Kapat (x)

Değerli Yazarlarımız ve Ziyaretçilerimiz,

Ocak 1998 yılından bu yana Türkiye' nin İLK Hakemli İnternet Dergisi olan Mevzuat Dergisi yıllardır sayısız akademik araştırmaya ve makaleye yer vererek Türkiye' de bilimin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Takipçilerinin de bildiği gibi Mevzuat Dergisi bir süredir gayrifaal duruma düşmüş olup son sayısını Haziran 2013 tarihinde çıkartmıştır. Başar Mevzuat olarak yol açmış olduğumuz elektronik yayıncılık günümüzde ülkemizde önemli noktalara gelmiş olup Mevzuat Dergisi bu yönden misyonunu tamamlamıştır.

Mevzuat Dergisi 31.10.2017 tarihine kadar sadece dergi yazarlarımızın yazdıkları makalelerine erişebilmesi ve gerekli yedeklerini alabilmesi amacıyla yayında kalacak olup bu tarihten sonra yayın hayatını sonlandıracaktır.

Bu gune kadar bize gostermis oldugunuz ilgi icin tesekkur ederiz.

Mevzuat Dergisi - Iletisim: info@mevzuatdergisi.com

   YIL: 3
SAYI: 33
EYLÜL 2000
 

önceki

yazdır

 
Doç.Dr.Yadigar İZMİRLİ
 

ŞİRKETLER HUKUKUNDA SORUMLULUK İLİŞKİLERİ VE ANONİM ŞİRKETLERDE SINIRLI SORUMLULUK


            Şirketlerin tasnifinde esas alınan kıstaslardan biri, belki de en önemlisi, sorumluluk türüne göre yapılan tasniftir. Ticaret şirketlerinin, şahıs şirketi ve sermaye şirketi olarak ayrılmasında ve hangi şirketlerin söz konusu şirket grubuna dahil olduğunun belirlenmesinde, öncelikle şirket borçlarından dolayı ortakların üçüncü kişilere (şirket alacaklılarına) karşı ne şekilde sorumlu olduklarına bakılır.(1) Sorumluluk türü, şirketlerin tasnifinde tek ölçü olmamakla birlikte, şirket türleri ile ortakların sorumluluğu arasında önemli bir ilişki mevcuttur.  

            Biz bu incelememizde, şirketler hukukunda değişik sorumluluk türlerinin kabul edilme sebepleri ile anonim şirketlerde sınırlı sorumluluk ilkesi ve bu ilkenin üçüncü şahıslara etkisi üzerinde duracağız. 

            I- Hukuki Sorumluluk Kavramı ve Şirketler Hukukunda Sorumluluk
            Şirketler hukukunda sorumluluk ilişkilerini belirleyebilmek için öncelikle hukuki sorumluluk kavramına kısaca değinmekte yarar görüyoruz.

            1- Hukuki Sorumluluk Kavramı
            Hukuki sorumluluk kavramı borçlar hukukunun temel kavramlarından biridir ve çeşitli anlamları ifade edecek şekilde kullanılmaktadır.

            Kavram, dar anlamda bazen "borç" ya da "borçla mükellef olma" anlamında kullanılmaktadır.(2) Bu kullanım, genellikle sorumluluğun bir borçla birlikte bulunmasından ileri gelmektedir. Oysa sorumluluk, borcun müeyyidesidir.(3) 

            Borçlunun, edimin ifası için alacaklıya karşı malvarlığı ile sorumlu olması, gerçek ve teknik anlamda sorumluluktur (.ile sorumluluk). Bunun dışında, borçluya tazmin mükellefiyeti yükleyen ve bir haksız fiilden veya akitden yahut kusursuz bir fiilden doğan sorumluluk halleri söz konusu olabilir (.den sorumluluk).(4)

            Teknik anlamdaki sorumluluk (.ile sorumluluk), tarihi gelişim içinde "şahıs ile sorumluluk"(5) ve "mal varlığı ile sorumluluk" olmak üzere iki şekilde uygulanagelmiştir. Şahıs ile sorumluluk, modern hukuklarda hemen tamamiyle terkedilmiştir.(6) Günümüzde aslolan, malvarlığı ile sorumluluktur.

            Malvarlığı ile sorumluluk ise sorumluluğun kapsamı bakımından sınırsız mal varlığı ile sorumluluk ve sınırlı mal varlığı ile sorumluluk olmak üzere iki grupta mütalaa edilebilir.

            Sınırsız mal varlığı ile sorumlulukta, borçlu, malvarlığının aktif kısmı ile sorumludur; dolayısıyla alacaklı kural olarak borçlunun haczi mümkün bütün mallarına el koyabilir. Sınırlı malvarlığı ile sorumlulukta ise ya borçlu malvarlığının aktifine dahil mal ve hakların tümüyle değil, bunlardan konu olarak tayin edilmiş bazıları ile sorumludur (konu ile sınırlı sorumluluk),(7) ya da borçlunun sorumluluğu belirli bir miktarla sınırlandırılmıştır (miktarla sınırlı sorumluluk).(8)

            2- Şirketler Hukukunda Sorumluluk 
            Şirketler üçüncü şahıslara karşı malvarlığı ile sorumludur. Ortakların şirket borçları dolayısıyla üçüncü şahıslara karşı sorumluluğu ise, doğrudan doğruya-dolayısıyla, sınırlı-sınırsız veya adi-müteselsil olabilir.

