerde bulunduğu ve diğer Akdeniz ülkelerine göre daha gelişmiş olan İsrail'le yine 1978-1991 yılları arasında yaptığı dört mali protokol çerçevesinde toplam 25 milyon ECU'lük mali yardımda bulunmuştur. Buradan AB'nin İsrail'le ilişkilerinin mali alandan ziyada serbest ticaret anlaşması çerçevesinde ticari olduğu anlaşılmaktadır. 

          Lübnan: Yine 1978-1991 yılları arasında yaptığı dört mali protokol toplam 292 milyon ECU'luk bir miktarı kapsamaktadır.

          Malta: Bu ülkeyle 1978-1988 yılları arasında imzalanan üç mali protokol çerçevesinde AB bu ülkeye toplam 93.5 milyon ECU'luk mali yardımda bulunmuştur. 

          Mısır: Bu ülkeyle de AB'nin ilişkileri 1978 yılında başlamış, ve toplam dört adet mali protokol imzalanmıştır. Bölgenin nüfus açısından en büyük ülkelerinden biri olan Mısır'la AB'nin yaptığı mali anlaşmaları tutarı 1991-1996 yılını da kapsayan Dördüncü Mali Protokolle birlikte toplam 1.463 milyon ECU'yu bulmaktadır. 

          Ürdün: 1978-1991 yılları arasında toplam miktarı 461 milyon ECU'yu bulan dört mali Protokol imzalanmıştır. 

          Tunus: Toplam tutarı 742 milyon ECU olan dört adet Mali Protokol imzalanmıştır (İTO, s.11-15).

            Anlaşmalarda dikkat çekeceği gibi AB'nin Ortadoğu'da yer alan, İsrail hariç, Akdeniz ülkeleriyle hemen hemen aynı dönemde ve hepsiyle de dört mali protokolü kapsayan (Malta hariç) anlaşmalar imzalamıştır. Bu anlaşmalarda dikkat çeken bir husus da yardımların ülkelerin kalkınmışlık ve nüfus miktarı dikkate alınarak yapılmış olmasıdır.

            Yapılan anlaşmaların bir özelliği de bu mali yardımların Avrupa Yatırım Bankası öz kaynakları ve AB Bütçesi kaynaklı olmasıdır. Daha çok kredi niteliği taşıyan bu anlaşmalardaki mali yardımların bir kısmı hibedir.

            II) Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerine Yönelik Kaynaklar
            Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerine yönelik yardımların önemli kısmı kredi, geriye kalan kısmı ise bağış şeklinde yapılmaktadır. Ayrıca aynı ülkelere yardım amacıyla kurulan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın sermayesinin %51'i AB'ye aittir. Bu çeşitli yardımlar arasında koordinasyonu sağlama görevi AB Komisyonu'na verilmiştir.

            Bu yardımlar ilk kez Temmuz 1989'da Polonya ve Macaristan'a teknik yardımı içeren PHARE (Coordina ted Suport for the Restructuring of Economies of Poland and Hungary) programı ile başlamıştır.

            PHARE programı kapsamına Temmuz 1990'da Bulgaristan, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri ve Slovenya; Ocak 1991'de de Romanya dahil edilmiştir. Eylül 1991'de Arnavutluk, son olarak da Estonya, Letonya, Litvanya program kapsamına alınmıştır(BİLİCİ, s.37).

            III) Bağımsız Devletler Topluluğuna Yönelik Yardımlar
            Bu ülkelere yönelik yardımların temel amacı BDT'nin demokratikleşmesini ve pazar ekonomisine geçişini hızlandırmaktır. Bu yardımlarla BDT'nin bağımsız devletlerindeki yapısal reformlar ve modernleşme çabalarının desteklenmesidir. Bu yardımlar TACIS (Technical Assistance to the Commonwealth of Independent States) eylem programi perçevesinde verilmektedir (BİLİCİ, s.38).

            IV) Asya ve Latin Amerika Ülkelerine Yönelik Yardımlar
            Yardım yapılan Asya ülkelerine Örnek olarak Bangladeş, Hindistan, Endonezya, Pakistan, Filipinler, Sri Lanka, Tayland'ı; Latin Amerika Ülkelerine örnek olarak ise Honduras, Nikaragua, Bolivya, Kolombiya, Ekvator ve Peru'yu verebiliriz.

