YIL: 13

SAYI: 145

OCAK 2010

 

 

önceki

yazdır

 

 

 Arş.Gör.Salih BATAL

 

   

YENİ KAMU YÖNETİMİNDE YÖNETİŞİM KAVRAMI VE TÜRKİYE’DE YEREL YÖNETİMLER ALANINDAKİ UYGULAMA ÖRNEKLERİ


Özet

Demokrasi, en genel tanımı ile halkın kendi kendisini yönetmesidir. Tüm toplum fertlerinin yönetime katılması nüfus ölçeği göz önüne alındığında mümkün olamamaktadır. Bu sebeple “temsili demokrasi” denilen ve halkın yönetim hakkını seçtikleri temsilciler eli ile kullandıkları yöntem genel uygulama olarak benimsenmiştir. Bu kadar sınırlı bir irade beyanının demokratik kültürün gelişimi ve kurumların bu kültür çerçevesinde şekillenmesinde yetersiz kalması sebebi ile bu sefer yeni açılımlar aranmış ve adına “katılımcı demokrasi” denilen kavram geliştirilmiştir. Yeni Kamu Yönetimi anlayışıyla birlikte literatürümüze tam olarak yerleşen Yönetişim kavramı, Kamu Yönetimi Sistemimiz içerisinde Yerel Yönetimler alanında hayat bulmuştur. Bu noktada gerçekleştirilen Kent Konseyleri, Yerel Gündem 21 çalışmaları halkın yönetime katılımının sağlanması için etkili birer araç haline gelmiştir.

 

Anahtar Kelime

Yönetim, Kamu Yönetimi, Yerel Yönetim, Yönetişim

 

Abstract:

Democracy with its general definition is the management of public itself. It is not possible for every individual of society to participate the administration process when the scale of whole population is taken into consideration. Thus, “the term of representative democracy” and the method used by public with the procuration of representatives has adopted as a practice. Because of the inadequate willpower statement in the improvement process of democratic culture, and institutions shaped around this culture, new developments were begun to seek and the term of “participating democracy” has enhanced. After the New Public Administration concept, the term of “Governance” has begun to seen in the area of Local Administration in our Public Administration System. At this point, City Councils, Local Agendum 21, studies have become effective instruments for obtaining public to participate administration.

 

Key Words

Administration, Public Administration, Local Administration, Governance

 

Giriş

21. yüzyılın yeni yönetim anlayışını ifade eden tek bir kavram yoktur. Bu yaklaşımı anlatmak için “işletmecilik”, “yeni kamu yönetimi”, “piyasa temelli kamu yönetimi” ya da “girişimci idare”  gibi kavramlar kullanılmaktadır.

Yeni Kamu Yönetimi savunucuları, işletme kavramının kamu yönetiminden daha geniş olduğunu iddia etmişlerdir. Onlara göre kamu yönetimi; süreçlere, yöntemlere ve kurallara uygun olarak işleri sevk ve idare etmektir. İşletme ise, yalnızca talimatlara ve yönergelere göre iş yapmak yerine, hedefleri ve öncelikleri belirleme, bunların başarılmasına yönelik uygulama planları yapma, insan kaynaklarını geliştirme ve bu kaynakları etkin kullanma, performansı değerlendirme ve yapılan işlerden sorumluluk alma gibi fonksiyonları bünyesinde toplayan dinamik bir süreçtir.

Bu süreç her geçen dönem üzerine yeni kavramlar koymakta ve daha karmaşık, yorumlanması güç hale gelmektedir. Bu noktadan hareketle oluşan Yeni Kamu Yönetimi anlayışında yer alan ve son yıllarda kamu yönetimi ile ilgili sıkça kullanılan kavramlardan birisi “yönetişim” kavramıdır.

Türk Dil Kurumu “yönetişim” kavramını; resmi ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımını olarak ifade etmektedir.

Yönetişim kavramıyla birlikte genel olarak; esneklik, demokratiklik, çoğulculuk, açıklık, hesap verebilirlik, yerellik, performans ve toplam kalite unsurları bir arada düşünülmeye ve bir bütünün parçaları olarak görülmeye başlanmıştır.  Yönetişim süreci içerisinde; gücün nasıl kullanıldığı, kararların nasıl alındığı ve vatandaşların yönetim sürecine nasıl katıldığı sorularının cevapları aranır ve yönetim süreci bu şekilde işler.

 

1. Yeni Kamu Yönetimi (YKY) Anlayışı

Geçmiş yıllarda kamu yönetimlerinde görülen evrensel ve yönetsel reform hareketleri, önemli ölçüde uluslar arası ekonomik krizler, ulusal politika sistemlerindeki düzenlemeler ve devlet hizmetlerine olan taleplerden kaynaklanan mali krizlere hükümetlerin verdikleri karşı reaksiyonlarla ortaya çıkmıştır.[1]

21. yy’ın yeni yönetim anlayışını ifade eden tek bir kavram yoktur. Bu yaklaşımı anlatmak için “işletmecilik”, “yeni kamu yönetimi”, “piyasa temelli kamu yönetimi”, “girişimci idare”  kavramları kullanılmaktadır. YKY savunucuları, işletme kavramının kamu yönetiminden daha geniş olduğunu iddia etmişlerdir. Onlara göre kamu yönetimi, süreçlere, yöntemlere ve kurallara uygun olarak işleri sevk ve idare etmektir. İşletme ise, yalnızca talimatlara ve yönergelere göre iş yapmak yerine, hedefleri ve öncelikleri belirleme, bunların başarılmasına yönelik uygulama planları yapma, insan kaynaklarını geliştirme ve etkin kullanma, performansı değerlendirme ve yapılan işlerden sorumluluk alma gibi fonksiyonları bünyesinde toplayan dinamik bir süreçtir.[2]

YKY eski anlayışa göre yalın ve küçük, girişimci ve kurumsal yönetime önem veren, ekonomik ve etkin, bireysel insiyatife imkan tanıyan, vatandaşı güçlendiren, bireysel ihtiyaçlara ve müşteri memnuniyetine önem veren bir yapıdadır[3].

YKY’nin varsayımları üç grup altında sınıflandırılabilir. Bunlar: Minimal devlet; piyasa mekanizmalarının benimsenmesi; işletme yönetim tekniklerinin kamu yönetiminde uygulanmasıdır. Birçok unsurdan oluşan YKY yıllar içinde gerçekleştirilen ilave reformlarla oluşmuştur. YKY temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

- Kamunun faaliyet alanı ve kamu kesimi tarafından sunulan hizmetler, yeniden tanımlanmalıdır,

- Kamusal hizmetler sadece bürokrasi tarafından tekel olarak değil, alternatif yöntemlerle piyasa ortamında sunulmalıdır,

- Kamu birimleri ve kamu çalışanları arasında rekabet sağlanmalıdır,

- Girişimci bir yönetim oluşturulmalıdır. Çalışanlar insiyatif ve risk alabilmelidir,

- Kamuda tasarruf, etkinlik, verimlilik, kalite ve performans eksiklikleri vardır ve bu eksiklikler giderilmelidir. Özellikle performans ölçümüne imkan verilmelidir,

- Özel kesim işletme kavram ve teknikleri kamu örgütlerinde uygulanmalıdır,

- Kurallara değil, misyona, amaca ve sonuca odaklanılmalıdır,

- Üstlerin emirlerine değil hizmetten yararlananların ihtiyacına odaklanılmalıdır. Bunun için hizmetten yararlananları yeniden tanımlamak ve onlara seçenek sunmak gerekir,

- Kamu yönetiminin denetiminde bireylere söz hakkı verilmelidir,

- Sorunlar ortaya çıkarmadan önce çözülmelidir,

- Yönetimde katılım sağlanmalıdır,

- Yönetim desantralize edilmelidir ve Kamu sektörü küçültülmelidir.[4]

YKY’de yer alan ve son yıllarda kamu yönetimi ile kullanılan kavramlardan biri  “yönetişim”dir. Yönetişimde devlet, işleri yapan değil yönlendirendir. Yönetişimin temel amacı: bireyleri, sivil toplum kuruluşlarını, iş dünyasını, diğer bir ifadeyle toplumu yönetimle bütünleştirmek; politikaların belirlenmesinden uygulanmasına kadar toplumu önemli bir aktör olarak devreye sokmaktır. Yönetişimde sorumluluğun ve yetkilerin dengesi, sivil topluma kaymakta ve merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin yanında STK’lar, özel girişimciler ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar bu yeni yönetim sürecine dahil edilmektedir. Bu durumda devlet yönetimine dışta ve içte yeni aktörlerin ilave edilmesi gibi, kamu yönetimine de yeni aktörler katılmaktadır[5].