            Şirketler hukukunda değişik sorumluluk türlerinin kabul edilmesinin sebepleri konusunda farklı görüşler(9) bulunmakla birlikte, gerçek sebebi iktisadi alt yapıda aramak uygun olur. Kanun koyucu, şirketler hukukunda sorumluluk ilişkilerini düzenlerken, iktisadi verileri dikkate almış ve bir iktisadi ilkeyi "kanun hükmü" haline getirmiştir. Nitekim A. Smith'e göre, "sınırlı sorumluluk, müteşebbisin, işletmenin idaresine olan uzaklığının bir korelatını teşkil eder. Ortak sayısının çokluğu sebebiyle işlerin idaresini bizzat yapmalarına imkan bulunmayan hallerde, ortağın sınırlı sorumluluğu söz konusu olur".(10) Bu ilke şirketler hukukuna uyarlandığında; "ortağın sorumluluğunun sınırı, şirket idaresi ve şirket malvarlığı üzerindeki tasarruf ve etki imkanları ile orantılıdır" demek mümkündür. Şirketin idaresi ve geleceği üzerinde sınırsız yetkilere sahip olan ortakların, sorumlulukları da sınırsızdır.(11)

            Bu görüş açısının ne kadar isabetli olduğu zaman içinde çok daha iyi anlaşılmıştır. Sınırlı sorumluluğun, sermayenin idaresi ve mülkiyeti ile çok yakından ilişkili olduğunu, günümüzün ortak sayısı binlerle ifade edilen dev şirketleri açıkca doğrulamaktadır. Sermaye ihtiyacı ve sermaye bulma çabaları bu büyük işletmeleri yaratmış ve böyle bir işletmede, bir yandan sermaye şahsi unsurlardan ayrılırken, diğer yandan bunlar iktisadi hayatın vazgeçilmez parçalarını oluşturmuşlardır.

            Kanun koyucu ise borçlu, malvarlığı ve tasarruf yetkisi arasındaki dengeyi imkan ölçüsünde kurmaya çalışmıştır. Şayet borçlu, mavarlığı üzerinde sınırsız tasarruf yetkisine sahipse, bu durum onun bütün malvarlığı ile sorumlu tutulmasını da haklı kılar. Aksine, malvarlığı üzerindeki yetkileri sınırlandırılmış olan, diğer bir deyişle, mal varlığı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunamayan kişinin ise sınırsız sorumluluğu söz konusu olmamalıdır. O halde, "sınırlı sorumluluk ilkesi, aynı zamanda yetki ve tasarruf imkanlarının da sınırlandırılması anlamındadır" demek mümkündür. Şayet borçlu, malvarlığıni dilediği gibi düzenlemek konusunda sınırsız yetkiye sahip değilse, sorumluluğu da kendi tasarruf alanı dışında kalan bu malvarlığı parçası ile sınırlı olmalıdır.(12) 

            Bu husus değişik şirket tipleri açısından değerlendirildiğinde; "ortak" "sermaye" ve "idare" arasındaki dengenin de mümkün olduğunca muhafaza edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Nitekim şahıs şirketleri grubunda, kollektif şirket ortakları ile komandit şirkette komandite ortakların şirket alacaklılarına karşı sorumlulukları sınırsızdır. Zira bu ortaklara bir yandan iç ilişkiyi diledikleri gibi düzenleme konusunda sözleşme serbestisi tanınmış, diğer yandan, şirket idaresi ve malvarlığı üzerinde çok geniş hareket etme imkanı ve tasarruf yetkisi verilmiştir.

            Oysa sermaye şirketleri olan anonim ve limited şirketlerde(13) durum farklıdır. Sermaye şirketlerinin tipik örneği olan anonim şirketlerde tasarruflarını yatırıma dönüştürmek isteyen küçük tasarruf sahiplerine sıkça rastlanır. Anonim şirketlerde pay sahibi hissesini alırken, kaybetmeyi göze aldığı azami miktarı hisse senedine yatırır. Özellikle küçük tasarruf sahiplerinin amacı sadece kar payından istifade etmektir; bunların ne yönetime katılma isteği vardır ne de daha fazla mali yük altına girmeyi düşünmektedirler. Böylece anonim şirketlerde, küçük tasarrufların oluşturduğu büyük meblağların idaresi bir organa (yönetim organına) bırakılmaktadır. Pay sahibi şirket idaresine sadece genel kurula iştirak edip oy vermek suretiyle katılır. Bundan fazlasına (hatta genel kurula katılmaya) istekli değildir. İşte bu sebeplerle anonim şirkette pay sahibinin sorumluluğu taahhüt ettiği sermaye miktarı ile sınırlıdır.

            II- Anonim Şirketlerde Sınırlı Sorumluluk İlkesinin Anlamı
            1- Tarihçe
            Anonim şirketlerin izlerine 15 ve 16. yüzyıllarda rastlanmakta ise de(14) bugünki anlamda anonim şirketlerin ilk öncüleri olarak 17. yüzyılda Hollanda, İngiltere ve Fransa'da kurulan "müstemleke kumpanyaları" kabul edilmektedir.(15) Bu tarihlerde bazı devletlerin, müstemleke mücadelelerinde büyük sermayelere ihtiyaçları olmuş ve lüzumlu sermayenin halktan tedariki amacıyla hükümetlerin mutlak otoritesi altında ve tayin ettikleri amaca hizmet etmek üzere bir takım "kumpanya"lar teşkil edilmişti. İşte bu kumpanyalar anonim şirketlerin ilk örnekleri olarak nitelendirilmektedir.(16) 

