Kapat (x)

Değerli Yazarlarımız ve Ziyaretçilerimiz,

Ocak 1998 yılından bu yana Türkiye' nin İLK Hakemli İnternet Dergisi olan Mevzuat Dergisi yıllardır sayısız akademik araştırmaya ve makaleye yer vererek Türkiye' de bilimin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Takipçilerinin de bildiği gibi Mevzuat Dergisi bir süredir gayrifaal duruma düşmüş olup son sayısını Haziran 2013 tarihinde çıkartmıştır. Başar Mevzuat olarak yol açmış olduğumuz elektronik yayıncılık günümüzde ülkemizde önemli noktalara gelmiş olup Mevzuat Dergisi bu yönden misyonunu tamamlamıştır.

Mevzuat Dergisi 31.10.2017 tarihine kadar sadece dergi yazarlarımızın yazdıkları makalelerine erişebilmesi ve gerekli yedeklerini alabilmesi amacıyla yayında kalacak olup bu tarihten sonra yayın hayatını sonlandıracaktır.

Bu gune kadar bize gostermis oldugunuz ilgi icin tesekkur ederiz.

Mevzuat Dergisi - Iletisim: info@mevzuatdergisi.com

Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: D:\www\mevzuatdergisi.com\resimler\mevzuatdergisi1.gif

 

 YIL: 16

SAYI: 181

Ocak 2013

 

 

Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: D:\www\mevzuatdergisi.com\resimler\soladogru.gifönceki

Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: Description: D:\www\mevzuatdergisi.com\resimler\yazicisembol.gifyazdır

 

 

 Dr. Burak Hamza ERYİĞİT

 

                                                                  

YEREL MAL ve HİZMETLERİN KAPSAMINDAKİ DEĞİŞMENİN İKTİSADİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


ÖZET

 

Kamusal mal ve hizmetler ile yerel kamusal mal ve hizmetlerin tanımı, anlamı ve içeriği; liberal iktisadın kendi içinde yaşamış olduğu kırılma, kriz ve çözümlemelere göre sürekli bir değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Bu makalede liberal iktisadın kendi içerisinde yaşamış olduğu kırılma, kriz ve çözümlemelerin kamusal mal ve hizmetler ile yerel kamusal mal ve hizmetlerin uhdesini nasıl değişime uğrattığı ele alınacaktır. Bu kapsamda ilk olarak yerel yönetimler irdelenecek ve sonra liberal iktisadın kendi içerisinde yaşadığı krizlerin kamusal mal ve hizmeti dolayısı ile yerel kamusal mal ve hizmeti içerik olarak tabi tuttuğu değişim, tarihsel süreçler içerisinde değerlendirilip, sosyal faydası yüksek olan yerel kamusal mal ve hizmetlerin nasıl ve kim tarafından üretilmesi gerektiği tartışılarak çalışma tamamlanacaktır. 

 

Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, Kamusal Mal ve Hizmet, Yerel Mal ve Hizmet.

 

THE EVALUATION OF CHANGE IN LOCAL GOODS AND SERVICES IN TERMS OF ECONOMICS

 

ABSTRACT

 

The definition, meaning and content of public goods and services and local public goods and services expose to constant change and transformation according to the breakings, crisis and analytics experienced by liberal economy. In this study, it is analyzed how the breakings, crises and analytics experienced by liberal economy change the extent of the public goods and services and the local public goods and services. In this context, local governments will be examined first, and then the effect of crises experienced by liberal economy on both public goods and services and local public goods and services is evaluated in historical process. Finally, it is discussed how and by whom the production of local public goods and services which have high social benefit should be realized.

 

Keywords: Local Government, Public Goods and Services, Local Goods and Services  

  

1. GİRİŞ

İnsanoğlu, dünya üzerinde sürekli mutlu bir şekilde yaşayabilme çabası içinde olmuştur. İnsanlığın mutluluğu ise ihtiyaçlarının karşılanması ölçüsünde mümkün olabilmiştir. İnsanların en önemli ihtiyaçlarından birisi de birlikte yaşama isteğidir. Birlikte yaşama isteği, zaman içinde modern devlet yapılarının ve modern şehirlerin doğmasına kadar birçok evreden geçmiştir. Fakat, insanlık için değişmeyen bir şey vardır ki o da, ister şehirde yaşasın, ister kırsalda; ister modern zamanda, ister en eski çağlarda; birlikte yaşamaktan doğan ortak mal ve ihtiyaçlara gereksinme duymasıdır. Bu gereksinmeleri karşılayan mal ve hizmetler, literatürde “kamusal mal ve hizmetler”, “sosyal mal ve hizmetler”, “kolektif mal ve hizmetler” gibi isimlerle anılmıştır. Bu malları ve hizmetleri üreten organizasyonlar içinde, insanlığın geliştirdiği kuruluşlardan biri de yerinden yönetim kuruluşlarıdır.

 

Üretim bölüşüm ilişkilerini ifade eden ekonomik sistemin geleneksel yaklaşımlardan kurtulup modern bir çehre kazanması, yaklaşık iki yüz elli yıllık bir geçmişe sahiptir. Ortak mal ve hizmetlerin neler olduğu, ortak olmayan mal ve hizmetlerin neler olduğu, bu mal ve hizmetlerin nasıl ve kimler tarafından hangi üretim araçları kullanılarak meydana getirileceği gibi soruların cevapları zaman içinde sürekli değişik şekillerde cevaplanmıştır. Biz bu makalede insanların birlikte yaşamaktan kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için oluşturulmuş organizasyonlardan biri olan yerel yönetimleri tanımladıktan sonra, yerel yönetimlerin ürettikleri mal ve hizmetlerin kapsamında iktisadi ve siyasi değişimlere göre nasıl bir dönüşüm yaşandığı üzerinde duracağız.

 

2. YEREL YÖNETİMLER

Bugünkü hukuki niteliklerine ve etkinliklerine sahip olmasalar da, yerel yönetimler ilk kez merkezi otoritenin yetkilerinden bir kısmının bazı yerel otoritelere devredilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yerel yönetim anlayışını Antik Site’ye ve Roma Municipesi’ne kadar götürmek mümkündür (Nadaroğlu,1994: 17). Antik çağda, kendi kendini yöneten, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insanların oluşturduğu en küçük demoratik yönetsel birim kabul edilen “site” Roma İmparatorluğu döneminde yönetsel özerklikten yararlanan “municipe” ve Antik Yunan’da toplumsal yaşamın en gelişmiş örgütlenme biçimi olarak kabul edilen polis günümüzdeki anlamı ile mahalli idarelerin ortaya çıktıkları örnekler olarak kabul edilmektedir (Tortop ve Diğerleri, 2006: 2).

Bilim adamları, merkezi yönetimin yanı sıra yerel yönetimlerin kurulmasına da ihtiyaç duyulmasının nedenlerini değişik şekillerde açıklamışlardır. Örneğin, Soysal tarafından ileri sürülen bir görüşe göre, “bir yerel yönetim birimi meydana getirmek, ille de rasyonel bir birim meydana getirmek anlamına gelmez. Yerel yönetimlerin gerisinde ya gelenek ya da bir inanç yatar. Bir yerel yönetim ya eskiden var olduğu için vardır; ya da demokrasi inancı bakımından bir işlevi, bir görevi olduğu için ayaktadır”. Bu yöndeki benzer bir görüş de, Şenatalar tarafından “yerel yönetimlerin yapısı teknik ekonomik bir analize göre değil, tarihsel politik gelenekler ve koşullar sonucu şekillenmektedir” biçiminde ifade edilmektedir. Aynı konuda İngiliz yazarı Dilys M. Hill şu görüşleri ileri sürmektedir: Yerel yönetim deyimi ile belirli sınırları olan yerel birimler, tüzel kişilik, kurumsal bir yapı, genel ve özel statülerle konulmuş bir etki, görevler, mali ve idari özerklik anlatılmak istenir (Nadaroğlu, 1994: 17).