            V) Afrika Karayipler Pasifik (AKP) Ülkelerine Yönelik Avrupa Kalkınma Fonu (AKF)
            Avrupa Topluluğu Antlaşmasının dördüncü kısmı "Denizaşırı Ülkeler ve Topraklarla İşbirliği" başlığını taşır. Bu ülkeler AKP (Afrika Karayipler Pasifik) ülkeleri diye anılmakta olup isimleri Roma Antlaşmasının IV numaralı ekinde sayılmıştır. Sayıları günümüzde altmışı aşmıştır.

            Bu ülkeler arasında Afrika ülkelerinin büyük çoğunluğu yer alır. Karayip ve Pasifik ülkelerine örnek olarak Trinidat&Tobago, Jamaika, Bahama Adaları, Dominik, Granada, Antigua, Fiji gibi küçük ve az gelişmiş ülkeler verilebilir. Sayıları günümüzde altmışı aşmıştır. Adı geçen ülkelere mali yardımlar yapılması için AKF kurulmuştur. Fon yardımlarının önemli kısmını hibeler, geriye kalan kısmını ise krediler oluşturur.

            Fonun hibe kısmı doğrudan üye ülkeler tarafından karşılanmaktadır. Kredi kısmı ise AYB'nin ya doğrudan ya da aracı rolünde verdiği kredilerle finanse edilmektedir(BİLİCİ, s.37).

            Toplu Halde AB Dışına Yapılan Mali Yardım Miktarları
 

Ülke Grupları
1996'ya kadar
1996-2000
AKP Ülkeleri (60'i aşkın Ülke)
32.000
13.307
Orta ve Doğu Avrupa (12 Ülke)
12.027
6.692
Akdeniz Ülkeleri (12 Ülke)
11.384
4.685
BDT Ülkeleri (12 ülke)
3.898
2.734
Asya ve Latin Amerika Ülkeler
5.750
1.343

            AB'NİN MALİ YARDIMLARI ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ
            İncelememizin bu bölümü Türkiye'ye yapılan mali yardımla ilgilidir. Görülecektir ki Türkiye bu yardımlardan yeterince yararlanamamıştır.

            AB Konseyi'nde çeşitli fonlar ve Avrupa Yatırım Bankası dikkate alındığında ortaya mali yardım açısından büyük bir potansiyel çıkmaktadır. Bu imkanlardan hem AB üyeleri ve hem de üçüncü ülkeler yararlanmaktadır. 

            Türkiye'nin dış ticaretinin yarısını gerçekleştirdiği AB üyesi ülkelerle ilişkilerinin devamı ticaretin güçlenmesi ve gümrük birliğinin olumsuz etlilerinin giderilmesi için mutlaka AB Mali yardımlarına ihtiyacı vardır (BOZER, s. 220).

            Türkiye gümrük birliğine girmekle her yıl tahsil etmekte olduğu yaklaşık 2.5 milyar dolar civarında bir vergi gelirinden mahrum olmaktadır. Bu miktar günümüzde bütçe açığı sorunu olan Türkiye açısından son derece önemlidir. 

            Gümrük vergilerinde meydana gelen bu azalış, AB bütçe kaynaklarından, Akdeniz Programı ve Akdeniz Fonundan, Avrupa Yatırım Bankasından sağlanacak ve ve deklârasyonda yaklaşık 3.2 milyar dolar seviyesinde bulunan kaynaklarla, KDV'de yapılan yeni düzenlemelerle veya TBMM'nin Bütçe ve Plan Komisyonunun gündeminde bekleyen Özel Tüketim Vergisi tasarısının yasalaşmasıyla giderilebileceği düşünülmektedir.

            Ancak AB'ni yapacağı yardımları belirli bir süre ile sınırlandırmış olması, bir kısmının proje kredisi niteliğinde olması bu kaynakların kısıtlı bir süre yararlı olacağını akla getirmektedir(HEPER, s. 2).