            Anonim şirketlerin kuruldukları günden bu yana en belirgin niteliklerinden biri, pay sahiplerinin, şirket borç ve taahhütlerinden, koymayı taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlı sorumlu olmalarıdır ve bu özellik, Fransız Ticaret Kanunundan(17) başlayarak ticaret kanunlarındaki hükümlerde yerini almıştır .(18) Türk hukukunda da 1807 tarihli Fransız Ticaret Kanununun tercümesinden ibaret olan 1850 tarihli Kanunname-i Ticaretin anonim şirketlere ilişkin bölümünde (Fasl-ı salis, nev-i salis md. 24) "hissedarlar şirket sermayesine koydukları hisselerinden ziyade zarar ve ziyanı zamin değildir" denilmek suretiyle, anonim şirket ortaklarının sınırlı sorumluluğu ilkesi açıkca ifade edilmiştir. 1926 tarihli Ticaret Kanunumuzda ise ticaret şirketlerini tarif eden 121. maddenin 4. bendinde, hem hem anonim şirketin hem de ortakların sorumluluğu ". duyun ve taahhüdatı yalnız şirketin sermayesi ile müemmen ve her şerikin mes'uliyeti sermayesi ile mahdut" ibaresi ile belirlenmiştir. Keza, 1956 tarihli Ticaret Kanunumuzun 269. maddesinin birinci fıkrasında anonim şirketin ". borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle mes'ul" olduğu, ikinci fıkrada ise "ortakların mes'uliyetinin taahhüt etmiş oldukları sermaye ile sınırlı" bulunduğu hükme bağlanmıştır.

            2- Pay Sahiplerinin Sınırlı Sorumluluğu
            Sorumluluk ile ilgili olarak yukarıda verilen genel açıklamaların ışığı altında, anonim şirketlerde pay sahibinin sınırlı sorumluluğunun anlamını tesbit etmek pek de zor değildir.

            Anonim şirketlerde, pay sahibinin sınırlı sorumluluğu denilince, pay sahibinin miktar ile sınırlı bir sorumluluğunun bulunduğu anlaşılır. Diğer bir deyişle, pay sahibinin sorumluluğu, şirket sözleşmesinde veya iştirak taahhütnamesinde koymayı taahhüt ettiği miktarla sınırlı ve şahsidir. Yani pay sahibi sadece bu meblağ için ancak bütün malvarlığı ile sorumludur.

            Gerek Türk-İsviçre hukuklarında gerek Fransız ve Alman hukuklarında pay sahiplerinin şirket alacaklılarına karşı sorumluluğu öngörülmemiştir.

            Mehaz İBK. Md. 620'ye uygun olarak TTK.md. 269'da "Ortakların sorumluluğu taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile mahduttur" hükmü yer almakta, 1966 tarihli Fransız Şirketler Kanununun 73. maddesinde de ". sorumlulukları sermaye taahhütleri ile sınırlı .. ortak"tan söz edilmektedir. Alman Paylı Ortaklıklar Kanununun 1. maddesi ise anonim şirketi, "sermayesi paylara bölünmüş, borçlarından dolayı sadece şirket malvarlığının sorumlu olduğu ve tüzel kişiliğe sahip şirketler" olarak tarif etmiştir.

            Bütün bu kanuni düzenlemelerde pay sahibinin şirkete karşı sorumluluğu belirtilmekte, "alacaklılara karşı sorumluluktan" söz edilmemektedir. Alacaklılara karşı tüzel kişiliği haiz bir hukuk süjesi olan anonim şirket, şirketin malvarlığı ile sınırsız sorumludur. Ortaklar ise sadece şirket tüzel kişiliğine karşı sorumlu oldukları için,(19) sorumlulukları pay sahibi-şirket ilişkisi açısından değerlendirilir. Bu itibarla pay sahibinin sorumluluğu sınırlı ve şahsidir.

            a) Pay Sahibinin Sorumluluğunun Kaynağı
            Anonim şirketlerde pay sahibinin sorumluluğunun kaynağı, tek(20) ve asli borcu olan "taahhüt etmiş olduğu sermaye payını ödeme borcu" oluşturur. Sermaye taahhüdünde bulunulmadan pay sahibi olunamıyacağı gibi, pay sahibi bu borçtan "aynen ifa" dışında başka bir şekilde (mesela hizmet görülmesi gibi) kurtulamazlar. Keza anasözleşmede ne taahhüt edilmiş ise onun ifası gerekir.(21) Mesela, nakit taahhüdünün ayın, ayın taahhüdünün ise nakit olarak ödenmesi mümkün değildir.

            Anonim şirkete konulması taahhüt edilen sermaye miktarı ödenmişse, pay sahibinin borcu son blur. Henüz sermaye borcu ödenmemişse, ortak şirkete karşı sorumlu kalmaya devam eder ve bu meblağ şirket tarafından, anasözleşmede belirtilen tarihte,(22) talepedilir.

            Pay sahiplerini taahhütlerini ifaya ancak şirket mecbur edebilir. Hatta sermaye borcunun İİK.md. 89 gereğince alacaklılar tarafından haczi caiz görülse dahi(23) ödeme ortak tarafından yine şirkete yapılır. Ortağın sermaye taahhüdünden doğan borç bakiyesini, yahut haksız yere almış olduğu kar veya faizi doğrudan doğruya şirket alacaklılarına ödemesi söz konusu değildir. Hatta bazı hallerde alacaklılara tanınan tazminat davaları sonucunda hükmolunacak tazminat dahi şirkete verilir (TTK.md. 309, 340).

            Anonim şirkette alacaklıların eşit olarak korunması ilkesi geçerli olduğundan, bunlardan birinin diğerine oranla öncelik hakkı iktisap etmesi de caiz değildir.(24) 

            Şirketin tasfiye haline girmesi yahut iflas etmesi halinde ise, bakiye sermaye borcunu ödemeyen ortaktan bu borcun ifasını yalnız tasfiye memurları (TTK.md.446) veya iflas idaresi (İİK.md. 229) talep edebilir.

            b) Pay Sahibinin Sorumluluğunun Kapsamı
            Anonim şirketlerde pay sahibinin sorumluluğu, koymayı taahhüt ettiği sermaye miktarı ile sınırlı olmakla beraber, taahhüdünü yerine getirmeyen pay sahibi bu borç için tüm malvarlığı ile takip edilebilir. Ancak pay sahibini takip hakkı sadece şirket tüzel kişiliğine tanınmıştır. 