 

Yerel yönetimleri tanımlayabilmek için yerinden yönetim kavramının iyi anlaşılması gerekmektedir. Yerinden yönetim kısaca, yerel nitelikteki kamusal hizmetlerin devletin tüzel kişiliği dışındaki kamu tüzel kişilerince gerçekleştirilmesi için kamu yönetimiyle ilgili kararların, devlet tüzel kişiliğinin dışında, ayrı bir tüzel kişiliğe sahip bu kuruluşların idarecileri tarafından alınabilmesi sistemine denir. (Türkoğlu, 2007: 10) Yönetsel yerinden yönetim, yerel ortak hizmetlerin, gerekli yasal, mali, yönetsel ve siyasal yetkilerle donatılmış, merkezden özerk yerel yönetim kuruluşları eliyle ya da diğer yöntemlerle görülmesidir (Gül, 2008: 96).

 

Yerel yönetimler devlet sınırları içinde yerleşmiş irili ufaklı insan topluluklarının (köy, kasaba, kent vb.) ortak ve yerel nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla, belli bir hukuk düzeni içinde oluşturulmuş anayasal özerk kuruluşlardır. (Nadaroğlu,1994: 3) Bu kurumları daha derinlemesine ele alacak olursak yerel yönetim, belirli bir coğrafi alanda (kent, köy, il, vb.) yaşayan yerel topluluğun bireylerine, bir arada yaşamak nedeniyle kendilerini en çok ilgilendiren konularda hizmet üretmek amacı ile kurulan, karar organları (kimi durumlarda yürütme organları) yerel toplulukça seçilerek göreve getirilen, yasalarla belirlenmiş görevlere, yetkilere, özel gelirlere, bütçeye ve personele sahip, merkezî yönetimle olan ilişkilerinde idarî özerklikten yararlanan kamu tüzel kişisidir (TODAİE, 1992: 1-2). Dünyada çeşitli uygulamalarıyla birlikte eyalet, kanton, bölge, köy, belediye ve il özel idareleri gibi yerel yönetimler mahalli nitelikteki birçok hizmetlerin görülmesini sağlayan ve demokratik hayatın gelişmesinde önemli rolü olan yönetim birimleridir. Bu yönetimler, belirli bir coğrafi alanda oturan halka, komşuca yaşamalarından doğan çeşitli konularda, merkezi yönetimin etkisinden uzak kararlar almak ve bunları uygulamak hususunda tanınan özerklik sonucu doğmuşlardır (Türkoğlu, 2007: 7).  

 

3. KAMUSAL MAL ve HİZMET KAVRAMI

Toplumsal yaşamın zorunlu gereksinimlerini karşılayan hizmetler, nitelikleri gereği kamu hizmeti olarak görülmüştür (Yücel, 2005: 73). Kamusal mal ve hizmet, devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altında genel, kolektif ihtiyaçları karşılamak, kamu yararını sağlamak için kamuya sunulmuş olan devamlı ve muntazam faaliyetlerdir (Canpolat, 1998: 6). Fakat ekonomik, teknolojik, siyasal ve sosyal süreçler kamusal mal ve hizmet kavramının kapsamını sürekli bir değişime tabi tutmuştur.

 

3.1. Tam Kamusal Mal ve Hizmetler

Özel ekonomi ile kamu ekonomisini birbirinden ayırt eden özelliğin, bu iki ekonomiden her birinin tüketicilere temin ettikleri mal ve hizmetler tarafından belirlendiği söylenebilir (Nadaroğlu, 1981:23-24). Kamusal mallar kavramı ilk kez çağdaş anlamda Samuelson tarafından tanımlanmıştır. Samuelson’un tanımına göre kamusal mal ve hizmetler, toplumda bireylerden herhangi birisinin tüketimi nedeniyle, diğerlerinin aynı malı tüketme olanağında, herhangi bir azalışın olmadığı; birlikte ve eşit olarak tüketilen mal ve hizmetlerdir. Samuelson’un bu tanımı, savunma hizmetleri ve deniz feneri gibi mal ve hizmetlere tam olarak uymaktadır (Şener, 1996: 48).

Bazı mal ve hizmetler sahip oldukları bazı özellikler gereği bölünebilirler; diğer bazıları ise bölünemezler. Bölünebilme ve bölünememe, özellikleri mal ve hizmetlerin sınıflandırılmasında kullanılan temel özelliklerden bir tanesidir. Burada bölünebilme ve bölünememe kavramlarından anlaşılması gereken söz konusu mal ve hizmetin faydasının o mal ve hizmetten yararlananlar arasında bölünüp bölünememesidir. Fiyatlama mekanizması sayesinde bazı mal ve hizmetlerin faydaları bireyler arasında bölünebilmektedir. Bölünebilen, yani sağladığı fayda bireylere ayrı ayrı dağıtılabilen mallar (özel mal) özel ekonomi tarafından üretilir. Bunun tipik örneği ekmektir. Oysa, bazı mal ve hizmetlerin sağladıkları faydanın bireylere dağıtılması mümkün değildir. Bunlar, bireylerin değil, ancak toplumun kullanımına sunulabilir. Bu tür mal ve hizmetler de kamu ekonomisi tarafından üretilir. Milli savunma hizmetleri buna örnek olarak verilebilir. Literatürde pür kamu malları adı da verilen bu tür malları, R. Musgrave sosyal mal olarak isimlendirmektedir (Nadaroğlu, 1981: 24; Vural, 2007: 7). Ortak mal ve hizmet, kamusal mal, toplumsal mal, kolektif mal ve benzeri deyimlerin kimi zaman eş anlamlı olarak kullanıldığı kimi zaman da ayrıma başvurulduğu gözlenmektedir (Sönmez, 1987: 107; Bulutoğlu, 1997: 7).

 

3.2. Tam Kamusal Mal ve Hizmetlerin Özellikleri

Tam kamusal mal ve hizmetlerin özellikleri şöyle özetlenebilir:

 

1.       Faydanın Pazarlanamaması: Bazı mal ve hizmetlerin kural olarak pazarlanmaları mümkün olamamaktadır. Bu özellik, sözü geçen mal ve hizmetlerden sağlanan faydanın bireyler arasında bölünemez nitelikte olmasının bir sonucudur. Faydanın bölünemediği mal ve hizmetlerin fiyatlandırılması, dolayısı ile piyasa şartları altında pazarlanabilmeleri mümkün değildir. Buna karşın faydası bölünebilir nitelikteki mal ve hizmetler fiyatlandırılabildikleri için piyasa şartlarında pazarlanmaları da mümkün olmaktadır (Vural, 2007: 10-11).

 

2.       Ortak tüketim: Ortak tüketim, tek bir ürünün aynı zamanda birden fazla tüketici tarafından kullanılmasıdır. Bu durumda ürün tektir; tüketim toplucadır. Çevre sağlığı bu duruma örnek olarak verilebilir (Bulutoğlu, 1997: 55).