Bu konuda önemli bir eleştiri ise (üçüncü sektör) vakıflar, dinsel örgütlenmeler, üniversiteler gibi kar amacı gütmeyen hükümet dışı kuruluşların yönetim sürecine katılımınadır. Eleştiriye göre, bu örgütler özel sektör kapsamında değerlendirilmemekle birlikte, gerçekte kapitalizmin koruyucu bir tabakası olarak hareket etmekte, sermayenin yoğunlaşmasında ve dağılımında önemli bir rol oynamaktadırlar[6].

 

2. Yerel Yönetim Kavramı

Yerel yönetim, yönetim biliminde Adem-i merkeziyet olarak bilinen bir kavramdır. Adem-i merkeziyetin başlıca iki türü olduğu söylenebilir.

Birincisi, yetki genişliği adı­nı almaktadır. Buna yetki göçerimi diyenler de vardır. Yetki genişliğinde merkezdeki kuruluşlar, merkezden uzakta bulunan bir örgüte, belli işlevleri yerine getirmelerine yetecek bir veya daha çok yetkiyi kendi adlarına kullanmak üzere devreder­ler. Merkezi kuruluşların kimi etkinliklerini, taşrada kurdukları örgütler eliyle yürütmeleri, yetki genişliğine dayanan bir uygula­madır. Birçok merkezi kuruluşun, örneğin bakanlıkların, bölge ör­gütleri de bu tür bir örgütlenmenin ürünüdür.

Adem-i merkeziyetin ikinci türü ise gerçek anlamda bir yerinden yönetimdir. Yerinden yönetim, yasalar uya­rınca oluşturulmuş yönetim organlarının, yine yasaların belirledi­ği veya merkeze bırakılmış olanlardan başka işlevleri görebilmeleri için tüzel ve siyasal bir takım yetkilerle donatılmalarıdır.

Diğer bir tanıma göre yerinden yönetim diye de bilinen yerel yönetim, yerel halkın kendi eliyle seçtiği organlarca yönetil­mesini anlatan bir dizgenin adı, bir başka deyişle bir yönetim biçimidir. Yerel yönetim birimi ise; merkezi yönetimce belli sınırlar içinde kurallar koymaya ve yükümlülükler getirmeye yetkili kılınmış bir yerel meclisin denetimi altındaki bir yönetim biriminin adıdır[7].

Yerel yönetim kuruluşları, ülkenin yönetim sistemi bütünlüğü için­de yer alırlar. Kuruluş ilkeleri, görev ve yetkileri, gelir sistemleri yasama organınca belirlenir. Yerel yönetimler, merkezi yönetimin hiyerarşik denetimi al­tında değillerdir. Merkezi yönetim, yerel yönetimler üzerinde hukuka uygunluk denetimi yürütür. Ayrıca ülke yönetiminde birlik ve bütünlüğü sağlamak ama­cı ile yerel yönetimlerin de uymaları gereken ulusal amaçlar, hedefler, ilke­ler ve standartları belirler. Buna karşılık yerel yönetimler, yürütülmesi kendile­rine bırakılmış olan kamu hizmetlerine ilişkin kararları almak, tercihleri yapmak, bunlar için vergi salmak yetkisini de içerecek biçimde mali kaynak bulmak, bu kaynakları hizmetleri için kullanmak ve bu hizmetleri yürütmek için gerekli iç örgüt yapılarını kurmak bakımlarından yönetsel özerklikten yararlanırlar[8].

Yerel yönetimlerde etkinliğin arttırılmasına üç yoldan çalışılmıştır. Birincisi, en uygun hizmet alanının sınırlarının gözden geçirilmesidir. İkincisi, yerel yönetim birimlerinin sayısının azaltılması ve bu yolla para ve kaynak savurganlığının önlenmesidir. Üçüncü olarak ise, yerel birimlerden her birine en iyi yerine getirebilecekleri işlerin bırakılmasıdır[9].

Literatürde yerel demokrasi kavramı ile demokratik yerel yönetim kavramı zaman zaman eş anlamlı olarak veya birbirlerinin yerlerine kullanılan iki kavramdır. Bazı görüşlere göre yerel demokrasi kavramı yerine demokratik yerel yönetim kavramının kulla­nılması daha doğrudur. Bir yerel yönetim biriminin demokratikleştirilmesi ya da demokratik bir niteliğe kavuşması için yerel yönetim biriminin özgür ve özerk, kendi içinde demokratik olması gerekmektedir. Yerel yönetimlerde karar organlarının oluşumu, karar alma sürecine katılım, görev ve gelir bölüşümü, merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki ilişkilerin niteliği yerel demokrasiyi belirleyen etkenlerdir.

Katılımcı demokrasinin yerel yönetimlerde­ki doğal kaynağı olan gücün hiçbir yerde belediyelerdekinden daha iyi paylaşılamadığı bir gerçektir. Gerçekten, merke­zi otoriteden yerel yönetimlerin bireye en yakın kademelerine doğru yaklaştıkça kişilerin yönetim süreci­ne girme ve yönetime katılma fırsatı hızla artmaktadır. Yönetime katılma fırsatının yerel yönetimlerde daha fazla olması aynı zamanda katılımcı demokrasinin demokratik denetleme mekanizmasını da birlikte getirmektedir[10].

Merkezden ve yerinden yönetim birbirini tamamlayan ilkeler olup, her ikisi de yan yana uygulanmaktadır. Bu ilkeler birbirinin karşıtı olmadığı gibi bir diğerinin tamamlayıcısıdır. Bu ilkelerden hiç biri tek başına yönetim işlerinin yürütülmesi için yeterli değildir. Her ülke siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısına göre ya merkezi yönetime ya da yerinden yönetime ağırlık vererek yapılarını düzenlemişlerdir[11].

Kamu hizmetleri yurttaşların yaşam standardını ve kalitesini arttırma amacıyla yapılmaktadır. Her geçen gün hem görevler çoğalmakta hem de kaynak kullanımı artmaktadır. Bu nedenle sınırlı ve kıt kaynakların yönetiminde ekonomi ilkelerine uyulması, verimli, rasyonel ve etkin kaynak kullanımının sağlanması kamu yönetimi gündeminin en önemli konulan arasındadır. Kamu hizmetlerinin yerel yönetimlerce verilmesiyle kıt kaynaklar kullanılarak sosyal, ekonomik ve toplumsal yönden en yüksek faydayı sağlamak ve bu suretle iktisadi refahı maksimize etmek mümkündür. Bunun anlamı kamu hizmetlerinin yürütülmesinde kaynakların en etkin şekilde kullanılmasıdır[12].

Yerel idarenin etkinliğini sağlayacak en önemli unsurlardan biri de merkezi idareyle olan ilişkileridir. Bu konuda merkezi idareyle yerel idare arası yetki paylaşımı iyi düzenlenmeli ve öngörülen kanunlara uyulmalıdır. 5393 Sayılı Belediye Kanunu, 5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunu yürürlüğe girdikten sonra bu yetki paylaşımı daha açıkça ortaya konmuş ve yetki karmaşası konusunda son nokta koyulmaya çalışılmıştır[13].