            Hukukumuzda bu ilkeye önce 70 sayılı KHK'nin 68.maddesi ile bir istisna getirilmiş, söz konusu kararname 3182 sayılı Bankalar Kanunu olarak yasalaşırken, hüküm bazı değişikliklerle muhafaza edilmiştir. Eski Bankalar Kanunu olan 3182 sayılı Kanunun 538 sayılı KHK. ile değişik 69. maddesine göre; bir bankanın % 5 hissesinden fazlasına sahip ortakları, kanuna aykırı işlem ve kararları ile bankanın iflasına veya bütün aktif ve pasifiyle mevcut veya kurulacak bir bankaya devredilmesine, yahut bir veya birkaç banka ile birleştirilmesine sebep olmuşlarsa, Bakanın; banka iflas idaresinin veya devralan bankanın başvurusuna istinaden veya re'sen talebi üzerine, bunların şahsi sorumlulukları cihetine gidilerek, şahsen iflaslarına mahkemece karar verilebiliyordu.(25) 70 sayılı KHK.de ise "ortaklar" ibaresi kullanılmıştı; böylece en küçük pay sahibinin dahi iflasının istenebilmesi mümkün kılınmıştı. Oysa, bu düzenleme ile bankanın yönetiminde etkili olan, şirkete yön verme imkanını sahip bulunan pay sahiplerini sorumluluk altına sokmak ve onların tüzel kişilik zırhının arkasında alacaklılar aleyhine haksız menfaat sağlamalarına engel olmak amaçlandığından, 3182 sayılı Kanunda % 5 hissedarlık(26) kıstasına yer verilmiştir.(27)

            Yukarıda zikredilen eski düzenlemelere göre, ortakların şahsi sorumluluğunu talep edebilmek için, bunların kanuna aykırı fiil, karar ve işlemleri ile bankanın iflasına veya bir başka bankaya devrine veya birleşmesine sebebiyet vermeleri gerekir. 

            18.6.1999 tarih, 4389 sayılı yeni Bankalar Kanununda ise ortakların şahsi sorumluluğu yoluna gidebilmek için, "menfaat temin etme" ölçütü öngörülmüştür. Yeni Bankalar Kanununun 17/1. maddesine  göre, "Bir bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri ile genel müdür, genel müdür yardımcıları ve imzaları bankayı ilzam eden memurlarının kanuna aykırı karar ve işlemleriyle bankanın iflasına neden olduklarının tesbiti halinde, bankaya verdikleri zararlarla sınırlı olarak bunların şahsi sorumlulukları yoluna gidilerek, Kurul kararına istinaden ve Fon'un talebi üzerine şahsen iflaslarına mahkemece karar verilebilir. Bu karar ve işlemler bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklara menfaat temini amacıyla yapıldığı takdirde, menfaat temin eden ortaklar hakkında da temin ettikleri menfaat üzerinden aynı hüküm uygulanır."

            Görüldüğü üzere, yeni Bankalar Kanununda, iflası talep edilebilecek ortaklar bakımından; sahip olunan hisse oranı yerine, "kanuna aykırı karar ve işlemlerin, yönetimi doğrudan veya dolaylı elinde bulunduran ortaklara menfaat temin etmek için alınmış olması" kıstası getirilmiştir. Bu durumda, banka ortağı, sahip olduğu hisse oranı ne olursa olsun, kanuna aykırı karar ve işlemlerden bir menfaat temin etmiş ise, verdiği zararla sınırlı olarak şahsi sorumluluk altına girmiş olur.

            Yukarıda zikredilen hükümlerin tümünde banka ortağının şahsi bir borcu bulunmamasına rağmen sorumlu kılınması söz konusudur. Esasen, borçlu olan banka tüzel kişiliğidir (anonim şirket) ve borcunu ödeyememektededir. Ortakların iflasının istenmesi, bunların kanuna aykırı işlem ve kararlı ile bankayı borcunu ödeyemez duruma düşürmeleri (yeni Kanuna göre bundan da bir menfaat temin etmiş olmaları)dır.

            Ancak, gerek 70 sayılı KHK.de gerek eski Bankalar Kanununda, gerekse yeni Bankalar Kanununda, pay sahibini takip yetkisi alacaklılara tanınmamıştır. Banka ortaklarının iflas yolu ile takibine, karar verecek olan, 70 sayılı KHK.ye göre Maliye Bakanı,  Eski Bankalar Kanununa göre, Hazine ve Dış Ticaret Müstesarlığının bağlı bulunduğu bakandı. Yeni Bankalar Kanunda ise, ortakların iflasını, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun kararına istinaden Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun mahkemeden talepedebileceği öngörülmüştür. Alacaklıların banka ortaklarının şahsi sorumluluğu yoluna gödilmesi ve iflaslarına karar verilmesi için mahkemeye müracaat etmeleri söz konusu olamaz.

            3- Şirket Tüzel Kişiliğinin Sorumluluğu
            TTK. md. 269'a göre, anonim şirket, ".borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunan şirket.."tir. Maddedeki "yalnız mamelekiyle" ibaresini, "tüm mamelekiyle" şeklinde anlamak gerekir. Zira, anonim şirket alacaklılara karşı malvarlığına dahil unsurların tümü ile sorumludur. Bu itibarla, anonim şirkette, pay sahibinin sınırlı sorumluluğuna karşılık, şirket tüzel kişiliğinin sınırlı sorumluluğundan söz edilemez. 