3.       Kamusal mal ve hizmetlerin bir diğer özelliği de bunların üretim hacimlerinin piyasa tarafından karşılanmasına imkân vermeyecek derecede büyük olmasıdır: Toplumsal mal ve hizmetlerin, örneğin savaş ve benzeri dönemlerde, milli savunma hizmetlerinin fevkalade büyük hacimlerde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Normal dönemlerde ve jeo-politik koşullar gereği, bu tür hizmetlere olan ihtiyacın asgari seviyede olduğu ülkelerde bile, sözü geçen hizmetin hacmi yine de piyasanın yeterli olamayacağı derecede büyüktür (Nadaroğlu, 1981: 28).

 

4.       Hizmetten yararlananların tüketimde rekabeti: Özel mallarda tüketiciler birbirlerine mutlak rakiptirler. Kural olarak, birinin kullandığı maldan diğerine fayda gelmez. Buna karşın, kamusal malın, özel tüketiminin üçüncü kişilere faydası varsa, mutlak olarak rakip değildir. Başka tüketiciler bu faydaları paylaşabilirler. Bu durumda, özel tüketim, malı tümüyle yok etmiyor demektir (Bulutoğlu, 1997:57-58).

 

5.       Bu faaliyetlerden sağlanan marjinal sosyal fayda, marjinal özel faydadan daha yüksektir: Kamusal mal ve hizmetlerin topluma sağladığı toplam fayda, kişilerin doğrudan doğruya elde ettiklerinden fazladır (Nadaroğlu, 1981:28-29).

 

6.       Arzın Siyasal Talepçe ya da Piyasa Koşullarında Belirlenmesi: Teorik açıklamalar açısından değerlendirirsek normal koşullar altında bilindiği gibi bir mala olan talebi piyasa da fiyat mekanizması aracılığı ile belirlenmektedir. Yani piyasada alıcı ve satıcı konumunda bulunan bireyler bir araya gelerek hangi malın ne miktarda ve nasıl üretileceğine karar vereceklerdir. Görüldüğü gibi malın miktarı piyasada belirlenmektedir. Ancak bazı mal ve hizmetler için durum böyle değildir. Bu mal ve hizmetlerde herhangi bir malın ne miktarda üretileceği piyasa tarafından arz ve talep koşullarına göre değil seçim sistemleri vasıtasıyla seçmenler tarafından belirlenmektedir. Seçmenler seçim dönemlerinde kendilerine yakın hissettikleri partiye oy vererek, partinin sunmayı vaat ettiği mal ve hizmet grubunu da dolaylı olarak talep etmiş olmaktadırlar. Görüldüğü gibi mal ve hizmetlere olan arzın bu şekilde belirlenmesi piyasa koşullarında belirlenen arzdan oldukça farklıdır (Vural, 2007: 8-9).

 

7.       Kamusal mal ile Hizmetler ve Hukuki Faktör: Şöyle ki piyasada üretilen mal ve hizmetlerden yararlanıp yararlanmamakta tüketici tamamen serbesttir. Onun bu konudaki kararını etkileyen faktör, tamamen ekonomik bir nitelik taşıyan “fayda maksimizasyonu”dur. Oysa, toplumsal mal ve hizmetlerden yararlanmak, bazen zorunlu olabilir. Tüketicilerin bu tür mal ve hizmetlerden yararlanmak istememesi bir önem taşımaz. Hizmetin arzını düzenleyen siyasal süreç, talebini de zorunlu kılabilir. Buradaki zorunluluk keyfi değildir. Örnek olarak bir ilköğretim mecburiyeti gösterilebilir (Nadaroğlu, 1981: 29).

 

8.       Zorunlu Finansman Gönüllü Finansman: Her hangi bir malın tüketiminde sağlanan fayda bireyler arasında bölünebiliyorsa bu mal fiyatlandırılabilir demektir. Fiyatı belli olan bir malın finansmanı da gönüllü olarak karşılanmaktadır. Zira fiyatı belli olan bir malı tüketmek isteyen bir birey bu malın fiyatını gönüllü olarak ödeyecektir. Tersi durumda yani mal ve hizmetin tüketiminden sağlanan faydanın bölünemediği dolayısı ile fiyatlandırmanın yapılamadığı durumda ise söz konusu mal ve hizmetin finansmanı zorunlu olarak sağlanacaktır. Bu durumdaki bir mal fiyatlandırılamadığı için finansmanı, devlet gücü ile bireylerden zorunlu ödemeler seklinde karşılanacaktır (Vural, 2007: 9).

 

4. Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler

Bu tür mal ve hizmetler, bireyler açısından bir taraftan bölünmez faydalar sağlarken diğer taraftan ortaya koyduğu faydanın bir kısmı özel mal ve hizmetler gibi yararlananlar arasında bölünebilmektedir (Öncel, 1981: 42). Bir piyasanın işletilmesinin maliyetleri, bu malların bazılarının kamusal olarak arzının gerekçesinden birini teşkil etmekle birlikte, tek gerekçe değildir (Stiglitz, 1994: 160). Başka bir ifadeyle bireyler bu tür mal ve hizmetler için fiyat ödemedikleri zaman, bu malı tüketmekten alıkonabilirler. Ayrıca bu mallar fiyatlandırılabilir mallardır (Ataç ve Diğerleri, 2002: 24).

 

Yukarda açıklanan özelliklere sahip (yarı kamusal) mal ve hizmetlerin piyasada üretilip pazarlanabilmeleri ve dolayısıyla fiyat karşılığında tüketicilere sunulmaları mümkün olduğu halde; bunların kısmen veya tamamen devlet tarafından üretilmelerinin, ya da özel kesimin bu alandaki üretim faaliyetine yine devletçe müdahale edilmesinin nedeni, bu tür malların üretilmeleri veya tüketilmeleri dolayısı ile ortaya çıkan dışsallıklardır (Nadaroğlu, 1994:47-48).

 

4.1. Dışsallıklar

Dışsallık bir ekonomik birimin üretim ya da tüketim faaliyetleri sonucu başka birimlerin fayda ve maliyet fonksiyonların da olumlu ya da olumsuz yönde etkilenmesidir. Geleneksel yaklaşımda özel fayda ve maliyetinin yanında topluma da fayda sağlayan mal ve hizmetlerin kamusal otoriteler tarafından sunulması savunulmaktadır. Bu konuya verilen tipik örnekler eğitim ve sağlık hizmetleridir. Söz konusu hizmetler kamu maliyesi literatüründe yarı kamusal mallar olarak adlandırılmakta ve yaydıkları pozitif dışsallıklar nedeniyle de kamu otoritelerince sunulmaları gerektiği savunulmaktadır (Vural, 2007: 11-140).

 

Bazen de yukarıdaki durumun tam tersi söz konusudur. Gerçekten bazı malların maliyeti, üreticilerin dışına taşıp toplumun bazı kayıplara uğramasına, bir diğer söyleyişle sosyal bir maliyeti yüklenmesine neden olabilir (Nadaroğlu, 1994: 48). Bu azalan kâr ya da artan zarar olarak karşımıza çıkacaktır. Bu durumda azalan fayda ve azalan refahtan söz edilebilir (Ataç ve Diğerleri, 2002:25). Bu da bir dış kayıp yani negatif bir dışsallıktır. Bu konuya örnek olarak, çevre kirlenmesi ya da doğal kaynakların tükenmesine neden olan sanayi faaliyetleri verilebilir. Bu koşullar altında firma, bu defa üretime gereğinden fazla kaynak ayırıp, optimum noktadan uzaklaşılmasına neden olacaktır. Çünkü, firma topluma taşan maliyeti ödememektedir. O halde, kamu kesimi üretici birimleri duruma yine müdahale etmek zorundadırlar. Ancak, dışsallıkları önlemek amacıyla üretim sürecine katılacak kamu ekonomisi birimi devlet mi, yoksa yerel yönetimler mi olmalıdır? Optimum kaynak dağılımının gerçekleşmesinde hangisi daha etkilidir? Bu sorunun cevabını araştırırken soruna yine ulusal ve bölgesel düzeydeki yarı kamusal mallar yönünden yaklaşmakta yarar vardır (Nadaroğlu: 1994: 48).