            Ankara Anlaşması'nda hazırlık dönemi için Türkiye'ye mali yardımlar yapılması gereğini içeren hükümler  (m.3) bulunmasına rağmen, Katma Protokolde böyle net hükümler yer almamakta ve yalnız Ankara Anlaşması'nın Giriş Bölümünde Türk Ekonomisinin Topluluk ekonomisine yaklaştırılmasını teminen mali yardım yapılması gereğinden bahsedilmektedir(HDTM, s. 176).

            Ankara Anlaşmasında tam üyelik nihai bir hedef olarak tespit edilmiştir. Anlaşma'nın önsözünde ve 28. Maddesinde buna deyinilir. Buna göre;

             "Türk halkının yaşam seviyesini iyileştirme çabasına AET'nin getireceği desteğin ileride Türkiye'nin Topluluğa katılmasını kolaylaştıracağı..."  (Giriş md. 4) beyan edilmiştir.

            6 Mart 1995 tarihinde Brüksel'de yapılan 36. Dönem Türkiye AB Ortaklık Konseyi Toplantısı'nda kabul edilen üç belgeden birisi de Mali işbirliğinin yeniden başlatılmasına ilişkin Topluluk deklarasyonuna ilişkindir(COŞKUN s. 78).

            Esasen Katma Protokol'ün amir hükümlerine dayanan ve mali protokoller çerçevesinde yürütülmeye çalışılan bu ilişki Yunanistan'ın AB'ye üye olmasından beri (1981) işletilememektedir. Altı Martta AB'nin yayınladığı deklârasyon işte bu mali işbirliğinin canlandırılmasına yöneliktir. Ancak hala yürürlüğe konamamıştır.

            Bu deklarasyon iki bölümden oluşmaktadır. Birincisi 2.2 milyar dolar tutarındaki daha çok proje kredisi niteliğindeki mali yardımlardır. (Bu yardımlar AYB Akdeniz Fonu, Komisyonun çeşitli kaynaklarından sağlanacaktır. Beş yıl içinde verilmesi düşünülen bu kredilerin hayatiyete geçirilmesi Türkiye'nin proje üretmesine (ve elbette ki AB üyesi ülkelerin iznine ) bağlıdır. 

            İkinci bölümde ise makro ekonomik yardımlar başlığı altında bir düzenleme vardır. Herhangi bir rakam içermeyen bu düzenleme ekonomide yapısal sorunlar ortaya çıkarsa harekete geçirilecektir(DUNA, s, 46).

            MALİ PROTOKOLLER
            AB şimdiye kadar üç mali protokol ve bir tamamlayıcı protokol çerçevesinde verdiği ödünçlerle Türk ekonomisinin ekonomik kalkınmasına finansman sağlamıştır. Ancak bu protokollerle verilen miktar, artan ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. Ayrıca 19-06-1981 tarihinde parafe edilmesine rağmen, henüz yürürlüğe girmeyen dördüncü protokol de vardır(1) (KARLUK, s. 321).

            Birinci Mali Protokol
            Hazırlık dönemi Türk ekonomisini güçlendirmeye yönelik bir uygulamadır. AB ülkeleri Türkiye'ye karşı tek taraflı ödünler verecek ve mali yardımlarda bulunacaktı. Tek taraflı ödünler o dönemde Türkiye'nin başlıca ihraç ürünlerine yönelik olarak gümrük indirimlerini öngörüyordu. 

            Birinci Mali Protokol, Ankara Anlaşmasına ek olarak 12-10-1963'te imzalanmıştır. 1964-1967 yılları için Türkiye'ye 175 milyon ECU tutarında kredi açılmış ve 1969 yılına kadar kredinin tamamı kullandırılmıştır. Avrupa Yatırım Bankası aracılığıyla verilen bu krediler Keban Barajı ve Birinci Boğaz Köprüsü'nün finansmanında kullanılmıştır(ÇİVİ s.21).

            Kredinin ödemesiz dönemi 7 yıl, faiz oranı altyapı hizmetlerinde yüzde 3, diğer projelerde yüzde 4.5'tir. Beş yıllık süreyle 35 milyon ECU'luk dilimlerle kullandırılan bu kredilerin 145 milyon ECU'luk kısmı kamu, 30 milyon ECU'su özel sektör tarafından kullanılmıştır(KARLUK, 322).