            Şirket malvarlığı, değer itibariyle esas sermayede gösterilmiş itibari meblağdan çok veya az olabilir. Şirket malvarlığı sözleşmede belirtilen sermaye miktarından fazla ise, alacaklı sadece belirtilen meblağa değil, esas sermayeyi aşan kıymetlere de müracaat etme hakkını haizdir. Ancak şirket mameleki gösterilen sermayenin altına düşmüşse, açık kalan kısım için pay sahiplerine müracaat edilemez.

            Sonuç olarak, anonim şirketler hukukunda, "alacaklılara karşı, pay sahiplerinin herhangi bir sorumluluğu bulunmamakla birlikte, şirket tüzel kişiliği malvarlığının tümü ile sınırsız sorumludur" demek mümkündür. 

            II- Sınırlı Sorumluluk İlkesinin Üçüncü Şahıslara Etkisi
            Anonim şirkette pay sahibinin, "ortak" sıfatı ile tek borcu şirket sözleşmesiyle yüklendiği sermaye borcunu ödemekten ibarettir. Zira pay sahibi ile şirket tüzel kişiliği arasında şirket sözleşmesi ile doğan hukuki ilişkide, pay sahibi şirkete karşı sermaye (ve kararlaştırılmışsa tali edimler) borçlusu, buna karşılık şirketten tasfiye bakiyesi, kar gibi mali hakların alacaklısıdır.

            Pay sahibi, sermaye borcunu tam olarak ödedikten sonra artık şirkete ve şirket alacaklılarına karşı herhangi bir sorumluluğu kalmaz.(28) Bundan böyle pay sahibine ne şirketin, ne de alacaklarını şirketten tahsil edememiş şirket alacaklılarının başvurması söz konusu olamaz. Zira şirket tüzel kişiliğinin alacaklıları, onu teşkil eden pay sahiplerinin alacaklısı olarak kabul edilmezler.(29) Esasen şirket alacaklıları ile pay sahipleri arasında bir hukuki ilişki de mevcut değildir ve alacaklıların alacaklarının garantisini sadece şirket malvarlığı oluşturur.(30)

            Oysa iktisadi düzen içinde bütün işletmeler gibi anonim şirketlerin de en önemli kaynaklarından biri kredilerdir ve alacaklılara gerekli güvenliğin sağlanması şirkete kredi vermeyi düşünen kimseleri teşvik bakımından önem taşır.

            Diğer yandan, alacaklıların korunması, hukukun birleştirilmesi çabaları ve Avrupa'nın ekonomik birliğinin sağlanması çalışmalarının da bir parçasını oluşturmaktadır. Avrupa hukukunda birleştirilmesi öngörülen hükümler arasında alacaklıların korunmasına ilişkin olanlar dikkat çekmektedir. Öngörülen düzenlemelerde, şirket alacaklılarının bütün ülkelerde yeknesak bir himayeye sahip olmaları ve uluslararası piyasada yabanci bir şirketle ilişkiye giren kimselere, hiç olmazsa kendi ülkesinde aynı şirket tipi için sağlanan imkanlardan istifade etmelerinin sağlanmasına çalışılmaktadır. Roma Antlaşmasının 54. maddesinde (f 3/g) "şirketler için üye devletlerde istenen garantilerin, pay sahiplerinin olduğu kadar üçüncü kişilerin de menfaatlerini korumak için gerekli olduğu ölçüde ve eşdeğerde tutulması amacı" açıkca ifade edilmiştir. Bu maddede söz edilen şirketler Roma anlaşmasının 58/1. maddesinde belirtilmiş bulunan şirketler, yani kooperatifleri de içine alan tüm medeni hukuk ve ticaret hukuku şirketleridir. Diğer bir deyişle, sorumlulukları sermayeleri ile sınırlı limited ve anonim şirketlerde de alacaklıların menfaatlerinin korunması uluslararası hukukta üzerinde durulan meseleler arasındadır.

            Esasen, anonim şirketlerde, pay sahibinin sınırlı sorumluluğu ilkesinin getirdiği sakıncaları ortadan kaldırmak amacıyla, kanun koyucular şirket alacaklılarını koruyucu tedbirleri almayı ihmal etmemişlerdir.

            1- TTK.nda Öngörülen Hükümlerle Alacaklıların Korunması
            Ticaret Kanununun muhtelif hükümlerinde anonim şirket alacaklılarının korunmasına yönelik düzenlemeler mevcuttur.

            Herşeyden önce, anonim şirketlerde alacaklıların alacaklarının garantisini "şirket malvarlığı" oluşturduğundan, Kanunda sermayenin tesisi ve korunmasını sağlayan tedbirler alınmıştır. Bu konuya ilişkin düzenlemeler ile, sermayenin üçüncü kişilerce bilinmesi ve şirketin mali durumunun tesbiti bakımından, sermayenin muayyen olması ve bu muayyen sermayenin üçüncü kişiler lehine özel hükümlerle korunması sağlanmaya çalışılmıştır.(31) Bu amaçla, anonim şirketlerde asgari sermaye miktarı Kanunda tesbit edilmiş (TTK.md 269), şirketin kuruluşunda ayni sermaye getirilmesi halinde sermayenin değerinin tesbiti özel hükümlerle düzenlenmiş (TTK.md. 229, 293, 294, 303 son cümle, 307), itibari değerin altında bedelle hisse senedi çıkarılamıyacağı (TTK.md. 286) hükme bağlanmıştır. Keza, şirket kurucularına şirket sermayesinin azalmasına sebebiyet verecek menfaatlerin sağlanması (TTK.md. 298) ve kuruluştan sonra şirketin kendi hisselerin satın alması da (kural olarak) yasaklanmıştır (TTK.md.329). Ayrıca faaliyet esnasında esas sermaye için faiz ödenememesi ve gerçek kar olmadıkça kar payı dağıtılamaması (TTK.md.470-473), esas sermayenin yarısının karşılıksız kalması halinde genel kurulun derhal toplantıya çağrılması, 2/3'ünün karşılıksız kalması halinde ise genel kurulun bu sermayenin tamamlanmasına yahut kalan 1/3 ile yetinilmesine karar vermemesi halinde şirketin feshedilmiş sayılması (TTK.md. 324), esas sermayenin azaltılmasının özel hükümlere bağlanması (TTK.md. 396/1, 397, 398) vukuu muhtemel zararlar için yedek akçe ayrılması mecburiyeti (TTK.md. 466) alacaklıları koruyucu hükümler arasındadır.