 

4.2. Ulusal Düzeyde Tam Kamusal ile Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler

Faydaları genellikle ülkenin tümüne yayılan ve ulusal düzeyde bölünmez olan dış güvenlik, ulusal savunma, iç güvenlik, adalet gibi hizmetlerin merkezi yönetim dışındaki kurumlarca üretilmeleri mümkün olmamaktadır. Bu ekonomik faktörün yanı sıra gelenekler ve devletin egemenliğine ilişkin diğer yasal faktörlerde bu hizmetlerin merkezi yönetimin dışında kalan birimlerce üretilmelerine olanak vermez(Zengin, 1997: 8). Bazı yarı kamusal malların üretilmeleri ve tüketilmeleri dolayısı ile ortaya çıkan dışsallıklar ülkenin bütününe yayılabilir. Yüksek öğrenim ve koruyucu nitelikteki genel sağlık hizmetleri bu konuda örnek olarak gösterilebilir (Nadaroğlu, 1994: 48).

 

 

5. Arz Yönlü Etkinlik, Optimum Hizmet Alanı ve Yerel Yönetim

Yerel yönetim birimlerinin hizmet sunmakla görevli oldukları alanın optimal büyüklükte olması, hizmetin başarılı ve etkin bir biçimde yürütülmesinin ön koşuludur. (Türkoğlu, 2007: 244) Yerel nitelikli kamu hizmetlerinin zaman içinde nitelik değiştirmelerine paralel olarak yerel yönetimlerce yerine getirilmelerinin daha ekonomik olduğu genel kabul görmektedir (Toprak, 1988: 204). Arz yönünden etkinliğin sağlanabilmesi için hizmeti en etkin bir şekilde görebilecek yönetime hizmetin bırakılması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, merkezi idarenin göreceği bazı hizmetlerin yerel yönetimler tarafından yerine getirilerek, geniş çapta üretim avantajı yakalamak amaçlanmaktadır (Binatlı ve Bildirici, 1994: 5). Yerel hizmetlerin yerel yönetimler tarafından yerine getirilmesi, hizmetlerin niteliğini ve verimliliğini arttırmakta, bürokrasiden kaynaklanan kaynak israfını azaltmakta ve hizmetlerin yerine getirilememesinden dolayı yerel yöneticilere doğrudan hesap sorulabildiği için denetim kolaylamaktadır. Sonsuz ihtiyaçları karşılayacak kısıtlı üretim faktörlerinin, en çok faydayı, en az maliyetle sağlayacak bir biçimde üretime kanalize etmesi gerektiğinden, hizmet götürülecek alanın gereği gibi saptanması çok önemli olmaktadır. (Türkoğlu, 2007:244)

 

Belirli bir nüfus ölçeğinde sunulan malın marjinal maliyeti, hizmet alanı genişledikçe azalacaktır. Ancak hizmet alanının genişletilmesinin belirli bir noktasından sonra marjinal maliyetteki azalma duracak ve yerini yükselişe bırakacaktır. Bu gibi nedenlerle bu tür kamusal malları sunmada yerel yönetimlerin daha uygun olduğu savunulmaktadır (Vural, 2007: 35). Öte yandan yerel yönetimler özerk kuruluşlar olup, hizmet önceliklerinin belirlenmesinde daha rasyonel ve akılcı kararlar verebilmektedirler (Toprak, 1988: 234).  Yerel yönetim optimum hizmet kalitesini kendi yetki alanının gereklerine göre daha gerçekçi biçimde saptayabilir. Ayrıca bu mallara olan talebi merkezi yönetime oranla daha iyi bilebilir. Kaynakların etkin kullanımının sağlanması açısından gerekli koşullardan biri olan üretimin tüketici tercihlerine göre sağlanması ve böylece fayda maksimizasyonu yerel yönetimler tarafından daha etkin ve gerçekçi saptanabilir (Zengin, 1996:8-9). Bu düzeydeki kamusal malların üretiminde aynı miktardaki üretim girdilerinden (input) nicelik ve nitelik itibariyle daha fazla ve daha iyi hizmetin (output) elde edilebilmesi su üç faktöre bağlıdır (Tuncer, 2007: 94).

 

1.           Hizmetin Kalitesi,

2.           Hizmetin yayıldığı alan,

3.           Kişi sayısı (Nüfus).

 

6. YEREL KAMUSAL MAL ve HİZMET KAVRAMI

Kamu hizmetleri sunuldukları alana göre, ulusal kamu hizmetleri ve yerel kamu hizmetleri olarak ikiye ayrılabilir. Ulusal kamu hizmetleri faydası tüm ülke sathına yayılan hizmetleri kapsar. Örneğin savunma, adalet gibi hizmetler bu tür kamusal hizmetlere tipik örneklerdir. Yerel kamu hizmetleri ise, adından da anlaşılacağı üzere faydası belirli alanlarla sınırlı kalan hizmetleri ifade etmektedir. Faydası belirli bir yöre ile sınırlı olan ve o yöre dışında oturanları tüketimden dışlamanın mümkün olduğu kamusal mallara “yerel kamusal mallar” denilmektedir. Burada önemli olan husus yerel kamusal malların faydasının belirli bir alanla sınırlı olması ve bu malların kullanımından o alanda yasayan bireyleri dışlamanın mümkün olmamasıdır (Vural, 2007: 36-37).

 

Yerel mal ve hizmetleri yukarıda arz yönlü ve optimum hizmet alanı açısından değerlendirdiğimizde, yerel yönetimlerin üretmesinin gerekliliği karşımıza çıkmaktadır. Fakat mevcut gelişmeler ışığında yerel mal ve hizmet sadece yerel yönetimler tarafından üretilmemekte, başka aktörler de bu mal ve hizmetlerin üretiminde devreye girmiş bulunmaktadır. Bu açıdan olay değerlendirildiğinde yerel mal ve hizmet aşağıdaki gibi ifadelendirilebilir.

 

Yerel mal ve hizmet; yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin ve özel sektör kuruluşlarının belirli bir bölgedeki yerel ortak ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için sundukları veya ilgili yerel yönetim biriminin gözetim ve denetimi altında bulunan sürekli ve düzenli faaliyetler olarak tanımlanabilir (Bozlağan, 2002: 205).

 

6.1. Tam Kamusal Nitelikli Yerel Mal ve Hizmetler

Bazı malların faydaları bölgesel düzeyde bölünemez niteliktedir. Ulusal sınırlar içindeki toplumun tümü bunların faydasından yararlanmaz; sadece belli bir bölgenin sınırları içinde yaşayanlar bu hizmetlerden yarar sağlarlar (Nadaroğlu, 1994: 39). Ayrıca bu tür mal ve hizmetler aynen ulusal düzeydeki tam kamusal mal ve hizmetler gibi bölünememe, fiyatlandırılamama, tüketiminde rakip olmama vb. özellikler gösterirler. İşte bu tür özellikler gösteren yerel düzeydeki mal ve hizmetlere tam kamusal nitelikli yerel mal ve hizmetler diyebiliriz.