            İkinci Mali Protokol
            23-11-1970 tarihinde Katma Protokolle birlikte imzalanmış ve 1-1-1973'ten itibaren Katma Protokolle birlikte yürürlüğe girmiştir. 220 milyon ECU'lük kredinin 195 milyon ECU'su Topluluk üyelerinden 25 milyon ECU'su Avrupa Yatırım Bankasının öz kaynaklarındandır. Daha sonra 47 milyon ECU'lük tamamlayıcı bir protokol imzalanmıştır. Bu tamamlayıcı Protokol İngiltere, İrlanda ve Danimarka'nın Topluluğa tam üye olmasından dolayı bu ülkelerin ikinci mali protokole katkılarından oluşmaktadır. Ancak yürürlüğe girmesi biraz gecikmiştir.

            Alt yapı projelerine ayrılan ikinci mali protokol, otuz yıl içinde sekiz yıl ödemesiz ve yüzde 2.5faizli olarak düzenlenmiştir. 195 milyon ECU'lük kısım için geçerli olan 175 milyon ECU'luk kısmı kamu 20 milyon ECU'sü ise özel sektörce kullanılmıştır. Geriye kalan 25 milyon ECU''lük kredi de özel sektör tarafından kullanılmıştır(KARLUK, s. 322). Katma Protokolle birlikte imzalanan ikinci mali protokol, Aralık 1982 tarihi itibariyle tamamen kullandırılmıştır(HDTM, s.174).

            Görüldüğü gibi Katma Protokol çerçevesinde düzenlenen bu Protokol'de Katma Protokol'ün karşılıklı yükümlülük öngörmesine rağmen, uzun vadeli ve düşük faizlidir.

            Üçüncü Mali Protokol
            Bu Protokol 12-5-1977 tarihinde imzalanmış ve 1-5-1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 310 milyon ECU tutarındaki miktarın 220 milyon ECU'lük kısmı Topluluk üyelerinden ve 90 milyon ECU'sü Avrupa Yatırım Bankası'ndan sağlanmıştır. 31-11-1981 tarihine kadar kullandırılacak olan bu krediler kırk yıl vadelidir. On yıl ödemesiz ve yüzde 2.5 faizli olan bu kredilerin tamamı kamu yatırımlarına tahsis edilmiştir. 220 milyon ECU için geçerli olan bu miktar, kalan 90 milyon ECU'lük banka kaynakları için geçerli değildir. Çünkü bu krediler özel sektöre tahsis edilmiştir. Vade ve faizi piyasa şartlarına göre sonradan belirlenecektir(KARLUK s, 322).

            Konsey bu dönemde Türkiye'ye ekonomik ve teknik işbirliğinin desteklenmesi için 75 milyon ECU'lük bir hibe verilmesini kararlaştırmıştır. Daha sonra (30-6-1980) Ortaklık Konseyi Toplantısı'nda Türkiye'ye beş yıllık bir dönem için 600 milyon ECU'lük bir yeni protokol, (Dördüncü mali Protokol) imzalanmıştır. 225 milyon ECU'sü Avrupa Yatırım Bankası ve 375 milyon ECU'sü Topluluk bütçesinden sağlanacak olan bu kredinin 50 milyon ECU'sü hibe niteliğindedir. Bu yardımın 375 milyon ECU'sü on yıl ödemesiz olmak üzere kırk yılda ve yüzde 1 faizli olarak verilmektedir. Avrupa Yatırım Bankası kaynaklı 225 milyon ECU ise normal kredi niteliğindedir ve piyasa şartlarında değerlendirilecektir. Ancak bu protokol henüz yürürlüğe girmemiştir. Çünkü, 1981 yılında AB'ye üye olan Yunanistan'ın engellemeleriyle karşı karşıyadır.