 

 

3. Yönetişim Kavramı

Yönetişim, hükümet etme anlamındaki “yönetim” kavramının yerini doldurmak üzere ortaya çıkmış yeni bir kavramdır. Hükümet etme anlamındaki “yönetim”, hiyerarşik nitelikteki bürokratik yapıya dayalı yönetim modeliyken; yönetişim, yönetim sürecinde rol oynayan aktörler ve örgütler arasındaki etkileşim, formel ya da resmi sıfatı bulunmayan kişi, grup ve kuruluşların katılımıyla, hiyerarşik bürokratik yapı yanında, hükümet dışı aktörlerin de yönetim faaliyetinde yer aldığı yönetim modelidir.

Yönetim kavramı, genelde örgütün amaçlarını gerçekleştirmek için başlıca planlama, örgütleme, yöneltme ve denetim süreçleri yoluyla kaynakların eş güdümlenmesi biçiminde tanımlanmaktadır[14].

Yönetim olgusu toplumsal yaşam içinde küçük büyük tüm gruplarda, biçimsel yada biçimsel olmayan gruplarda, başkalarını etkilemek yada başkalarıyla işbirliği yaparak belli amaç/amaçları gerçekleştirmek için yürütülen faaliyetleri anlatmaktadır. Kısaca yönetim; en küçük sosyal birim aileden başlayarak en büyük siyasal otorite devlete kadar farklı düzeylerde yürütülen faaliyetler bütünü olarak tanımlanabilir. 

Kamu yönetimi ve özel yönetim ise yönetim kavramı içinde yer alan olup kamusal ve özel yönetimlerin, belli ölçüde benzer amaçlara sahip oldukları ve bunların gerçekleşmesinde benzer araçları kullandıkları görülmektedir. Ancak kamu yönetimi ve özel yönetim arasında görüş ve anlayış ile yapı ve işleyişten kaynaklanan siyasal çevre, kamu yararı, kurallara bağlılık, sosyal maliyet, siyasi liderliğin sık değişmesi, hakemlik kuralların yoğunlu biçiminde özetle temelde bazı farklılıklar bulunmaktadır[15].

Yönetişim, kamusal sorumluluk ve denetim anlayışına yepyeni bir yaklaşım getirmiştir. Bu yeni anlayışa göre, kamusal sorumluluk genişlemekte ve yönetilenler de yönetim sürecine dahil edilmektedir. Bu anlayış, geleneksel yönetim anlayışını yersiz kıldığı gibi yönetim kavramını da yetersiz hale getirmiştir.

Yönetişim; yeni ortakların yanında yönetime yeni anlayışlar da getirmektedir. Buna göre; tek özneli, merkeziyetçi ve hiyerarşik iş bölümü içinde kaynakları ve yetkileri kendinde toplayan yönetim paradigmasından çok aktörlü, desantralize, esnek yapılı, kendisi yapmaktan çok toplumdaki aktörleri yapabilir kılan, onları yönlendiren, kaynakların yönlendirilmesini kolaylaştıran ve karşılıklı etkileşimin belirleyici olduğu yönetişim paradigmasına geçilmektedir.

Yönetişim, esneklik, demokratiklik, çoğulculuk, açıklık, hesap verme ve yerellik, performans ve toplam kalite unsurlarını barındırmaktadır. Yönetişim, gücün nasıl kullanıldığını, kararların nasıl alındığını ve vatandaşların yönetim sürecine nasıl katıldığını belirleyen bir süreçtir.

Bilal Eryılmaz’a göre, yönetişim kavramı kamu yönetimi, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarını içine alan kompleks bir sistemi ve bunların kendi aralarındaki ilişkiler ağını ve karşılıklı etkileşimlerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu anlayışa göre, yönetim bir süreç olarak kabul edilmektedir

II. Dünya Savaşından sonra 1970’li yıllardan itibaren hızlanan küreselleşme ve bölgesel bütünleşme süreçleri, ulusal ve uluslararası politik yapıları sarsmış ve mutlak bir anlamda kullanılan ulusal egemenlik ilkesini aşındırmaya başlamıştır. “Soğuk Savaş”ın sona ermesi ve bazı devletlerin dağılması egemenlik hakkındaki tartışmaları arttırmış ve egemenlik krizinden bahsedilmeye başlanmıştır.

- Temsil esasına dayanan, meşruiyet oluşmuş bir siyasal gücün varlığı,

- Bütünleşmiş ve ortak bir amaç oluşturmuş toplumun varlığı,

- Bütünleşmiş toplumu vergilendirebilme otoritesinin bulunması,

- Sorumlulukların dağıtılabilmesi yetkisinin var olması şeklindeki dört koşula bağlantılı olarak ortaya çıkan “devlet yönetimi” kavramının artık koşullarıyla birlikte aşınması, devletin yeniden yapılanması ile ilgili meşruiyet, şeffaflık, katılım, devlet hizmetlerinin etkin bir şekilde yürütülmesi ve kontrol edilebilir devlet tartışmalarını doğurmuştur.

Bu gelişmelerin yanında bir yandan da dünya ekonomisinde çokuluslu şirketlerin etkisi artmış, üretim metotları değişmiş, uluslararası ticaret genişlemiş, iletişim sistemleri ilerlemişti. Böyle bir süreçte iktidar gücünün sınırlarına ve hükümet dışı örgütlerin rolüne ilişkin yeni bir bakış açısını yansıtan “yönetişim” kavramı ortaya çıktı.

Yönetişim; Bir ülkede kaynaklar üzerinde kontrolü elinde bulunduran otoritenin, bu kaynakları ekonomik ve toplumsal gelişme için nasıl kullandığını belirleyen gelenekler ve kurumsal yapı olarak nitelendirilmektedir. Kararların nasıl alındığı, yurttaşların bu sürece katılım yollarını içerir.

Bu genel tanım, şirketlerin ortaklarına ve müşterilerine olan sorumluluklarından insan haklarına, yerel yönetimlerden devletin düzenleyici rolüne kadar toplumsal yaşamın hemen her alanını ilgilendiriyor ve devletin yeniden yapılandırılması söz konusudur. Devlet, özel sektör ve sivil toplum, refahın arttırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi konularında ortak sorumluluklar taşımaktadır.[16]

 

3.1. Kalkınma İdaresinden İyi Yönetişime

1980’lerde neoklasik iktisadın kamu sektörünün verimsizliği ve etkisizliğine yaptığı vurgu, bilindiği gibi, siyasal çevrelerde derin yankılar uyandırmıştı. Dönem, piyasa ilkelerinin tutkuyla savunulduğu bir dönemdi; büyük ve hantal devletlerin etkili yönetilemediğine inanılıyordu. Devletin taşıyamadığı ve kendisini hantallaştıran yüklerinden arındırılması, devletin “küçültülmesi”, işlev ve sorumluluklarında kesintiye gidilmesi önemli bir tasarruf aracı olarak görülüyordu. Böylelikle, özel sektörün güçlenmesini teşvik eden politikalar ve programlar devreye sokulduğu gibi, özel sektör işletmeciliğindeki eğilim ve yenilikler, “yeni kamu işletimi” yaklaşımının terimleriyle kamu yönetimine taşınmıştır. 1980’ler boyunca, özelleştirmeler, piyasanın etkinliği, katılım, STK’lerin güçlendirilmesi gibi konular kalkınma idaresini de etkilemiştir.[17]

İyi yönetişim, devletin piyasaya müdahalesini piyasa aktörlerinin lehine sınırlandıran bir yönetim tarzıdır; bunu yaparken kalkınmanın sadece teknik bir konu olarak görülmesi ve siyasetten arındırılması gerektiği üzerinde durulur. Bu özellikleriyle iyi yönetişimi, neoliberal paradigmanın devamı olarak görmek mümkündür.

Neoliberal kalkınma yaklaşımı üç önemli ilke önermiştir: Bunlar;

- Devletin ekonomiye müdahalesini sınırlama,

- Üretim maliyetleri içinde ücret payını mümkün olduğu kadar bastırma,

- İhracata dayalı büyümedir.