 

6.2. Yarı Kamusal Nitelikli Yerel Mal ve Hizmetler

Bu tür mal ve hizmetler belli bir mahalde aynen ulusal düzeydeki yarı kamusal mal ve hizmetlerin özelliklerini gösterirler. Yani bu tür mal ve hizmetler bölünebilir, fiyatlanabilir, pazarlanabilir özellikler göstermektedir. Fakat bu tür mal ve hizmetleri özel sektör yanında kamu kurumlarının da üretme nedeni ortaya çıkan dışsallıklardır (Öncel, 1981:42;  Nadaroğlu, 1994: 47-48).

 

Her ne kadar geleneksel yönetim anlayışında kamu hizmetlerinin üreticileri yine kamu kurumları olarak düşünülse de; zaman içinde meydana gelen değişim ve dönüşümler yerel kamusal mal ve hizmet kavramının tanımını değişikliğe uğratmıştır. Böylece gelinen noktada yerel mal ve hizmetler açısından aşağıda yapılan tanım daha belirleyici bir hal almıştır.

 

Yerel hizmetler bizzat yerel yönetimler eliyle yürütülebileceği gibi, söz konusu hizmetlerin niteliklerinden ve mevzuattan kaynaklanan bir takım durumlardan dolayı, ekonomik girişimler, özel sektör kuruluşları veya sivil toplum örgütleri eliyle de yürütülebilir. Asıl olan yerel ortak ihtiyaçların belirli bir standart ve fiyat düzeyine uygun olarak etkin, verimli ve zamanında karşılanması olmalıdır. Bu hizmetlerin kimler tarafından sunulduğu daha az önemlidir. Kaldı ki, yerel hizmetlerden yararlananlar da, hizmetin kim tarafından yürütüldüğünden çok, hizmetin niteliğiyle ilgilenmektedir. Yerel yönetimler, sahip oldukları düzenleme (regülasyon) yetkisi ile hizmete her zaman müdahale etme ve kamu yararını koruyabilme durumundadır (Bozlağan, 2002: 205). Yerel mal ve hizmetlerin kapsamında ve dolayısı ile tanımında meydana gelen bu değişmenin gerçekte birçok nedeni bulunmaktadır. 

 

7. YEREL MAL ve HİZMETİN KAPSAMINDAKİ DEĞİŞME

Yerel mal ve hizmetlerin kapsamında meydana gelen değişmenin çok çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bunlar iktisadi, siyasi, idari, hukuki, sosyal birçok faktörün değişimine bağlı olarak açıklanabilir.

 

7.1. İktisadi Dönüşüm

Günümüz üretim tüketim modellerinin teorik arka planında, “Liberal Devlet Modeli” yatmaktadır. Liberal Devlet Modeli’nin ilk versiyonu olan Geleneksel Liberalizm, Jeremy Bentham, John Locke, Adam Smith, John Stuart Mill, David Ricardo, Thomas Malthus, Jean Babtiste Say ve Frederic Bastiat gibi bilim adamlarının görüş ve düşünceleri üzerinde şekillenmiştir. 1929 Büyük Ekonomik Bunalımı öncesinde devlet modeli, Geleneksel Liberalizm’in etkisi altında kalmıştır. Bu yaklaşıma göre, devlet, asli işlevleri olarak kabul edilen savunma, iç güvenlik, dış politika ve yargı hizmetleri ile önem arz eden bazı kamusal hizmetler dışındaki hiç bir hizmet türü ile aktif olarak ilgilenmemelidir. Diğer hizmetlerin yürütülmesi bütünüyle piyasa ekonomisine bırakılmalıdır (Bozlağan, 2003: 290-291). Devletin daha ziyade düzenleyici ve denetleyici bir aktör olarak hareket etmesi gerektiğini savunan ve piyasaya müdahalesini istemeyen bu yaklaşımın kendi içinde yaşadığı dönüşüm yerel mal ve hizmetlerin kapsamındaki değişmeyi de etkilemiştir. Bahsi geçen süreçler Fizyokrasi döneminden başlatılabilir.

 

7.2. Klasik ve Neo Klasik Liberal Anlayış ve Kamusal Yerel Mal ve Hizmetlerin  Üretimi

Fizyokrasi ile Avrupa’da değerli madenleri işletmek; altın ve gümüşün ülkeden çıkışını önlemek; altın ve gümüşü özellikle sömürgelerden sağlamak gibi bir yaklaşım geliştirilmiş ve modern iktisadın temelleri atılmıştır (Özgüven, 1997: 41-51). Klasik Liberal Yaklaşım’ın ortaya çıkmasında en önemli etken, kuşkusuz 1750’lerden ibaren filizlenen sanayi devrimi olmuştur. Kendilerine klasik iktisatçılar denilen bir grup bilim adamı, ekonomik olayların bağlı olduğu temel yasaları bulmaya yönelmiştir. 1776 yılında yayımlanan Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği adlı eseriyle birlikte doğan Klasik Ekonomik Düşünce, bu ekole mensup yazarlarca zenginleştirilmiştir. Klasiklere göre, ekonomi doğal olarak dengeye yöneliktir. Fiyat mekanizması düzgün işlediği sürece, ekonomide tam istihdam dengesi sağlanabilir. Ekonomiyi dengeye getiren ana koşul rekabettir. Klasikler, devletin ekonomiye, piyasa mekanizmasının işleyişini bozabilecek nitelikteki her türlü müdahalesine karşı çıkar. Devletin asli görevi rekabeti önleyici her türlü engeli ortadan kaldırmaktır (Dinler, 2001: 298-299). Klasikler, devletin ekonomiye müdahale etmemesini savunarak kamusal mal ve hizmetleri sadece güvenlik, diplomasi, kolluk, maliye ve adalet ile sınırlandırmaya çalışmışlardır.

          

Ardından gelişen Neo-klasik Yaklaşım, klasik varsayımın ve eğilimlerin büyük bir kısmını sürdürerek (Alkin, 1992: 457), temel ekonomik sorunların çözümünü (klasiklerin belirttiği gibi) düzgün işleyen piyasa mekanizmasından beklemiştir (Dinler, 2001: 299).

 

7.3. Keynesyen Anlayış, Refah Devleti ve Kamusal Yerel Mal ve Hizmetlerin Üretimi

 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Liberal Ekonomik Yaklaşım, yeniden uygulanmaya çalışılmıştır; bütçenin denkliği, paranın istikrarı ve altın para sistemine dönüş savunulmuştur. Devlet ekonomik faaliyetlerin dışında tutulmak istenmiştir. Bu arada, 1921 yılında yaşanan ekonomik kriz, az şiddetli ve kısa süreli olduğu için ekonomik düşünce sistemi üzerinde fazla etkili olmamıştır (Türk, 1999: 7). Buna karşılık, 1929 yılında o zamana kadar görülmemiş büyüklükte bir kriz geçirildi. “Büyük Bunalım Dönemi” olarak adlandırılan 10 yıl boyunca, işsizlik oldukça yüksek düzeylerde kalmıştır. Bu kadar uzun süren işsizlik dönemini açıklayabilmekte klasik modellerin yetersiz kalması, makro iktisadın gelişimine öncülük etmiştir (Türkay ve Alkin, 2001: 16).