            Toplam Mali Yardım
            Türkiye AB'den 1963-1993 arasında toplam 827 milyon ECU tutarında mali yardım sağlamıştır. Bunun 752 milyon ECU'lük kısmı Avrupa Yatırım Bankası'ndan 75 milyon ECU'lük kısmı da AB bütçesinden karşılanmıştır. 752 Milyon ECU'nün % 33'ü sanayi ve tarım, yüzde 52'si enerji ve yüzde 14'ü altyapı-ulaştırma sektörüne gitmiştir*(KARLUK s.321).

            Buna karşılık AB yalnızca 1989-1993 arasında AB üyesi olan İspanya'ya 11.8, Portekiz'e 6.3 Yunanistan'a 5.9 milyar ECU'lük kaynak aktarılmıştır. Ayrıca gümrük birliği gibi bir bağlantısı olmayan Cezayir, Fas, Mısır gibi ülkelere sadece 1978-1-86 döneminde 850 milyon ECU ile 1450 milyon ECU tutarında yardım yapmıştır.

            Katılma sonrasından itibaren 1992 yılına kadar Yunanistan'a 28.6 milyar, İspanya'ya 42.5 milyar ve Portekiz'e 14.2 milyar ECU'lük kaynak aktarılmıştır. Tam üyelik öncesi Yine bu ülkelerden Yunanistan'a 2.4 milyar, İspanya'ya 1.6 milyar ve Portekiz'e 1.3 milyar ECU tutarında kredi açılmıştır. Ayrıca 1989-1993 arasında yapısal fonlardan İspanya'ya 11.8 Portekiz'e 6.3 ve Yunanistan'a 5.9 milyar ECU tutarında ödemede bulunulması kararlaştırılmıştır(KARLUK, s. 327). Bu bakımdan Türkiye'ye sağlanan mali yardımların çok düşük seviyede olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz(DUNA, s.13).

            Özellikle katıldıkları dönemde göreceli olarak daha az gelişmiş olan bu üç AB ülkesinden Yunanistan yardım/nüfus kriteri açısından en fazla payı almıştır. İkinci Portekiz ve üçüncü İspanya'dır Burada dikkat çeken bir husus da AB'nin yine bu ülkeler arasında yardımı oransal açıdan en az gelişmişinden daha fazla gelişmişe doğru yaptığıdır. (Yunanistan da kişi başına 4.23, Portekiz'de 2.14ve İspanya'da 1.40 ECU'dur)

            Rakamlara bakıldığında Türkiye'ye yapılan mali yardımın bu ülkelerle özellikle üyelik öncesi benzer ekonomik yapıya sahip olduğu da dikkate alınırsa, karşılaştırma yapmak anlamsız olmaktadır. Türkiye'ye yapılan yardım, herhangi bir üçüncü ülkeye yapılan yardım nisbetinde veya daha azdır. Türkiye ekonomisinin bu kadar düşük bir yardım alması ekonomisinin ihtiyacından kaynaklanmamaktadır. Tam üye olma politikasını devam ettiren Türkiye için bu mali yardımlar ancak siyaseten, AB ile ilişkilerin devamı açısından, bir önem taşıyabilir. 

            Buradan tam üye olmanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Türkiye 1996 yılı başından itibaren GB'ye girmekle tam üye olabilmek için bir adım daha attığını düşünmektedir. Ancak, yukarıda da değinildiği gibi, Türkiye ile AB arasında imzalanan anlaşmalarda böyle bir sonucu öngören düzenleme yoktur.

            Gümrük birliği sonrası (yapılması taahhüt edilen) yardımlar gümrük birliğine Türkiye'nin gümrük birliği çerçevesinde, gümrük indirimleri nedeniyle uğradığı mali kayıpları karşılamaya yöneliktir. Ancak şimdiye kadar (gümrük birliği öncesi) verilmiş olan mali yardımlar Türkiye'nin bu kayıplarını karşılamaktan çok uzaktır. Gümrük birliği sonrası için taahhüt edilen mali yardımlar ise hayata geçirilememiştir(HEPER, s. 3).