            Tasfiye haline giren anonim şirketlerde alacaklıların ilan yoluyla daveti ve korunması ile ilgili tedbirler (TTK.md.438, 445, 446, 447/2-3) alındığı gibi, tasfiyesiz infisah hallerinde de alacaklılar lehine hükümler öngörülmüştür (TTK.md.451-454). İflas eden bir anonim şirkette ise yönetim kurulu üyeleri şirket alacaklılarına karşı, iflasın açılmasından önceki son üç yıl içinde kazanç payı veya başka bir ad altında hizmetlerine karşılık olarak aldıkları ve fakat münasip ücreti aşan ve bilanço münasip bir ücret miktarına göre tedbirli bir tarzda tanzim edilmiş olduğu takdirde, ödenmemeleri gereken paraları geri vermekle mükelleftirler (TTK.md. 474).

            Keza kurucuların, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğunu düzenleyen diğer hükümlerle de alacaklıların korunması sağlanmaya çalışılmıştır (TTK.md. 275/3, 301/2-3, 305-309, 336, 346, 339, 342, 392/2). Bunun gibi, yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisinin sınırlandırılması yahut temsilcilerin yaptıkları işlemlerin anasözleşmeye, genel kurul kararlarına ve iyiniyet kurallarına aykırı olması halinde, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunacağı TTK.md. 321/2 ve 4'de hükme bağlanmıştır.

            Bütün bunların yanı sıra, aleniyeti sağlayan hükümler de (TTK.md. 300, 438) şirketin ve pay sahiplerinin yanı sıra alacaklıların manfaatlerini menfaatlerini korumaya yöneliktir.

            Son olarak, şirketin kurulmasında, kanun veya anasözleşme hükümlerine uyulmaksızın alacaklıların veya pay sahiplerinin menfaatleri önemli ölçüde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, ilgili alacaklı veya pay sahiplerinin talebi üzerin mahkemece şirketin kurulmamış sayılmasına karar verebilmesinin de yine alacaklıları koruyan bir imkan olduğunu belirtmek isteriz.

            2- Alacaklıları Koruyucu Diğer Tedbirler
            Uygulamada, kanun koyucunun öngördüğü tedbirlerle alacaklıların her zaman yeterli derecede korunamadığı görülmektedir. Kanun koyucunun şirket ile üçüncü şahıslar arasında ortaya çıkabilecek her türlü ihtilafı önceden tesbit edip düzenlemesi beklenemez. Bu itibarla bazı hallerde alacaklılar lehine ek tedbirlerin alınması gerekebilir.

            Anonim şirketlerde, pay sahibinin sınırlı sorumluluğu ilkesinden istifade etmek ve tüzel kişilik zırhının arkasına gizlenip alacaklılar zararına menfaat temini yoluna gitmek suretiyle gerek tüzel kişiliğin, gerek sınırlı sorumluluk ilkesinin kötüye kullanılması her zaman mümkündür.(32) Bu itibarla bir anonim şirkete bir veya birkaç ortağın hakim olması halinde bu pay sahibi veya sahiplerinin doğrudan doğruya sorumlu kılınması, iş merkezinin tayini için anasözleşmeye değil, gerçeklere bakılması gerektiği doktrinde ileri sürülmektedir.(33) Böyle bir çözüm, sınırlı sorumluluk ilkesinin kaynağı açısından da isabetlidir. Zira bir veya birkaç ortak anonim şirketi, kendi adlarına bir ticari işletme gibi işletiyor ve şirket malvarlığı üzerinde sınırsız bir yetki kullanıyorlarsa, sorumluluklarının da sınırsız olması gerekmektedir. Nitekim Gower da, tüzel kişilik zırhının kaldırılıp anonim şirket ortaklarının şirket alacaklılarına karşı doğrudan doğruya sorumlu tutulması gereğini ifade ederken, bu durumun, şirket tüzel kişiliğini ortadan kaldırmayıp, sadece ortağın sınırlı sorumluluğunu, sınırsız sorumluluğa dönüştürmüş sayılması gerektiğini ifade etmektedir.(34)

            Hukukumuzda da, kanunun emredici hükümlerine aykırılık söz konusu olduğunda ve hakkaniyet ve hükümlerin gaye ve ruhunun gerektirdiği hallerde tüzel kişilik zırhı kaldırılarak bunun arkasındaki kimselere bakılabilmelidir.(35) Mesela, TTK.md. 435'e göre, anonim şirketin teşkilinden sonra pay sahibi sayısının beşin altına düştüğünün tesbiti ve buna dayanılarak fesih talebinde bulunulabilmesi tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile sağlanabilir.(36)

            SONUÇ
            Tüzel kişiliği haiz bir hukuk süjesi olarak anonim şirket ile pay sahipleri arasında, şirket akdinden doğan bir hukuki ilişki mevcuttur. Diğer yandan, üçüncü kişilerle yapılan çeşitli hukuki ilişkilerde borçlu ve alacaklı sıfatını anonim şirket kazanır. Pay sahibi ile şirket alacaklıları arasında düğüm noktası şirket olmasına rağmen, bu iki grup arasında hukuki bir bağlantı yoktur. Bunlar birbirleri karşısında üçüncü kişi durumundadır.