Neoliberal kalkınma yaklaşımında devlet, asgari ücret ve ücretlerin denetimi konusundaki yetkisini piyasaya devreder. Böylelikle, ücretlerin bastırılması ile ihracata dayalı büyüme politikası arasındaki ilişki de kurulmuş olur.

İyi yönetişim yaklaşımında devlet, bu çerçevenin sınırları içerisinde, özel girişimciler için uygun atmosfer yaratmayı, ekonomiyi uluslararası ticarete açık tutmayı ve rekabetçi bir ortam hazırlamayı üstlenen aygıttır. Artık kalkınma yönetimi ile iyi yönetişimin eş anlamlı olarak kullanılmasının nedeni daha anlaşılır hale gelmiştir. Bu bağlamda iyi yönetişim; tüm paydaşların sorumluluklarının netleştirilmesini ve karşılanmasını gerektirmektedir.

İyi yönetişim toplumsal alanda karşımıza dört şekilde çıkmaktadır: Buna göre;   - Kamu düzeyinde; katılımcı demokrasi,

- Özel sektör düzeyinde; başarılı kurumlar,

- Sivil toplum kuruluşları düzeyinde; iyi yönetildiğinde toplumda önemli değişimler,  

- Kişiler düzeyinde; faydalı bireylerdir[18].

Kalkınma modeli olarak iyi yönetişim anlayışının temelinde, kalkınmanın bir yönetim sorunu olduğu tespiti yatar; kalkınma konusu, siyaset dışı sadece teknik bir idare sorunu olarak görülmektedir. Bu sav sorunludur; çünkü bir ülkedeki kaynakların üretimi, dağıtımı ve kullanımı konusu, toplumsal sınıf ve tabakalar arasındaki uzlaşma ve çatışmaları içeren, siyasi bir konudur.

İyi yönetişim, ekonomi-siyaset arasına çektiği kalın çizgilerle, hem kalkınmanın hem de devlet yönetiminin siyasetten arındırılmasını sağlayacak bir yapı önermektedir. Bu yapı, elbette kalkınma ya da devlet yönetiminin siyaset dışı bir konu olduğunu göstermez; fakat bu alanlarda sadece belli bir siyasal görüşün mutlak ağırlığı olduğunu gösterir. İyi yönetişim, kamu yönetiminin “kamu çıkarı ilkesi” gereğince değil “rekabet ilkesi” gereğince yeniden inşa edilmesini gerektirmektedir[19].

 

3.2. İyi Yönetişimin Temel İlkeleri

Saydam Yönetim

Karar alma sürecinin tüm evrelerinde, uygulamada, uygulama sonuçlarının değerlendirilmesinde tüm karardan etkilenen herkese açık, net ve anlaşılabilir bir dille anlatılması; yasa ve yönetmelik değişimlerinin, yasal ve yönetsel hak arama sürçlerinin belirgin, öngörülebilir, tutarlı ve istikrarlı bir içeriğe sahip olması saydamlığın, dolayısıyla etkin devlet işleyişinin temellerini oluşturur.[20]

 

Hesaplaşabilirlik

Yönetişim karar ve uygulamalara katılacak aktörlere yetki ve kaynakların paylaşımı kadar bu yetkilerle ilgili sorumlulukların da devrini öngörmektedir. Özellikle uygulamaların içerik ve sonuçlarının değerlendirilmesinde merkezi ve yerel yönetim kademeleri ya da ilgili sivil toplum kuruluşları karar ve uygulamalarının hesabını verebilmesi, kaynakları kullanım biçimlerinin belirgin olması ve yargı denetimine açık olmaları yönetimin etkinliği için zorunludur.

 

Katılım

Merkezi yönetimin kaynak ve yetkilerini yerel yönetimler ve STK’larla birlikte kullanımı ve yönetimi yönetişimin temel ilkesidir. Katılım yalnızca karar almayı etkilemeyi değil karar alma sürecinin her evresinde, kararların içeriklerinin biçimlenmesinde, uygulama ve denetlenmesinde yaygın ve yoğun katılımı anlatır.

Ancak daha önce değinildiği gibi yalnızca katılım yollarının açık tutulması, Türkiye gibi güçlü devlet geleneğinin, patrimonyal ilişkilerin ve merkeziyetçiliğin egemen olduğu toplumlarda biçimsellikten öteye geçemeyeceğinden, çoğulcu kurumsal yapıların inşası, devletle toplum arasında aşağı-yukarı kurumsal bağları sağlayıp yerel kaygıları seslendiren ve kamu görevlilerinin sorumluluk anlayışı içinde başarıya odaklı performanslarını sağlayan aracı yapıların kurumsallaştırılması zorunlu koşuldur. Bu bağlamda üniversite, profesyonel örgütler, gönüllü kuruluşlar, özel ticari-sanayi birlikleri gibi bütün STK’ların itibarının, prestijinin, yetki ve kaynaklarının sağlanması, demokratik çoğulcu katılımın gerçekleştirilmesinde kritik öneme sahiptir.

 

Merkezi ve Yerel Yönetimler Arasındaki Uyum

Merkezi ve yerel yönetimlerin öncelikle kendi içlerindeki işleyiş ve yönetim bozuklukları, koordinasyon, uyum ve ilişkilerin eksikliği, hatta yokluğu, küresel bağımlılıklar içinde baş döndürücü bir hızla değişen koşullara uygun yanıtların ve siyasaların oluşmasını engellemekte, var olan siyasaların da tutarlı ve etkin bir biçimde uygulanmasını engellemektedir.

 

Yerindenlik

Hizmetlerin sunulduğu ölçeğin halka yakın olması, halkın hizmetlerin maliyet ve kaynakları öğrenmesine ve bu yolla siyasaları benimseyip etkin ve gönüllü bir biçimde katılımını sağlayacaktır. Hizmetlerde yerellik ilkesi, hizmetin maliyet ve veriminin optimalliğinin sağlanması yolunda, hizmetlerin yerel halk ve kurumlarca üretimini ya da merkezi yönetimle ortak gerçekleştirilmesini kapsamaktadır.

 

Etkinlik

Toplumsal paydaşların siyaset oluşturma süreçlerine katılımı, yönetsel süreçlerin saydamlığı, hesap sorabilme, uyum ve hizmetlerde yerellik gibi yönetişimin temel ilkeleri şu veya bu biçimde yalnızca belirlenen amaçlara ulaşmayı temel alan klasik yönetim anlayışından farklı olarak, en verimli, optimum ve etkin biçimde toplumsal refah ve esenliği sağlama amacına ulaşmayı öngörmektedir[21].

 

3.3. İyi Yönetişim -Yerel Katılım İlişkisi

Yerel aktörlerin merkezi yönetim tarafından ortaklar olarak görülmesi, demokratik katılım ve sorumluluk paylaşımı açısından yaşamsal bir önem taşımaktadır. Bu ilişkilerin geliştirilmesi açısından merkezi yönetimden özellikle kapsamlı bir yerel yönetim reformunun altyapısını oluşturacak yasal ve kurumsal çerçevenin geliştirilmesine öncülük etmesi ve desantralize bir yönetim anlayışının gereği yetkili, olanaklı kılıcı, yönlendirici ve destekleyici bir rol üstlenmesi beklenmektedir. Belediyelerin belde halkları ile ortaklaşa olarak yer aldıkları bir süreçle karar alma uygulama denetleme uygulamaları yürütmeleriyle gerçekleşir.[22]

Yönetişim kavramı yönetime katılma kavramına bir seçenek olarak ortaya konmaktadır. Demokratikleşmeyi sağlaması beklenen katılmalı yönetimle, yönetilen temsilcilerinin karar sürecinde yer alması hedeflenmekteydi. Bu da sonuçta yöneten ve yönetilenlerin durumlarını durağanlaştıran bir yönetim anlayışına götürüyordu. Oysa yönetişim kavramı, dışarıdan bir baskı olmadan, her birinin birbirini etkilediği aktörlerin oluşturduğu bir yapıyı ya da düzeni belirtmektedir. [23] 

Yönetişim kavramı yerel yönetimleri üç boyutlu algılamaktadır. Bunlar; Yerel yönetim, yerel sermaye ve yerel alanda etkin olan STK’lar ya da gönüllü kuruluşlardır. Bu yapıda devletin etkinliği azalırken yerel ve küresel aktörlerin ağırlığı artmaktadır. Bu yaklaşımın yereldeki yansıma ve uygulamaları kent meclisi, kent parlamentosu ve kent kurultayı olarak adlandırılmaktadır. 