 

Keynes’in “ekonomik istikrar için devletin ya da otoriter kuvvetin ekonomiye müdahale etmesi gerektiği fikri”, ekonomide devlet müdahalesinin teorik dayanağını oluşturmuştur (Düğer, 1997: 140). 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’ndan sonra başlayan müdahaleci Keynesyen yaklaşım, 2. Dünya Savaşı’nın ardından işçi talepleri ve eylemleri, sosyalizm gibi başka etkenlerle birlikte refah devleti anlayışının ortaya çıkmasına yol açmıştır (Baltacı, 2004: 360).

 

II. Dünya Savaşı sonundaki yeniden yapılanma sürecinin bir ürünü olan refah devleti esas olarak egemen, güçlü, genişleyen ve bu nitelikleri sorgusuz-sualsiz benimsenen bir devlettir. Bu dönemde iktisadi yaşama Keynesgil politikalar doğrultusunda doğrudan girişimci ya da düzenleyici olarak aktif bir biçimde müdahale eden devlet, klâsik hizmetleri ve bireylerin doğal haklarını sağlamanın ötesinde, onları sosyal risklere karşı koruma ve asgari bir yaşam standardını garantiye alma görevini de üstlenmiştir (Sözer, 1997: 7). Refah devleti anlayışı, piyasanın yetersizliği nedeniyle ıslah edilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Bu dönemde piyasa ekonomisinin başarısızlığına ilişkin teoriler geliştirilmiş ve kamunun, ekonomik faaliyetleri ve bireylerin refahını belirlemede belirleyici olması gerektiği görüşü egemen olmuştur. Refah devleti politikaları ile geleneksel kamu yönetimi paradigması uyum içindedir. Özellikle 1960’larda yıldızı iyice parlayan “refah devleti” anlayışı 1970’lere gelindiğinde ekonomik anlamda yaşayan stagflasyona bir çözüm formülü olan neo-liberal ve neo-keynesgil politikalar doğrultusunda ekonomik krizi önlemeye ve insanları refah devletinin meydana getirdiği atalet ve bağımlılık kültüründen kurtarmaya yönelik olarak yeni sağın geliştirdiği “minimal-girişimci devlet” yaklaşımıyla işlevsizleşmiştir (Demirel, 2006: 109).

 

 

7.4. Yeni Liberal Anlayış ve Kamusal Yerel Mal ve Hizmetlerin Üretilmesi

 

Keynesyen iktisadın bütün savunularının 1970’li yılların ortalarına doğru derin bir ekonomik krize dönüşmesi, krizin giderek ağırlaşması ve bu bağlamda stagflasyonist baskının şiddetlenmesi, yeni liberal devlet modelini güçlendirerek iktisat politikalarının yeni bir yörüngeye oturtulmasına yol açmıştır. Söz konusu politikalar, kamu açıklarını azaltmaya ve para hacmini daraltmaya yönelik monetarist ağırlıklı politikalardır. Sonuçta, Keynesçi ilkelerden belirli ölçüde vazgeçilmiş, bütçe açığı ve kamu harcamalarının kısılması ve bu bağlamda devlet müdahalesinin ve kamu katılımcılığının azaltılarak KİT’lerin özelleştirilmesi gündeme gelmiştir (Sönmez, 1994: 38-41). Güçlü ve özgür bir birey, özgür bir piyasa ve sınırlandırılmış bir devletten yana olan yeni sağ, kapitalizminin girdiği krizin baş sorumlusu olarak devleti görmekte ve yaşanan krizi onun işlevsel ve kurumsal olarak büyümesinin kaçınılmaz bir sonucu kabul ederek refah devletine şu eleştirilerde bulunmaktadır (Demirel, 2006: 110).

 

Devleti içine girdiği mali krizden kurtarmaya yönelik neo-liberal politikaların siyasal alandaki söylemi olan yeni sağ ekonomik, sosyal, siyasal ve yönetsel boyutlarıyla kapsamlı bir dönüşümü ifade eder (Aksoy, 1998: 4). Yeni sağın ekonomik boyutunu oluşturan politikalar ana tema olarak, devlet müdahaleciliğinin özgürlükleri kısıtladığını ve mücadeleci bir yapının ortaya çıktığını öne sürerek, devletin hedeflerinin ve etki alanının mutlaka sınırlandırılmasını istemektedir (Yayman, 2000:144).

 

Friedrich von Hayek, Milton Friedman ve James Buchanan’ın başını çektiği bu düşünce, literatürde Yeni Liberalizm (Yeni Sağ) olarak adlandırılmaktadır. Yeni Liberalizm’in Geleneksel Liberalizm’den en belirgin farkı, devletin ekonomiye müdahalesini kabul etmesi, ancak bunun mümkün olduğunca sınırlı ve istisnai olmasıdır. Hayek, liberal toplumsal düzenin temel ilkelerini “bireysel özgürlüklerin yasal güvenceye kavuşturulması” ve “devletin sınırlandırılması” biçiminde özetlemiştir. Hayek, devletin sınırlandırılması gereğini, karmaşık ekonomik ve mali gerekçelere dayanmadan, basit iki sosyolojik kabullenme üzerine oturtmaktadır. Bunlardan ilkine göre, bireysel özgürlüklerin güvenceye alınması halinde, iyi işleyen kompleks bir toplumsal düzen kendiliğinden kurulacaktır. Bu nedenle, devletin sosyo-ekonomik hayata aktif müdahalesine gerek yoktur. Diğer kabullenmeye göre ise, kamu yöneticileri güvenilmezdir ve bundan dolayı kamu gücü sınırlandırılmalıdır (Bozloğan, 2003: 291).

 

Yeni Liberalizm’in siyasal sisteme yansıması sonucunda, devlete karşı piyasayı, denetime karşı otonomiyi, merkeze karşı yereli, atanmışlara karşı seçilmişleri ön planda tutan görüşler 1980’lerden itibaren ağırlık kazanmaya başlamıştır (Güvel, 1998: 28). 1970’li yılların başlarından itibaren, Klasik Liberalizm’in temel ilkelerini savunan başlıca iki çağdaş liberal düşünce okulu akademik ve politik çevrelerde seslerini duyurmaya başladılar (Aktan, 1995: 12).

 

Yeni Liberalizm’in öngördüğü sosyo-ekonomik sistem, temelde iki düşünce okuluna dayanmaktadır. Bunlar “Kamusal Tercih Okulu” ve “Mülkiyet Hakları Okulu”dur. Kamusal Tercih Okulu, hemşerilerin tercihlerini etkileyecek politikaların geliştirilmesi ve uygulanması düşüncesi üzerine oturmaktadır. Bu yaklaşımda, kamu yönetim birimlerinin tutumunu hemşerilerin bireysel tercihlerinin belirleyeceği düşüncesi egemendir (Bozlağan, 2003: 291).

 

Kamusal Tercih Okulu’na göre kamu kesimi, ekonomik anlamda verimsizdir. Bu durum ise amaçlar ve motivasyon faktörleri ile ilgilidir. Mülkiyet Hakları Okulu’da kamu kesimini verimsiz bulmakla ve bu durumun mülkiyet olgusundan kaynaklandığını ileri sürmektedir. Buna göre, bir insanın, yönetimi altındaki mülke katılımı (mülkteki pay oranı) ne kadar azalırsa, o mülkün etkin bir biçimde işletilmesinde dönük iç güdüsü de o aranda az olur. Diğer bir ifade ile bir malın mülkiyet hakları kime ait olursa o kişi daha verimli bir biçimde çalışma eğiliminde olur. Yeni Liberal Devlet Modeli İşletmecilik (managerialism) yaklaşımını yerel yönetim düşüncesine sokmuştur. Kamu yönetiminden kamu işletmeciliğine doğru görülen değişimin temel özellikleri şöyle özetlenebilir (Bozlağan, 2007: 20).