            Bu tesbitin şirket alacaklıları bakımından sonuçları şu şekilde ortaya çıkar:

            Alacaklılar, alacaklarının tahsili için ancak anonim şirkete başvurabilirler. Anonim şirket alacaklılara karşı bütün malvarlığı ile (sınırsız) sorumludur. Gerçi anonim şirketin sorumluluğu hukuken sınırsızdır, ama alacaklıların alacaklarını tahsil etmek imkanları şirket malvarlığı ile sınırlıdır. Bir başka ifade ile, malvarlığının ulaştığı değer, şirketin alacaklılara karşı sorumluluğu hususunda fiili bir sınır teşkil etmektedir. Mevcut malvarlığı, alacaklıları tatmine kafi gelmiyorsa, alacaklılar pay sahiplerine başvuramazlar.

            Şirket alacaklıları ile pay sahipleri arasında bir hukuki ilişki, özellikle sorumluluk ilişkisinin bulunmaması bazan adil olmayan sonuçlar ortaya çıkarabilir. Özellikle, sınırlı sorumluluk ilkesinden istifade etmek için, bir büyük pay sahibi ile ikişer üçer hisse sahibi dört ortaktan (saman adam) kurulmuş bir anonim şirkette veya bir aile şirketinde, adeta bir sınırlı sorumlu ticari işletme ortaya çıkmaktadır.(37) Bu gibi hallerde kanun koyucunun öngördüğü tedbirler kafi gelmemektedir; bu itibarla hiç olmazsa belirli bazı hallerde alacaklılara ek korunma imkanları tanınmalıdır.

            Esasen, tüzel kişiliğe sahip şirket ile pay sahipleri arasındaki ayrımın kesin sınırları mevcut değildir. Tüzel kişilik, sonuçta sosyal hayatın hizmetine sunulmuş bir araçtır. Hukuk düzeni karşısında hakların ve borçların sahibi tüzel kişilik olmasına rağmen, bu hak ve borçlardan nihai olarak istifade edenler pay sahipleridir. Bu itibarla, tüzel kişilik ve sınırlı sorumluluk, hukuk düzeninin öngördüğü şekil ve sınırlar içerisinde kullanılmalıdır. Aksine, gerçek kişilerin, hukuka aykırı, gayrimeşru amaçlara ulaşmak ve sorumluluklarını sınırlandırmak için kullandıkları bir araç, arkasına gizlendikleri bir perde olmamalıdır. Bu gibi durumlarda tüzel kişilik zırhı aşılarak, pay sahipleri doğrudan takip edilebilmelidir.

            Alacaklılara, pay sahiplerine başvurma imkanının tanınması, sınırlı sorumluluk ilkesinin çiğnenmesi sonucunun doğurur izlenimi vermekte ise de, bu ilkenin meşru sınırlar içinde kalındığı ölçüde korunması gerektiğini belirtmek gerekir. Bu sınır aşılarak sınırlı sorumluluk imtiyazından yararlanmak, kanaatimizce hakkın kötüye kullanılmasından başka bir şey değildir.