 

 

3.4. Kamu Yönetişimi

Yönetişim kavramı ile birlikte toplumsal yetki ve kaynaklar toplumsal paydaşlar arasında dağıtılmakta, siyasal dizge ya da “merkez”, “çevresiyle” “eşitlenmekte”, devletle toplum ya da siyasal toplumla sivil toplum arasında yeni interaktif ilişkiler geliştirilmekte, klasik siyasal ve bürokrat aktörler tekelindeki siyaset oluşturma sürecinin tüm toplumsal aktörlere açılmasıyla demokratikleşmesi, saydamlığın benimsenmesi, etkinliği ve verimliliği artmaktadır. Bu nedenle yönetişimin siyaset bilimini daha çok siyaset süreciyle harmanladığı da iddia edilmektedir.

Bilgi toplumu ve küreselleşmenin siyasal, toplumsal ve yönetsel düzlemdeki bir yansıması olan yönetişim, devletin klasik egemen ve başat rolünü diğer sivil toplum elemanlarıyla eşitleyerek azaltan siyasal bir strateji ve daha önce değinilen mikro ve makro değişim ve dönüşümler çerçevesinde devletin yerini ve rolünü dönüştürüp yeniden yapılandıran bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.[24] 

Kamu yönetişimi, farklı biçimlerle yürütülen kamu sektörü reformlarının bütününü kapsamaktadır. Bu reformların unsurları şöyle listelenebilir: Özelleştirme, piyasalaştırma, şirket işletmeciliği, şirket işletmeciliği, düzenleme, Adem-i merkezileşme ve bağımsız düzenleyici kurumların yaygınlaştırılması. Özelleştirme, bilindiği gibi, kamu varlıklarının mülkiyetinin özel sektöre verilmesi, piyasalaştırma ise kamu hizmetlerinin üretimi ve sunumunda piyasa mekanizmalarının kullanılması anlamına gelmektedir. Şirket işletmeciliği, kamu sektörünün özel sektörün işletmecilik anlayışına uygun olarak yönetilmesi demektir. Bu yaklaşımın akademideki en önemli temsilcisi Yeni Kamu İşletimi Okulu’dur. Düzenleme, uluslararası rekabetçi piyasanın önceliklerine göre, oyunun kurallarının standartlaştırılması şeklinde tanımlanabilir.

Ademi merkezileşme, kamu yönetiminde karar alma süreçlerinin ülke ölçeğinde yerel, bölgesel yönetimlere, özel sektöre ve/veya gönüllü kuruluşlara devri anlamına gelmektedir. Bağımsız düzenleyici kurumların yaygınlaştırılması ise hükümete, yasama organına hesap verme sorumluluğu bulunmayan, özerk, piyasa önceliklerine göre kamu hizmeti sunmak üzere örgütlenmiş düzenleyici kurumları ifade etmektedir.[25]

 

 

3.5. Kentsel Yönetişim

Yönetişim konusunda diğer bir gelişme de son dönemlerde kent yönetimi kavramından daha çok “kentsel yönetişim” kavramının tartışılmasıdır. Kent yönetimleri, çağdaş gelişmeler sonucunda, olayları yönlendirme ve kararları uygulamada önceden olduğundan farklı biçimde çok fazla etkili olamamaktadır.

Bunda en önemli etken sermayenin sınır tanımaz geçişkenliği, sermaye yatırımlarındaki hareketlilik, dünya çapında ekonomik sektörlerin yaygınlaşması ve uluslar arası kuruluşlarla birlikte ekonomik küreselleşmenin gerçekleşmesidir. Kent yönetimleri açısından bunun anlamı, kent yönetimlerin kent ekonomisi üzerindeki kontrolünün sona ermesi ya da çok azalmasıdır. Bu kapsamda kent yönetiminden kentsel yönetişime geçişte başlıca şu değişimler etkili olmuştur:

İlk olarak kentler arasında sermaye yatırımlarını çekebilmede yaşanan rekabet üst seviyelere taşınmış, kimi yazarlarca bu rekabet, “alan savaşları” biçiminde tanımlanmıştır. Kent yönetimleri bu rekabetçi ortamda yerel refahı arttırıcı yatırımlarda daha fazla rol üstlenmektedir. İkincisi, rekabetçi ortamın bir parçası olarak, daha fazla sermaye yatırımını çekebilmek amacıyla küresel kültüre eş zamanlı olarak kentin sosyokültürel ortamında ortaya çıkan yeni değişmelerdir. Son olarak ulusal hükümetlerce kent yönetimlerine görece daha az önem verilmesi ve diğer değişimlerin etkisiyle kentlerin uluslar arası alanda daha fazla sorumluluk gerektiren sınır aşırı işbirliği anlamında yeni roller üstlenmeye başlamalarıdır[26].

 

 

4. Türkiye’de Yönetişim Örnekleri

4.1. Kent Konseyleri

3 Temmuz 2005 tarih 5393 sayılı Belediye Yasası’nın “Kent Konseyi” başlıklı 76. maddesi “Kent Konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır[27].

Kent Konseyleri; üyeleri vali, belediye başkanı, ilgili ilin milletvekilleri, il genel meclisi, belediye meclisi üyeleri, mahalle muhtarları, dernek ve vakıflar, meslek odaları, özel sektör kuruluşları, sendikalar, üniversiteler, siyasi partiler, kamu kurum ve kuruluşları ve ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyi; YG 21 kapsamında oluşturulan çalışma gruplarının ve kadın, gençlik, kıdemli hemşireler ve çocuk platformlarının temsilcilerini kapsayacak şekilde, geniş bir yelpazeye yayılan yerel ortaklardan oluşmaktadır.

Kent Konseyleri, Türkiye’ye özgü bir yapılanmayla, merkezi yönetimi, yerel yönetimi ve sivil toplumu bir işbirliği ortaklığı çerçevesinde bir araya getiren eşsiz yönetişim mekanizmalarıdır. Genelde, merkezi yönetim kuruluşlarının ve belediyelerin temsilcileri, kent konseylerinin yaklaşık 1/3’ini oluşturmakta, geriye kalan 2/3 ‘lik bölüm, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden oluşmaktadır.

Kentlerin büyüklüklerine bağlı olarak, kent konseylerinin üyeleri 100 ile 600 kuruluş arasında değişmektedir. Kent konseyleri, kendi çalışma ilklerini veya tüzüklerini hazırlayıp onaylamakta ve bunlara göre faaliyet göstermektedir. Kent konseyleri, halen 40’ın üzerindeki kentte kuruluşunu tamamlamış bulunmaktadır.

Birçok kentte, ilgili yerel yönetim, kent konseyinin etkinliklerini ve kararlarını desteklemek amacıyla, alınan kararları kendi meclis gündemlerine alarak tartışmakta, böylelikle kent konseyinin tavsiye niteliğindeki kararlarının yaşama geçirilmesi yönünde önemli adımlar atılabilmektedir. Programa sonradan katılan kentlerde kent konseyleri oluşturulurken, bu konuda başarılı uygulamalar sergileyen başka kentlerdeki mevcut yapıların ve bunların işleme biçimlerinin dikkate alındığı ve ilgili kente özgü modelin, mevcut bilgi birikimi ve deneyim üzerine inşaa edildiği görülmektedir[28].

Kent konseylerinin başlıca görevleri şunlardır:

-Yerel düzeyde demokratik katılımın yaygınlaştırılmasını, hemşehrilik hukuku bilincinin geliştirilmesini, çok ortaklı ve çok aktörlü yönetişim anlayışının benimsenmesini sağlamak.