 

·             Üretmekten çok düzenleyici olmak,

·             Bizzat yürütmekten çok yetkilendirmek,

·             Kuralcılıktan çok vizyon ve misyon yönelimli olmak,

·             Girdilerden çok çıktılara önem vermek,

·             Harcamaktan çok kazanmak,

·             Tedavi etmekten çok önlemek,

·             Bürokrasinin değil, halkın ihtiyaçlarını karşılamak,

·             Hizmet arzında rekabetçi olmak,

·             Piyasa yolu ile değişimi zorlamak,

·             Hiyerarşiden çok takım çalışması ve katılımcı olmak,

·             Bürokratik olmayan örgüt modelleri geliştirmek,

·             Katılımcı ve çoğulcu olmak,

·             Bireye değer vermek.

 

Serbest piyasa ekonomisinin temel değer ve ilkelerini savunan yeni sağ düşüncenin ilk defa İngiltere’de Thatcher ile başlayan muhafazakar iktidarının kamu sektörünün yapısı, işleyişi ve hizmet yöntemlerine getirdiği eleştiriler, kamunun küçültülmesi ve yönetim anlayışının değiştirilmesinde önemli bir rol oynayarak, özelleştirme ve alternatif hizmet sunum yöntemleri ile devletin rolünün sınırlandırılması düşüncesinin yerleşmesini sağlamıştır (Kurt ve Uğurlu, 2007:84).

 

Küreselleşme ve yeni ekonomik düzen sürecinin iktisadi alt yapısını oluşturan neo liberal yaklaşımın dayandığı temel düşünce; devlet faaliyetlerinin mümkün olduğunca kısıtlanması, küçük ve optimal bir devlet boyutunun yakalanarak, iktisadi bakımdan etkin kaynak tahsisinin yapılabileceği bir devlet anlayışı olarak şekillenmiştir. Böylece devletin ekonomideki rol ve fonksiyonlarının yeniden düzenlenmesi, kamu hizmetlerinin sunumunda merkezi yönetim ile birlikte, yerel yönetimlerin de rol ve sorumluluklarının yeniden düzenlenmesi gerekliliğini beraberinde getirmiştir (Demircan, 2007: 145).

 

Sonuç olarak,  liberal ekonomilerin bütününde, piyasalarda etkinliğin bulunduğu durumlarda devletin ekonomiye müdahalesi olumsuz durumlar doğuracak bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Ancak, serbest piyasanın olmadığı ya da yeterince işlemediği durumlarda, devletin ekonomiye müdahalesi haklı görülebilir. Bu çerçevede,  piyasa ekonomilerinde kamu müdahalelerinin yapılması için ileri sürülen gerekçeler aşağıdakiler gibi özetlenebilir (Yılmaz, 1999: 90-91):

 

·             Dışsal ekonomiler ve kamusal hizmet üretimi,

·             Ölçeğe göre getirinin arttığı durumlar (doğal tekel),

·             Piyasanın işleyişinde gözlenen diğer aksamalar (bilgi çarpıklıkları gibi),

·             Servet ve gelir dağılımındaki eşitsizlikler.

 

Ancak, bütün bu çalışmalarla ilgili temel sorun, piyasa ekonomisinde başarısızlıklar daha çok gelişmiş ülkeler için geliştirilmiş yaklaşımlardan ibaret olmasıdır. Oysa, bugün gelişmekte olan ülkelerdeki siyasetin, yönetimin ve ekonomik yapının doğası farklıdır. Dolayısıyla, her ülke kamu yönetiminin ne için başarısız veya başarılı olabileceği üzerine, gerçekte kapsamlı bir bakış açısıyla eğilmek gerekir (Çevik, 2002: 52).

 

SONUÇ ve DEĞERLENDİRME

 

İktisadi süreçlerdeki değişim, kamusal mal ve hizmet kavramının kapsamını dolayısı ile yerel mal ve hizmet kavramını sürekli değişime tabi tutmuştur. Kamusal mal ve hizmetin kapsamında daha ziyade hizmeti üretenler açısından değişim söz konusudur. Bu değişim, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’ndan önce gelişen “Klasik Liberal Anlayış”, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ile gelişen “Keynesyen Anlayış” ve 1970’lerin sonlarına doğru gelişen “Yeni Liberal Anlayış” olarak üç dönemde incelenebilir. 1929’a kadar ki dönemde var olan “Klasik Liberal Anlayış”, devletin işlevini tam kamusal mal ve hizmetler ile sınırlandırmaya çalışmış (güvenlik, adalet, maliye, diplomasi ve kolluk) fakat 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın ardından gelişen “Keynesyen Anlayış”, toplam talebi artırmak ve ekonomik büyümeyi gerçekleştirmek için devletin ekonomiye her alanda üretici bir birim olarak girmesi düşüncesini savunarak “Refah Devleti” kavramının gelişmesine önayak olmuştur. Devlet bu dönemde çok büyük bir bürokratik yapılanma içine girmiştir. 1970’lerin sonlarına doğru işsizlik ve enflasyonun aynı anda yaşanması ve “Keynesyen Anlayış”ın bu krizi aşmakta güçlük çekmesi, “Yeni Liberal Anlayış”ın doğmasına ve güçlenmesine önayak olmuştur. Bu yeni anlayış devletin ekonomideki işlevini “Klasik Liberal Anlayış”ta olduğu gibi olabildiğince sınırlandırılması esasına dayanmıştır. Bahsi geçen dönemde devlet ve diğer kamu tüzel kişileri mal ve hizmet üretim araçlarını özel sektöre devrederek, kural koyucu, düzenleyici ve denetleyici bir rol üstlenmeye başlamıştır.

 

Burada sosyal faydası yüksek olan yarı kamusal yerel mal ve hizmetler ile yarı kamusal yerel mal ve hizmetlerin üzerinde özellikle durmak gerekir. Bölünebilen, fiyatlanabilen ve pazarlanabilen bu tür mal ve hizmetleri her ne kadar piyasanın üretmesi mümkün olsa da, bu mal ve hizmetlerin sosyal faydalarının, sosyal ve ekonomik maliyetlerinden çok daha fazla olması nedeniyle kamu tüzel kişileri tarafından üretilmesi ve eğer piyasanın üretimine açılıyorlarsa kamu tarafından düzenleme, denetleme ve yönlendirme rolünün güçlü şekilde tesis edilmesi önem arz etmektedir.


KAYNAKÇA

AKTAN, Coşkun (1995),  “Klasik Liberalizm, Neo Liberalizm ve Libertarianizm”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt: 28, Sayı: 1, ss.3-32.
ALKİN, Erdoğan (1992), İktisat, Filiz Kitabevi, İstanbul.

ATAÇ, Beyhan ve Diğerleri (2002), Kamu Maliyesi, Yedinci Baskı, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.

BALTACI, Cemal (2004), “Yeni Sağ Üzerine Bir Eleştiri”, Süleyman Demirel Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 2, ss.359-373.