            (1) Karayalçın, Y.: Ticaret Hukuku II. Şirketler Hukuku, Ankara 1973, s. 81.
            (2) Eren, F.: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul 1998, s. 80.
            (3) Deschenaux, H./Tercier, P.: La Responsabilité Civile, Bern 1975, s. 29; von Tuhr, A.: Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, C. 1-2, Ankara 1983, s. 18; Eren, s. 80.
            (4) Schwarz, A.: Borçlar Hukuku Dersleri, C.I, (Çev.Davran), İstanbul 1948, s. 76 vd.;  Eren, s. 81 vd.; İnan, A.N. Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, I. Kitap, Ankara 1971, s. 64-65; Tandoğan, H.: Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara 1961, s. 3 vd.; İmre, Z.: Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İstanbul 1949, s.7.
            (5) Şahıs ile sorumluluk hakkında geniş bilgi için bkz. Schwarz, s. 82 vey aynı eser s. 82 dpn. 7'de gösterilen eserler.
            (6) Hukukumuzda istinai bazı hallerde ve bilhassa nafaka borçlarının ödenmesinde on günden üç aya kadar hapis cezası (İİK.md.344) ve borçlunun desiseli veya hileli hareketlerine karşı bazı hapis cezaları (İİK.md.331) konulmuştur.
            (7) Mesela, irad senetlerinden dolayı sorumlulukta yalnız rehnedilen gayrimenkulle sorumluluk söz konu olur (MK.md.817); keza donatan bazı alacaklara karşı sadece gemi ve navlun ile sorumludur (TTK.md.948).
            (8) Mesela kefilin temin edeceği borcun miktarı sözleşmede gösterilmek zorundadır (BK.md.484). 
            (9) Bu görüşler için bkz. Gower, L.C.B.: The Principles of Modern Company Law, London 1979, s. 45 vd. 
            (10) Smith, A.: Wealth of Nations, II, (Book V), London 1922, s. 232.
            (11) Biermann, H.G. Die haftungsverhältnisse der Deutsch un Schweizerischen Gmb.H., Basel 1958, s. 15.
            (12) Biermann, s. 9.
            (13) Hukukumuzda limited şirket ile anonim şirketlerde pay sahiplerinin sorumluluğu birbirine yakındır. Bu düzenlemenin yerindeliği tartışılabilir. Zira limited şirketlerde idare hakkı pay sahiplerine aittir. Pay sahipleri şirketin geleceğine hakim olduğu gibi sermaye üzerindeki tasarruf yetkileri de anonim şirket pay sahibine oranla çok daha geniştir. Bu bakımdan hukukumuzda limited şirketlerde yetki-sorumluluk dengesi tam olarak kurulmuştur denilemez. Bununla birlikte anonim şirket pay sahibine oranla limited şirket ortaklarının sorumluluğunu genişletici bazı istisnalar getirilmiştir. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Ayhan, R.: Limited Şirketlerde Ortakların Sorumluluğu, Konya 1988.
            (14) İlk anonim şirket türü olarak kabul edilen şirket 1407 yılında Cenova'da kurulmuş Casa di San Giorgio bankası olup, aslında devlete para ikraz edenlerin birleşmesinden meydana gelmişti (Arslanlı, H.: Anonim Şirketler I, Umumi Hükümler, İstanbul 1959, s. 1; Poroy (Tekinalp/Çamoğlu): Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 1997, s. 6 ve 226 vd.
            (15) Arslanlı, s. 1; Poroy (Tekinalp/Çamoğlu), s.226-227.
            (16) Bkz. Arslanlı, s. 1. 
            (17) Kanun 15 Eylül 1807 tarihli olup, 1 Ocak 1808'de yürürlüğe girmiştir. Tarihçe için bkz. Hamel, J/Lagarde, G.: Traité de Droit Commerciale, Paris 1954, s. 30 vd.
            (18) Sınırlı sorumluluk ilkesinin tarihçesi için bkz. Gower, s. 43 vd. 
            (19) "Anonim şirket sermaye şirketi olup, velev infisah etmiş olsa dahi, şirket borcundan dolayı şeriklerin şahsen dava ve edilmelerine kanuni mesağ yoktur." YİİD. 23.5.1968, E. 5614, K.5491, Domaniç, H.: Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, TTK. Şerhi II, İstanbul 1988, s. 45.
            (20) Anonim şirketlerde pay sahibinin tek borcu vardır. Bu da taahhüt ettiği payların karşılığını ifadır. Pay sahibine nitelik ve türü ne olursa olsun dolaylı veya doğrudan başka borç yüklenemez (TTK.md.405/1). Bkz. Tekinalp(Poroy/Çamoğlu, s. 533.
            (21) Tekinalp (Poroy/Çamoğlu), s. 546.
            (22) Kuruluşta veya sermaye artırımı esnasında nakdi sermaye taahhüdünde bulunulmuşsa, ana sözleşme veya genel kurul kararı ile daha yüksek oranda ödeme öngörülmeyen hallerde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 1995/1 sayılı tebliği gereği, ana sözleşmenin sermaye maddesinde, nakdi sermayenin ¼'ünün ödendiği veya kuruluşun veya sermaye arttırımının tescili tarihinden itibaren 3 ay içinde ödeneceği, kalanın da en geç üç yıl içinde olmak üzere, şirkete ödenme zamanı belirtilmek zorundadır.
            (23) "Şirket borçlarından sadece tüzel kişi sorumludur. Şirket alacaklıları İİK.md.89'da belirtilen haller dışında ortaklara rücu edemezler" Domaniç, s. 14.
            (24) Arslanlı, s. 18. 
            (25) 23.6.1958 tarih ve 7129 sayılı daha önceki Bankalar Kanunu'nda ortakların iflasından söz edilmiyor, sadece idarecilerin (yönetim kurulu ve komitesi mensupları, imza yetkili memurları) iflasının istenebileceği öngörülüyordu. 
            (26) Kanun yürürlüğe girdiğinde bu oran % 10 idi. Daha sonra, 538 sayılı KHK. ile  % 5'e indirilmiştir.
           (27) Reisoğlu, S.: Bankalar Kanunu Şerhi, Ankara 1998, s.771; Tekinalp, Ü.: Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 1988, s. 109. 
            (28) Ripert, G./Roblot, R. : Droit Commercial, T.I, Paris 1980, s. 689.
            (29) Hamel/Lagarde, s.500.
            (30) Ripert/Roblot, s.477.
            (31) Karayalçın, s. 85.
            (32) Rodière, R.: Droit Commercial, Groupements Comerciaux, Paris 1971, s. 22-23; Gower, s. 113-114; Ripert/Roblot, s. 473.
            (33) Gower, s. 114 vd.; Rodière, s. 22 vd.;  Ripert/Roblot, s. 473 vd.
            (34) Gower, s. 114.
            (35) Ülkemizde tüzel kişilik zırhının kaldırılması daha çok vergi işlerinde görülmektedir. Danıştay 4. Dairesi, E.1961/4471, K.1962/644 sayılı kararında; "Esasen vergi kanunları hadiseleri mücerret hukuki durum olarak değil, fiili durum olarak mütalaa eder. Hadisede, davacının ortağı bulunduğu . Limited Şirketi, beşi aynı ve diğer ikisi bir soyadını taşıyan ortaklardan kurulmuş olup, bu durumdan bilistifade ortakların şahsi menfaatlerini korumak hususunda her kararı istedikleri şekilde almaları mümkün bulunmaktadır." diyerek tüzel kişilik perdesini kaldırmıştır. Bkz. Poroy (Tekinalp/Çamoğlu), s. 90.
            (36) Poroy (Tekinalp/Çamoğlu), s. 90; Ansay, T. Anonim Şirketler Hukuku, Ankara 1982, s. 24.
            (37) Bkz. Rodiere, s. 23.