- Kente ilişkin temel stratejiler ve eylem planlarının belirlenmesi, uygulama ve izleme   

süreçlerinde tüm kenti kapsayan bir ortak akıl oluşturmak.

- İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü temel prensiplerine dayanarak, katılımcı demokrasi ve uzlaşma kültürünü geliştirmek.

- Kentin kimliğine ilişkin tarihsel, kültürel, doğal ve benzeri tüm değerlere sahip çıkmak ve geliştirmek.

- Kent kaynaklarının daha etkin, verimli ve adil kullanımına katkıda bulunmak.

- Sürdürülebilir kalkınma anlayışına dayalı kentin yaşam kalitesini geliştiren, çevreye duyarlı ve yoksulluğu giderici programları desteklemek.

- Kentin tamamını veya büyük bölümünü ilgilendiren alt yapı, sağlık, eğitim vb. konularda değerlendirmeler ve çözümler geliştirmek.

- Kadınların ve gençlerin toplumsal yaşamdaki etkinliklerini arttırmak ve yerel karar alma mekanizmalarında aktif rol almalarını sağlamak.

- Kent yönetiminde, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme yol ve yöntemlerinin uygulanmasına katkıda bulunmak ve Kent konseyinde oluşturulan görüşlerin belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilmesini sağlamaktır.

Kent konseylerinin organları genel kurul, yürütme kurulu ve çalışma gruplarından oluşur:

 

Genel Kurul

Genel Kurul; Yürütme Kurulunun, Meclislerin ve Çalışma Gruplarının seçim ve çalışma esaslarını, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, çalışma yönergesi ile belirler. Konuları müzakere eder ve karara bağlar.

 

Yürütme Kurulu

Yürütme Kurulu, kent konseyinin dönem başı toplantısı olan Aralık ayı toplantısında, Genel Kurul tarafından bir yıllık süre için seçilen, en az üç kişiden (Belediye Temsilcisi, Mülki İdare Temsilcisi, Kent Konseyince seçilecek 3 kişi) oluşur. Yürütme Kurulu, Genel Kurulun aldığı kararları, ilgili Belediye Meclisine ve ilgili kurumlara iletir ve izler; kent konseyinin organları arasında kolaylaştırıcılık işlevi görür ve koordinasyonu sağlar.

 

Çalışma Grupları

Genel Kurul, kentin öncelikli konularında çalışma grupları oluşturur. Çalışma gruplarının çalışma usul ve esasları, genel kurulca belirlenir.

Kent Konseyi yılda 6 kere toplanır. Görev alanına giren konularda çalışma yapar. Çalışma yapılacak alanlarda çalışma grupları oluşturabilir. Gruplar yapacakları çalışmaları rapor olarak genel kurula sunar ve değerlendirilir. Genel Kurul tarafından alınan kararlar ilgili kurumlara; “Kent Konseyi Görüşü” olarak “öneri” mahiyetinde sunulur. Konsey kararları yürütme kurulu tarafından ilgili kurumlara gönderilir.

Kent konseylerine karşı belediyelerin yükümlülükleri ise şunlardır: Kent Konseyinde alınan kararların belediye meclisinde öncelikle görüşülmesi.  Kent Konseyi çalışma mekanının sunulması ve Kent Konseyi sekretaryasının yürütülmesidir[29].

 

4.2. Yerel Gündem 21

1985 tarihli Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 1992 yılında AB’nin imzalamış olduğu Maastricht Antlaşması yine Avrupa Konseyi Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Konferansı tarafından kabul edilmiş olan Avrupa Kentsel Şartı ve Brezilya’nın Rio kentinde 1992 yılında toplanan Dünya Çevre Doruğu’nda Yerel Gündem 21 bildirgesi benimsenmiştir.[30]

Yerel Gündem 21, öncelikli yerel sürdürülebilir kalkınma sorunlarının çözümüne yönelik uzun dönemli stratejik bir planın hazırlanması ve uygulanması yoluyla yerel düzeyde 21’in hedeflerine ulaşılmasını amaçlayan katılımcı çok sektörlü bir süreçtir[31].

Çalışmalarda sorun saptarken, toplumcu, evrensel bir söylem varken, çözüm üretirken, bireyci ve yerel çözümlere ağırlık verilmektedir. Sorunları çözecek bir anahtar olarak ortaya atılan Yerel Gündem 21’in yapısı ve işleyişi ile uluslararası sermayenin genel anlamda kapitalizmin kendi bunalımını aşacak yarışmacı kentler yaratma projesine hizmet edecek bir araçtır[32].

Türkiye’deki Yerel Gündem 21 uygulamaları, 1997 yılı sonunda, Birleşmiş Milletler Gelişim Programı’nın (UNDP) desteğiyle Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği’nin (IULA–EMME) koordinatörlüğünde yürütülen bir proje ile başlamıştır. Bakanlar Kurulu’nun kararıyla başlatılan proje, başlangıçta yalnızca 9 kenti kapsarken, 2003 yılına gelindiğinde, 10’u Büyükşehir ve 3’ü İl Özel İdaresi olmak üzere, sayıları 50’yi aşan proje ortağı yerel yönetimlerin katılımıyla, uzun soluklu bir programa dönüşmüş bulunmaktadır.

Türkiye’de ki Yerel Gündem 21 uygulamaları, 2001 yılında UNDP tarafından, dünyadaki en başarılı uygulamalardan biri olarak seçilmiş ve Eylül 2002’de Johannesburg’da düzenlenen bu zirve sırasında Türkiye Yerel Gündem 21 programı bizzat Cumhurbaşkanımız tarafından dünya liderlerine en iyi uygulama olarak sunulmuştur.[33]

Yerel Gündem 21’in temel felsefesi; sürdürülebilir gelişme amacın ulaşılması için toplumsal uzlaşmanın zorunlu olduğudur. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör uluslararası topluluk ve merkezi yönetimler vazgeçilmez ortaklar olarak nitelendirilmektedir. Yerel Gündem 21’in tümüne egemen olan bu yaklaşım, geleneksel yönetim anlayışının yerini yönetişim anlayışına bırakması bakımından da önemlidir. Nitekim Rio zirvesiyle birlikte başlayan süreçte, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, uluslar arası düzeyde de etkin ortaklar olarak kabul görmeye başlamıştır.[34]

Yerel Gündem 21’in aktörleri olarak yerel otoriteleri, işletmeleri, sivil toplum kuruluşlarını, okul ve diğer kamusal kesimleri sıralayabiliriz. Hükümetler, sivil toplum kuruluşları, iş kesimleri ve toplum olarak da sıralayabileceğimiz bu aktörlere, gençler, çocuklar ve yaşlılar da eklenmektedir.[35]

Yerel Gündem 21’in işlevlerini yerine getirebilmesi için bazı mekanizmaları ve platformları bulunmaktadır. Bu mekanizmalar; kent konseyleri, çalışma grupları, kadınlar, gençlik, özel ilgi gruplarıdır.

 

4.2.1. Yerel Gündem 21’in İşlevleri

Yerel Karar Alma Süreçlerinde Katılımı Geliştirmesi

Dünyadaki tüm yerel yönetimlere, beldelerinde katılımcı bir süreci başlatmaları ve kendi kentlerinin Yerel Gündem 21’lerini oluşturmaları yönünde çağrı yapılmaktadır.

 

Kentsel Yaşamı Kolaylaştıran Projeleri Geliştirmesi

Sorunların içinde yaşayan ve bunların olumsuz sonuçlarını yaşamında hisseden duyarlı kenttaşların, sorunların çözümüne yönelik somut katkıları olacaktır. Yerel Gündem 21 sürecinde oluşturulan çalışma grupları, bu gruplar içersindeki alt çalışma grupları ve kent kurultayları, kenttaş katkılarının yaşama geçmelerini sağlayacak ortamlar sağlamaktadırlar.