            Toplu Halde Türkiye'ye Yapılan Mali Yardımlar
 
Protokoller
İmza Tarihi
Dönem
AYB Özkaynakları
Özel Şartlı Krediler
Hibe
Toplam
I. Mali Protokol
12-09-1963
1964-69
-
175
-
175
II. Mali Protokol
23-11-1970
1971-77
25
195
-
220
Tamamlayıcı Prokol
30-06-1973
1971-77
-
47
-
47
III. Mali Protokol
12-05-1977
1979-81
90
220
-
310
Özel İşbirliği Fonu
30-06-1980
1980-82
-
-
75
75
Toplam
   
115
637
 
827
IV. Mali Protokol
19-06-1981 1982-86 
 
225
325
 
600
Toplam
   
340
962
 
1427

            AVRUPA BİRLİĞİ MALİ YARDIMLARININ TÜRKİYE AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
            1.1.1996 tarihi itibariyle başlatılan Türkiye AB gümrük birliği de alışılanın dışında bir tarzda gerçekleşmiştir.(2) AB gümrük birliğine gittiği tüm ülkeleri birliğin gerçekleşmesinden önce tam üye olmuşlardır. Bu olay AB'nin mali araçlarından yararlanma imkanı verdiği için özellikle ekonomisi daha zayıf olan ülkelerin maruz kaldıkları sorunların üstesinden gelmelerine yardımcı olmuştur. 

            Türkiye, grubu içindeki Mısır Fas, Cezayir gibi ülkelerin de gerisine düşmüştür. Üstelik, Türkiye'ye verilen yardımların çok önemli kısmı kredilerden oluşmakta iken, bu ülkelerin istifade ettikleri yardımlar içinde bağış oranı daha yüksektir. (BİLİCİ, s. 39)

            1990 yılına kadar sağladıkları mali yardım miktar sıfır olan Rusya, Polonya, Macaristan, Romanya gibi ülkelerde günümüzde Türkiye'nin önüne geçmişlerdir. Bu ülkeler bir kaç yıl içinde Türkiye'nin 35 yıl boyunca aldığı yardımlardan daha fazla destek sağlamışlardır. Günümüzde bu ülkelerin her birinin sağladığı mali yardım miktar 2 milyar ECU civarındadır.

            Öte yandan Avrupa Parlamentosu 19 Eylül 1996'da yaptığı bir toplantıda Türkiye içindeki demokratik olmayan uygulamaları ve Yunanistan'la olan sürtüşmelerini öne sürerek yapılacak mali yardımları durdurma kararı almıştır. 319 kabul, 20 red ve 23 çekimser oyla alınan bu karar AB'nin Türkiye'ye karşı tutumunu ortaya koymak açısından önemlidir(BALKIR, s.49).

            AB'nin temel ilkelerinden bir tanesi eşit şartlar altında rekabeti; diğeri ise Birliğin tüm bölgelerinin dengeli bir şekilde kalkınmasını öngörür. Eşit şartlar altında rekabet ve dengeli kalkınma ilkeleri, üye ülkeler arasında olduğu kadar üye ülkelerle AB'nin gümrük birliğine gittiği ülkeler arasında da geçerli olmalıdır.

            Bu durum Türk Sanayini haksız rekabete maruz bırakmıştır ve bırakmaya devam edecektir. Türkiye'nin gümrük birliği deneyiminden başarı ile çıkabilmesi için Türkiye aleyhine olan mali yardım dengesizliğinin düzeltilmesi gereklidir. Hiç olmazsa 5 yıl için önemli kısmı kredilerden oluşan 2,5 milyar ECU'nün aktarılması gerekir. Bu dengenin sağlanamaması AB'nin eşit şartlar altında rekabet kuralına aykırılık teşkil edecek ve Türkiye'nin işini zorlaştıracaktır. Yardımların dengeli bir şekilde yapılmaması durumunda Birlik üyesi devletlerin ve işletmelerinin Türk devleti ve işletmeleri karşısında haksız rekabeti söz konusu olacaktır. Bu da AB'nin hangi şekil altında olursa olsun bazı ürünlerin veya bazı işletmelerin desteklenerek serbest rekabetin tehdit edilmesine veya bozulmasına yol açan yardımları yasaklayan temel prensibine aykırılık teşkil edecektir.