BİNATLI, Cüneyt, BİLDİRİCİ, Ziyaettin (1994), Mahalli İdare Gelirleri, Anadolu Üniversitesi Yayını, Eskişehir.

BOZLAĞAN, Recep (2003), “Kamu Yönetimi Paradigmasında Değişim ve Özelleştirme Yaklaşımı”, Çağdaş Kamu Yönetimi, Editör: Acar, Muhittin ve Hüseyin Özgür, Nobel Yayın Dağıtım, Birinci Baskı, Ankara, ss. 278-296.

BOZLAĞAN, Osman Serkan (2007), “Belediye Hizmetlerinde Özelleştirme Yaklaşımı”, Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği Dergisi,  Yıl:6, Sayı:5, ss. 18-23.

BOZLAĞAN, Recep (2002), “Yerel Hizmetlerde Özelleştirme Yöntemleri”, Avrupa Birliği ile Bütünleşme Sürecinde Türkiye’de Yerel Yönetimler, Editör: Parlak, Bekir ve Hüseyin Özgür, Alfa Yayınları, İstanbul.  

BROWN, Allan (1998), “The Economics of Privatization, Case Study of Australian Telecommunications”,  Who Benefits from Privatisation,  Editor: Moazzem Hossain ve Justin Malbon, Routledge.

BULUTOĞLU, Kenan (1997), Kamu Ekonomisine Giriş, Filiz Kitabevi, İstanbul.

CANPOLAT, Hasan (1998), “Anayasa Mahkemesi Kararlarında Kamu Hizmetlerinin Özelleştirilmesi Kavramı”, Hazine Dergisi, S:11, Temmuz Sayısı, ss.1-15.

ÇEVİK, H. Hüseyin (2002), “Kamu Yönetimi Başarısızlığı Teorisi ve Eleştirisi”, Amme İdaresi Dergisi, 35/3, Eylül, 2002,  ss. 39-53.

DEMİREL, Demokaan (2006), “Küresel Eksende Devletin Yeni Kimliği Etkin Devlet”, Sayıştay Dergisi, Sayı:60, Ocak-Mart, ss.105-128.

DİNLER, Zeynel (2001), İktisada Giriş, Gözden Geçirilmiş Yedinci Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa.

DÜĞER, İsmail Hakkı (1997), İktisada Giriş, Ekspres, Kütahya.

GÜL, Hüseyin (2008), “Yerinden Yönetim Kavramının Gelişimi, Tanımı, Türleri ve Özellikleri”, Editörler: Bozlağan Recep ve Yüksel Demirkaya, Türkiye’de Yerel Yönetimler,  Nobel Yayınları, Ankara, s. 85,118.

GÜVEL, Enver Alper. “Ekonomik Açıdan Politik Rejim Tartışmaları: Politiko-Ekonomik Bir İnceleme.” Amme İdaresi Dergisi, c. 31, sayı 4 (Aralık 1998), s. 17-35.

NADAROĞLU, Halil (1994), Mahalli İdareler Teorisi Ekonomisi Uygulaması, 5. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul.

KURT, Mustafa, UĞURLU, Özlem Yaşar (2007), “Yeni Kamu Yönetimi ve Yeni Kamu Yönetimi Yaklaşımının Gelişmesinde Avrupa Birliği’nin Rolü: İlerleme Raporları İçerik Analizi”, Afyon Kocatepe Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi, C.IX, S.,11, ss. 81-109.

NADAROĞLU, Halil (1981), Kamu Maliyesi Teorisi, Dördüncü Baskı, Sermet Arkadaş, Kırklareli.

ÖNCEL, Yenal (1981), Mahalli İdareler Maliyesi, Filiz Kitabevi, İstanbul.

ÖZGÜVEN, Ali (1997), İktisada Giriş, Filiz Kitabevi, İstanbul.

SİVEREKLİ DEMİRCAN, Esra (2007), “Yeni Ekonomik Düzende Küreselleşme Yerelleşme Bağlamında Belediyelerde Yeni Mali Yönetim Anlayışı”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 29, ss. 135-159.

SÖNMEZ, Sinan (1987), Kamu Ekonomisi Teorisi, Teori Yayınları, İstanbul.

STİGLİTZ, Joseph E. (1994), Kamu Kesimi Ekonomisi, İkinci Baskı, Çev: Ömer Faruk Batırel, Marmara Üniversitesi Yayını, İstanbul.

SÖNMEZ, Sinan (1994), “Kriz, Devlet Müdahalesi ve Özelleştirme”, Özelleştirme Tartışmaları, Der.: Aykut Polatoğlu, Birinci Baskı, Bağlam Yayınları, İstanbul.

SÖZER, Ali Nazmi (1997), Sosyal Devlet Uygulamaları, Türkiye İşçi Emek Cemiyeti Yayınları, Ankara.

ŞENER, Orhan (1996), Kamu Ekonomisi, Beşinci Baskı, Beta Basım Yayım, İstanbul.

TORTOP, Nuri, AYKAÇ, Burhan, YAYMAN, Hüseyin, ÖZER, M. Akif (2006), Mahalli İdareler, 1. Baskı, Nobel Yayınları, Ankara. 

TODAİE-Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (1992), Kamu Yönetimi Araştırması, Yerel Yönetimler Araştırma Grubu Raporu, TODAİE Yayını, No: 247, Ankara.

TOPRAK, Zerrin (1988), “Mahalli İdare, Mahalli–Müşterek İhtiyaç Kavramı ve Bu Nitelikli Hizmetlerin Kalkınma Planlarındaki Yeri ve Değerlendirilmesi”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 3.

TOPRAK, Zerrin (2006), Yerel Yönetimler, 6.  Baskı, Nobel Yayınları, Ankara.

TUNCER, Cüneyt (2007), “Mahalli İdarelerin Hizmet Sunumunda Etkinlik:Salihli Belediyesi Jeotermal Örneği” Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Cilt: 14, Sayı:1, Celal Bayar Üniversitesi, İİBF, ss., 91-108.

TÜRK, İsmail (1999), Maliye Politikası, Güncellenmiş On Üçüncü Baskı, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara.

TÜRKAY, Orhan, ALKİN, Erdoğan (2001),  İktisada Giriş, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.

TÜRKOĞLU, İrfan (2007), “Yerel Yönetimlerde Mali Reform Arayışları: Türkiye’de Belediyelerde Mali Özerklik ve Belediye Başkanlarının Mali Özerklik Algılaması”, Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.  

VURAL, Tarık (2007), “Yerel Kamusal Malların Sunumunda Alternatif Yöntemler”  Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.

YILMAZ, Cevdet (1999), “Piyasa Ekonomilerinde Ulusal Planlama ve Çeşitli Planlama Yaklaşımları”, Amme İdaresi Dergisi, 32/1, Mart, 1999, ss. 85-101.

YÜCEL, Ali Rıza (2005), “İdari Sözleşmeler ve İmtiyaz Sözleşmeleri”, Türkiye Mühendislik Haberleri, Sayı:439,440 - 2005/6, 73 – 77.

YAYMAN, Hüseyin (2000), “1980 Sonrası Türkiye’de Özelleştirme Uygulamalarının Gelişimi ve Kamu Yönetimi Üzerine Etkileri”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari  Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt:2, Sayı: 3, s. 135-156.

ZENGİN, Eyüp (1996), “Yerel Hizmetlerin Üretilmesinde Yeni Yaklaşımlar: Özelleştirme Yöntemleri”, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.