 

Geliştirilen Projelere Finansman Sağlaması

Bu projelerden, çağdaş bir kent oluşumu ve çevre sorunlarını en aza indirilmesi anlamında katkı sağlayabilirliği ve uygulanabilirliği UNDP tarafından da uygun görülen projeler, UNDP’nin kredi desteğini de sağlayacaktır.

 

Yerel Yönetimsel Dizgenin Önünü Açıcı Ve Sorun Çözücü İşlev

Yerel Gündem 21 sürecinde en önemli sorun çözücü zemin kent kurultaylarıdır. Belirli aralıklarla toplanan kent kurultayı gibi örgütlenmeler, kentte bulunan tüm kamu kurum ve temsilcilerine, sivil toplum örgütlerine ve üye olan tüm kentlilere açıktır. Ayrıca bu toplantılar, bütün vatandaşlarca da izlenebilmektedir.

 

Demokratik Yaşamın Yerleşmesine Katkı Sağlaması

Yerel Gündem 21 projesinin temel amaçlarından birisi de yerel yönetişimlerin güçlendirilmesine yönelik olarak, sivil toplumun karar alma süreçlerine katılımının ve yerel yatırımlarda söz sahibi olmasının sağlanmasıdır.

 

Baskı Grubu Olarak Kentsel Sorunların Çözümü Sürecine Katkısı

Yerel Gündem 21’in uygulamaları sürecinde belirli aralıklarla toplanmakta olan kent kurultayları ve çalışma gruplarının kentsel sorunların çözümü noktasında baskı grubu olarak katkı sağlayıcı bir işlevi de bulunmaktadır[36].

 

Sonuç

Katılımcı demokrasi, seçimler dışında da halkın karar ve uygulamalara katılımını esas almaktadır. Fakat burada yine ölçek sorunu söz konusu olduğu için, katılımda yeni yöntemler geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu da adına STK’lar gibi aracı kurumlar vasıtasıyla halkın yönetimine katılmasını gündeme getirmiştir.

Katılımcı demokrasi, halkın seçtiği temsilcilerin yanı sıra yine halkın örgütlediği bu kuruluşların da yönetimin karar ve uygulamalarında yer alması ve denetim faaliyetlerinde bulunmasını öngörmektedir. Bu sayede halkın iradesinin karar ve uygulamalara daha etkin olarak etki etmesini amaçlamaktadır.

Katılımcı demokrasinin yerel yönetimler alanında Türkiye’deki uygulamaları olan Kent Konseyleri ve Yerel Gündem 21 çalışmaları gelişen bir potansiyel ve ivmeyle yol almaya devam etmektedir. Bu konuda vatandaşların yerel demokrasi kavramına da yaklaşması beklenmektedir. Tüm bu beklentilerle birlikte yerel yönetimlerin yönetişim kavramının ve YKY anlayışı ışığında Türkiye’nin önünü açacağı muhakkaktır.

Yönetişim yaklaşımının öngördüğü yönetme biçiminde kamu yönetimine düşen rol “katalizör” olmaktır. Kamu yönetimi artık karar alan, uygulayan, yönlendiren ve yöneten olmaktan çıkmakta, toplum aktörlerinin (Birey, STK, İş Dünyası ve Kamu Yönetimi) karşılıklı etkileşim içinde politika belirlemesi, planlaması, uygulaması ve denetlemesini öngören çok taraflı yönetim sürecinin katalizörü olarak görev yapmaktadır. Bu da özellikle son 25 yıldır savunulmaya başlanan “kürek çeken değil, dümen tutan” devlet anlayışının bir sonucudur.

 

 


Kaynakça:
ADIGÜZEL, Şenol, Yerel Düzeyde Yönetime Katılım ve Yerel Yönetim Sürecindeki

İşlevleri Açısından Yerel Gündem 21 Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Örneği, Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt 12, Sayı 1, Ankara, 2003.

AL, Hamza Bilgi Toplumu ve Kamu Yönetiminde Paradigma Değişimi.

AL, Hamza, “Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı”, www.liberal-dt.org.tr,

(Erişim: 21.08.2007).

ARGÜDEN, Yılmaz, Kurumsal yönetişim ve insan kaynaklarının rolü, 12. Ulusal İnsan

Kaynakları Yönetimi Kongresi, 2004.

ATASOY, Veysel, Türkiye’de Mahalli İdarelerin Yapısı ve Yeniden Düzenlenmesi, Türk

Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1992.

BAYRAMOĞLU, Sonay, Yönetişim Zihniyeti Türkiye’de Üst Kurullar ve Siyasal

İktidarın Dönüşümü, 1. baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005.

BEYDİLLİ, Zülfü, Yönetişim Ekonomi ve Siyaset İlişkisi,

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=905, (Erişim: 10.11.2007).

ÇARIKÇI, Akif,Yerel Siyaset ve Katılımcı Yerel Demokrasi, www.blogcu.com/ak/451091/-,

(Erişim: 12.11.2007).

EMREALP, Sadun, Türkiye Yerel Gündem 21 Programı Yerel Gündem 21

Uygulamalarına Yönelik Kolaylaştırıcı Bilgiler El Kitabı, 2. Baskı, IULA–EMME Yayınları, İstanbul, 2005.

ERGUN, Turgay ve POLATOĞLU, Aykut,  Kamu Yönetimine Giriş, TODAİE Yayını No: 241, 4. Baskı, Ankara, 1992.

ERYILMAZ, Bilal, Bürokrasi ve Siyaset, 2. Basım, İstanbul: Alfa Basım Yayım, 2004.

ERYILMAZ, Bilal, Kamu Yönetimi, Erkam Matbaası, İstanbul, 2002.

GÖLÜKSÜZ, Yiğit, Yerel Yönetimler ve Demokrasi, Sosyal Demokrasi Yayınları, Yerel

Yönetimler Üzerine Temel Görüşler, Ankara, 1994.

GÜLER, Birgül Ayman, Devletin yeniden Yapılandırılması, http://www.bes.org.tr/yorum,

(Erişim: 11.11.2007).

GÜNEŞ, Muharrem, Yerel Gündem 21 Ulusal Kentlerden Küresel Köylere, Ankara: Detay Yayıncılık, 2004.

IŞILDAK, Mustafa, Kent Konseyi ve Sorunları, http://www.yerelsiyaset.com/v2/index.php?goster=ayrinti&id=774, (Erişim: 17.11.2007).

KAPUCU, Naim, Yeni Yönetim Yaklaşımları ve Yerel Yönetimler, Yerel ve Kentsel

Politikalar, Editörler: M. Akif Çukurçayır, Ayşe Tekel, Çizgi Kitabevi Yayınları No: 80, Bilim-Toplum-Siyaset No:19, 1. Baskı, Konya, 2003.

KARA, Ahmet, Merkezi İdarenin Mahalli İdareler Üzerindeki Yetkileri, Mahalli İdareler

Aylık Mesleki Mevzuat Dergisi, Yıl: 17, Sayı: 151, Ankara, 2007.

KELEŞ, Ruşen, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yayınevi, 2. Baskı, İstanbul, 1994.

KELEŞ, Ruşen ve YAVUZ, Fehmi, Yerel Yönetimler, Ankara: Turhan Kitabevi, 1983.

MAHMUTOĞLU, Abdülkadir, Merkezi Yönetim–Yerel Yönetim İlişkilerinin Kavramsal

Çerçevesi, Yeniden Yapılandırılması ve Temel İlkeler, Türk İdare Dergisi, Yıl: 76, Sayı: 445, Ankara, 2004.

MENGİ, Ayşegül ve ALGAN, Nesrin, Küreselleşme ve Yerelleşme Çağında Bölgesel

Sürdürülebilir Gelişme AB ve Türkiye Örneği,  Ankara: Siyasal Kitabevi, 2003.