            Diğer taraftan, yardımların yeterli ölçüde yapılmaması durumunda, Türk sanayi büyük bir tahribata uğrayacak, etkinin diğer sektörlere de yansımasıyla ülkede ciddi bir üretim ve istihdam kaybı ortaya çıkacaktır. Ayrıca, bütün uyum maliyetini Türkiye kendi başına üstlenmeye kalktığında Türk Hükümeti ekonomik dengeyi sağlayabilmek için bazı hoş olmayan iç tedbirlere başvurmak zorunda kalabilecektir. Bu tedbirler TL'nin devalüasyonu, vergi yükünün ciddi ölçüde artırılması veya Katma Protokol'un 60/1.* maddesinin işletilmesi gibi yollarla tüketimi kısmayı amaçlayan tedbirler olabilecektir(BİLİCİ, s. 40).

            AB'nin mali yardımlar konusunda üzerine düşen vazifeyi yerine getirdiği söylenemez. Türkiye mali yardımların hem yeterli düzeyde olmaması hem de gümrük birliği ile birlikte kalkan vergilerin etkisiyle bütçe açıklarının artma eğilimi yükselmektedir. Zaten hemen hemen hiç denk bağlanamayan bütçeye kamu gelirlerinin de bu vesileyle azalması sonucunda açık daha da artacaktır.

            Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin gerçekleşmesi halinde mali yardımlardan yararlanması kolaylaşacaktır. Bu şekilde Türkiye mali yardım(3) mekanizmaları içindeki yerini alacak ve mevcut çarpıklık ortadan kaldırılmış olacaktır. Ancak Türkiye'nin orta vadede AB'ye tam üye olma ihtimali zayıftır. Aslında böyle bir imkan uzun vadede de gözükmemektedir. Çünkü nüfusu hızla artan bir Türkiye gelecekte AB Parlamentosunda en fazla milletvekiline sahip olacak ve AB'nin yönetiminde ağırlıklı söz sahibi olabilecektir.

            Ayrıca AB sisteminde nisbeten az gelişmiş olan üye ülkelere AB bütçesinden "kişi başına gelir düzeyi ve nüfus miktarına göre" mali yardım yapılmaktadır. Bugün nisbeten az gelişmiş olan Yunanistan'ın yıllık ortalama beş milyar dolar yardım aldığı dikkate alınırsa Türkiye'ye yıllık 125 milyar dolar yardım yapılması gerekmektedir ki bu rakamın Türkiye'ye verilmesinin imkanı yoktur. Çünkü bu rakam AB'nin bütçesini götürecek düzeydedir. Üstelik AB GB ile ekonomik alanda istediği imkanları elde etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla kendi çıkarına hizmet etmeyecek olan böyle bir üyeliği hiçbir zaman kabul etmeyecektir (MANİSALI, s. 15).

            Dolayısıyla AB mali yardımlarından fiilen yararlanamayan Türkiye için bu sorunun çözümü vergi reformu çerçevesinde görülmektedir. Hem kamu gelirlerini sağlam kaynaklardan temin etmek, hem de gümrük birliği ile kaybolan gelirleri telafi edebilmek, artık kronik bir hal almış olan bütçe açığını azaltabilmek için kayıt dışı vergiyi de kavrayacak yeni bir vergi düzenlemesiyle aşılabilir (HEPER, s. 3)

            Daha çok, gelir ve kurumlar vergisinde bir düzenleme kayıt dışılığa bir çözüm getirebilir. Vergi oranlarını artırarak değil, azaltarak bir çözüm ortaya konulabileceği, böylece daha geniş bir tabanın vergilendirilebileceği, gerek tarihi (Haldun Laffer Etkisi) ve gerekse günümüzde (Arz Yönlü İktisat) bir realite olarak kendini gösterir. Nitekim 4369(4) Sayılı yeni düzenleme bu amaca (kayıt dışılığın kavranılması ve vergi indirimleri) ve vergi oranlarında bir azaltmaya gitmiştir.

            Bunun dışında Altı Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi Kararları çerçevesinde KDV'de değişiklik yapılacak tütün, alkollü mamuller, yağ, oyun kağıtları, röntgen filmi üzerinden alınan ek verginin kaldırılması ve Özel Tüketim Vergisine geçilmesi öngörülmektedir. Böylece kaybedilen gelirlerin bir kısmının tahsil edilebileceği düşünülmektedir. Ancak ÖTV hala yasalaşmamış, vergi kayıpları, KDV ve ek vergi oranları artırılarak çözülmeye çalışılmıştır.