NOHUTÇU, Ahmet, Tekno-Ekonomik Paradigma Dönüşümünden Yeni Demokratik

Yönetim Mekanizmalarına: Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Devlet ve Kamu

Yönetimine Etkileri. Muğla Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü, www.bilgiyonetimi.org/cm/pages/mkl_gos.php?nt=228 - 75k, (Erişim: 13.11.2007)

ÖZER, M. Akif, Yeni Kamu Yönetimi Teoriden Uygulamaya, 1. Baskı, Ankara: Platin Yayınları, 2005.

PALABIYIK, Hamit, Yönetimden Yönetişime: Yönetişim, Kentsel Yönetişim ve

Uygulamaları ile Yönetişimde Ölçülebilirlik Üzerine Açıklamalar, Yerel ve Kentsel Politikalar, (Editörler: M. Akif Çukurçayır, Ayşe Tekel), Çizgi Kitabevi Yayınları No: 80, Bilim-Toplum-Siyaset No:19, 1. Baskı, Konya, 2003.

Resmi Gazete, Yönetmelik,  08.10.2006, Sayı: 26313,http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2006/10/20061008-5.htm, (Erişim: 10.11.2007).

Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği; Yerel Yönetimler, Sorunlar ve Çözümler, Yayın No: TÜSİAD–T/95–9/184, İstanbul, 1995.

Yerel Gündem 21 Türkiye Örnek Uygulamalar, IULA-EMME, Aralık 2003.

ZARARSIZ, M. Emin, Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma, Başbakanlık, Ankara, 2006.

 


[1] Naim Kapucu, Yeni Yönetim Yaklaşımları ve Yerel Yönetimler, Yerel ve Kentsel Politikalar, (Editörler: M. Akif Çukurçayır, Ayşe Tekel), Çizgi Kitabevi Yayınları No:80, Bilim-Toplum-Siyaset No:19, 1. Baskı, Konya, 2003.

[2] Bilal Eryılmaz, Bürokrasi ve Siyaset, 2. Basım, İstanbul: Alfa Basım Yayım, 2004,s. 234.

[3] M. Emin Zararsız, Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma, Başbakanlık, Ankara, 2006.

[4] Hamza Al, Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı, www.liberal-dt.org.tr, (Erişim: 21.08.2007)

[5] Hamza Al, Bilgi Toplumu ve Kamu Yönetiminde Paradigma Değişimi, ss. 234-237.

[6] M. Akif Özer, Yeni Kamu Yönetimi Teoriden Uygulamaya, 1. Baskı, Ankara: Platin Yayınları, 2005. ss: 368.

[7] Ruşen Keleş, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yayınevi, 2. Baskı, İstanbul, 1994, ss: 15–16.

[8] Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği; Yerel Yönetimler, Sorunlar ve Çözümler, Yayın No: TÜSİAD–T/95–9/184, İstanbul, 1995, s: 21.

[9] Ruşen Keleş ve Fehmi Yavuz, Yerel Yönetimler, Ankara: Turhan Kitabevi, 1983, ss: 32–36.

[10] Yiğit Gölüksüz, Yerel Yönetimler ve Demokrasi, Sosyal Demokrasi Yayınları, Yerel Yönetimler Üzerine Temel Görüşler, Ankara, 1994, ss: 57–63.

[11] Veysel Atasoy, Türkiye’de Mahalli İdarelerin Yapısı ve Yeniden Düzenlenmesi, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1992, ss: 55–56.

[12] Abdulkadir Mahmutoğlu, Merkezi Yönetim–Yerel Yönetim İlişkilerinin Kavramsal Çerçevesi, Yeniden Yapılandırılması ve Temel İlkeler, Türk İdare Dergisi, Yıl: 76, Sayı: 445, Ankara, 2004, ss: 224–235.

[13] Ahmet Kara, Merkezi İdarenin Mahalli İdareler Üzerindeki Yetkileri, Mahalli İdareler Aylık Mesleki Mevzuat Dergisi, Yıl: 17, Sayı: 151, Ankara, 2007, ss: 1–3.

[14] Turgay Ergun ve Aykut Polatoğlu, Kamu Yönetimine Giriş, TODAİE Yayını No: 241, 4. Baskı, Ankara, 1992.

[15] Bilal Eryılmaz, Kamu Yönetimi, Erkam Matbaası, İstanbul, 2002, ss: 4–7.

 

[16] Zülfü Beydilli, Yönetişim Ekonomi ve Siyaset İlişkisi,

http:// www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=905, (Erişim: 10.11.2007)

[17] Sonay Bayramoğlu, Yönetişim Zihniyeti Türkiye’de Üst Kurullar ve Siyasal İktidarın Dönüşümü, 1. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005, s. 27. 

[18] Yılmaz Argüden, Kurumsal Yönetişim ve İnsan Kaynaklarının Rolü, 12. Ulusal İnsan Kaynakları Yönetimi Kongresi, 2004.

[19]  Bayramoğlu, 2005, s. 133.

[20] Ahmet Nohutçu, Tekno-Ekonomik Paradigma Dönüşümünden Yeni Demokratik Yönetim Mekanizmalarına: Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Devlet ve Kamu Yönetimine Etkileri. Muğla Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü, www.bilgiyonetimi.org/cm/pages/mkl_gos.php?nt=228 - 75k, (Erişim: 13.11.2007)

 

 

 

[21] Beydilli, Yönetişim, Ekonomi ve Siyaset İlişkisi.

[22] Birgül Güler Ayman, Devletin yeniden Yapılandırılması, http://www.bes.org.tr/yorum,

(Erişim: 11.11.2007)

[23] Akif Çarıkçı, Yerel Siyaset ve Katılımcı Yerel Demokrasi, www.blogcu.com/ak/451091/-,

(Erişim: 12.11.2007)

[24] Nohutçu, Tekno-Ekonomik Paradigma Dönüşümünden Yeni Demokratik Yönetim Mekanizmalarına: Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Devlet ve Kamu Yönetimine Etkileri.

 

 

 

[26] Hamit Palabıyık, Yönetimden Yönetişime: Yönetişim, Kentsel Yönetişim ve Uygulamaları ile Yönetişimde Ölçülebilirlik Üzerine Açıklamalar, Yerel ve Kentsel Politikalar, (Editörler: M. Akif Çukurçayır, Ayşe Tekel), Çizgi Kitabevi Yayınları No: 80, Bilim-Toplum-Siyaset No:19, 1. Baskı, Konya, 2003, ss: 239–241.

[27] Mustafa Işıldak, Kent Konseyi ve Sorunları,

http://www.yerelsiyaset.com/v2/index.php?goster=ayrinti&id=774, ( Erişim: 17.11.2007)

[28] Yerel Gündem 21 Türkiye Örnek Uygulamalar, IULA-EMME, Aralık 2003, s: 12.

 

[29] Resmi Gazete, Yönetmelik,  08.10.2006, Sayı: 26313,

http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2006/10/20061008-5.htm,

(Erişim: 10.11.2007).

[30] Şenol Adıgüzel, Yerel Düzeyde Yönetime Katılım ve Yerel Yönetim Sürecindeki İşlevleri Açısından Yerel Gündem 21 Malatya Belediyesi Yerel Gündem 21 Örneği, Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt 12, Sayı 1, Ankara, 2003, s.45

[31] Sadun Emrealp, Türkiye Yerel Gündem 21 Programı Yerel Gündem 21 Uygulamalarına Yönelik Kolaylaştırıcı Bilgiler El Kitabı, 2. Baskı, IULA–EMME Yayınları, İstanbul, 2005, s: 19.

[32] Muharrem Güneş, Yerel Gündem 21 Ulusal Kentlerden Küresel Köylere, Ankara: Detay Yayıncılık, 2004, s. 31.

[33] Yerel Gündem 21 Türkiye Örnek Uygulamalar, IULA-EMME Yayınları, İstanbul, 2003, s:5.

[34] Ayşegül Mengi ve Nesrin Algan, Küreselleşme ve Yerelleşme Çağında Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme AB ve Türkiye Örneği,  Ankara: Siyasal Kitabevi, 2003, s.158

[35] Güneş, s: 64.

[36] Adıgüzel, s: 54.