          KAYNAKÇA

            AT ve Türkiye TC Başbakanlık HDTM  II. Baskı, AT Koordinasyon Genel Müdürlüğü, Ankara 1993.
Avrupa Birliği-Türkiye İlişkileri, Gümrük Birliği Sonrası Ortaya Çıkacak Gelişmeler, ESO Dergisi, Kasım-Aralık 1995.

            BALKIR, Canan. Türkiye AB İlişkileri İktisat Dergisi sayı:375, Ocak 1998.

            BİLİCİ, Nurettin. Avrupa Toplulukları Bütçesi, Diğer Mali Araçları ve Türkiye, Asomedya Haziran 1997.

            BOZER Ali. AB'de Son Gelişmeler ve Türkiye-AB İlişkileri, M.Ü AT Enstitüsü  Avrupa Araştırmaları Dergisi, cilt:3 sayı:1-2  1993/1994.

            COŞKUN, İsa. Türkiye AB İlişkileri ve 6 Mart 1995 Ortaklık Konseyi Kararları, Vergi Dünyası, sayı: 166, Haziran 1995.

            ÇİVİ, Halil. Avrupa Birliği ve Türkiye-AB İlişkileri, Türk Kamu İşletmeleri Birliği Bülteni, yıl:3, Sayı 10Aralık 1997.

            DUNA, Cem. Türkiye-AB İlişkileri ve Gümrük Birliği, Bankacılar, Haziran 1996.

            DURA, Cihan. Türkiye-AB İlişkileri, Erciyes Ün. İİBF Dergisi, 1995-1997.

            ERİŞ, Meral Gezgin. Türkiye'nin Gümrük Birliği Macerası, Egevizyon.

            GB'ye ilişkin 1996 Yılında Yapılan Vergisel Düzenlemeler Yaklaşım Yıl:5 sayı:49 Ocak 1997. 

            HEPER Fethi. Gümrük Birliğine Geçerken Vergileme, ESO Bülteni Kasım-Aralık 1995.

            KARLUK, Rıdvan. AB ve Türkiye II. Baskı, Eskişehir 1994 BETA AŞ,

            KARLUK, Rıdvan. Türkiye Ekonomisi, BETA Basın Dağıtım,5. Baskı, İstanbul 1997.

            MANİSALI, Erol. Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Dönem, İSO Dergisi Şubat 1998.

            ÜSTÜNKAYA, Feza. AB'nin Bölgesel Yardım Projeleri Akdeniz Programı (MEDA) 1995-1996, T.C Hazine Müsteşarlığı Araştırma ve İnceleme Dizisi: 6, Ekim 1996.

            (1) Ayrıca bunların dışında gümrük birliğine girmesinden sonra beş Türkiye'nin mali kaybının bir kısmını karşılamak için verilmesi taahhüt edilen 2.5 milyon ECU'yu (1999 yılı başından itibaren EURO oldu) ve Yunanistan engeli aşıla-rak 1997 yılı bütçe tasarısına konan,ancak bu sefer de Avrupa Parlamentosu engeline takılan 53 milyon ECU tutarın-daki yardımı da eklemek gerekmektedir. 

            (2) AB bunun dışında San Marino ve Andorra ile gümrük birliğini gerçekleştirmiştir. Fakat bunlar minyatür devletlerdir ve zaten varolan durum yasallaştırılmıştır.

                (3) Bu fıkranın içeriği şöyledir: Türk ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış mali istikrarını tehlikeye düşürecek ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Türkiye'nin bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, Türkiye gerekli tedbirlerini alır. Bu tedbirler ve bunların uygulama usülleri Ortaklık Konseyine geciktirmeksizin bildirilir.

                (4) Bu yasa bugün için başarısız olmuş gözükmekte ve yeniden gözden geçirilmesi gereği üzerinde durulmaktadır. Ancak bu konu ayrı bir tartışma ve inceleme konusudur.